13 Haziran 2012 Çarşamba

TTD Çukurova Şubesi üyesi Dr.Ersin Arslan'ın anısına "Nedenleri ve Sonuçlarıyla Sağlıkta Şiddet" Paneli...


TÜRK TORAKS DERNEĞİ
Çukurova Şubesi
Türk Toraks Derneği
Meslek şehidimiz, üyemiz Dr. Ersin ASLAN'ın anısına...
PANEL
NEDENLERİ VE SONUÇLARIYLA SAĞLIKTA ŞİDDET

15.00-15.15 Dr. Adem YILMAZ, TTD Çukurova Şube Başkanı,                                                                  Açılış konuşması

MODERATÖR: Dr. Ali KOCABAŞ, Çukurova Üniversitesi Tıp Fak. Göğüs Hst. A.B.D.
                         Dr. Canan KARAMAN, Nizip Devlet Hastanesi, Gaziantep
15.15-15.35 Dr. Levent ELBEYLİ, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fak. Göğüs Cerrahisi A.B.D.

Dr. Ersin Aslan'ın ardından

15.35-16.05 Dr. Sedat ALTIN, Türk Toraks Derneği Genel Başkanı
Derneğimizin sağlık politikalarına bakışı ve sağlıkta şiddet

16.05-16.35 Dr. Eriş BİLALOĞLU, TTB Merkez Konsey Başkanı
TTB sağlıkta şiddet; neredeyiz ne yapıyoruz?

16.35-17.00 Tartışma
17.00-17.30 Kahve arası

17.30-18.15 Dr. Abdullah Coşkun YORULMAZ, İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp A.B.D.
Yeni Yasal Düzenlemeler Çerçevesinde Hekim Savunma Stratejileri

18.15-18.35 Tartışma

19.00 Akşam yemeği

Tarih:   16 Haziran 2012, Saat: 15.00-19.00
Yer:      Tuğcan Otel- Gaziantep

STE Onay No: 2012.STE.STEK04.86
Bu Toplantı ASTRA-ZENECA Tarafından koşulsuz desteklenmiştir.

KONFERANS “Sağlık Çalışanlarına Yönelik Şiddet”...


KONFERANS
“Sağlık Çalışanlarına Yönelik Şiddet”

Prof. Dr. Hamit HANCI
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilimdalı Öğretim Üyesi


SAĞLIK-SEN İZMİR ŞUBESİ
İZMİR DR. SUAT SEREN GÖĞÜS HASTALIKLARI VE CERRAHİSİ EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ
İŞBİRLİĞİYLE


TARİH 
18 Haziran 2012 Pazartesi
12:30 - 14:00
İzmir Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Konferans Salonu İzmir


6 Haziran 2012 Çarşamba

Türkiye Psikiyatri Derneği'nden Bölgesel Eğitim Destekleme Toplantıları "Adli Psikiyatri Kursu"...


TPD Bölgesel Eğitim Destekleme Toplantıları İstanbul Adli Psikiyatri Kursu 9 Haziran Cumartesi yapılacak

Türkiye Psikiyatri Derneği 
Bölgesel Eğitim Destekleme Toplantıları 
 
TPD Genel Merkezi ve TPD İstanbul Şubesi  
 
Değerli meslektaşımız, 
Üyelerimizden gelen yoğun talebi dikkate alarak Şubelerle işbirliği içinde bir 
eğitim  dizisiyle  tüm  bölgelere  eğitim  desteği  verilmesi  planlanmıştır.  Bu 
etkinliklerden  birini  de  İstanbul’da  gerçekleştiriyoruz.  Her  klinisyenin 
gündemindeki  en  önemli  konuları  ele  almaya  çalışacağımız  bu  etkinlikleri, 
Şubelerle  işbirliği  içerisinde  hızla  tüm  bölgelere  ulaştırmayı  düşünüyoruz. 
Tüm  TPD  üyelerine  açık  olan  bu  eğitim  etkinliğine  sizleri  davet  ediyor  ve 
geribildirimlerinizle  bu  etkinlikleri  hep  birlikte  daha  ileriye  taşımayı 
öneriyoruz.
 
Psikiyatri ve Yasal Süreçler: Ne Yapmalı? Nasıl Yapmalı?  
Sık karşılaşılan Adli Sorunlar ve Çözüm Önerileri 
 
Konuşmacılar     : Dr. Can Ger, Dr. Fatih Öncü  
 
10.00- 10.30        Bilirkişilik ve bilirkişinin hak ve görevleri  
10.30- 11.00        Medeni hukuk kapsamında psikiyatrik bilirkişilik 
11.00- 12.00        Olgular çerçevesinde medeni hukukla ilgili psikiyatrik kanı oluşturma  
12.00- 12.20        Ara 
12.20- 13.00        Psikiyatri’de Güncel - Adli Psikiyatri   
13:00- 13:30       Öğle Yemeği 
13.30- 14.00       Ceza hukuku kapsamında psikiyatrik bilirkişilik  
14.00- 15.00       Olgular çerçevesinde ceza hukukuyla ilgili psikiyatrik kanı oluşturma 
15.00- 15.30       Rapor yazma 
15.30- 15.50       Ara 
15.50- 16.30       Psikiyatri’de Güncel -Adli Psikiyatri 
 
Bu eğitim etkinliği TPD Genel Merkezi ve TPD İstanbul Şubesi  
işbirliği ile düzenlenmektedir. Toplantı TTB ve TPD’nin  “İlaç Endüstrisi Hekim 
İlişkileri Etik Kurallar Yönetmeliğine” uyumlu olarak düzenlenmektedir.   
 
9 Haziran 2012 Cumartesi / Byotell İstanbul  
Önemli not: Toplantıya kayıt için aşağıdaki e- posta adresine; ad- soyad- çalıştığı kurum, e -posta adresi ve telefon numarası ile başvuru yapılması gerekmektedir. Toplantıya katılım 
toplantının daha verimli olması için 40 kişi ile sınırlı tutulacaktır.   
Tüm katılımcıların internet sitemizdeki bilgilerini güncellemiş olmaları ve   
derneğimize aidat borçlarının bulunmaması beklenecektir.   
Başvuru adresi:  evrimtellioglu@gmail.com
 
Astra Zeneca İlaç tarafından koşulsuz eğitim desteği ile desteklenmektedir.

Türkiye Psikiyatri Derneği Bölgesel Eğitim Destekleme Toplantıları Adana Toplantısı

Türkiye Psikiyatri Derneği 
Bölgesel Eğitim Destekleme Toplantıları 
 
TPD Genel Merkezi ve TPD Adana Şubesi  
 
Değerli meslektaşımız, 
Üyelerimizden gelen yoğun talebi dikkate alarak Şubelerle işbirliği içinde bir 
eğitim  dizisiyle  tüm  bölgelere  eğitim  desteği  verilmesi  planlanmıştır.  Bu 
etkinliklerden  birini  de  Adana’da  gerçekleştiriyoruz.  Her  klinisyenin 
gündemindeki  en  önemli  konuları  ele  almaya  çalışacağımız  bu  etkinlikleri, 
Şubelerle  işbirliği  içerisinde  hızla  tüm  bölgelere  ulaştırmayı  düşünüyoruz. 
Tüm  TPD  üyelerine  açık  olan  bu  eğitim  etkinliğine  sizleri  davet  ediyor  ve 
geribildirimlerinizle  bu  etkinlikleri  hep  birlikte  daha  ileriye  taşımayı hedefliyoruz. 
 
16 Haziran 2012 Cumartesi / Hilton Hotel-Adana 
 
Önemli not: Toplantıya kayıt için aşağıdaki e-posta adresine; ad-soyad-çalıştığı kurum, e-posta adresi ve telefon numarası ile başvuru yapılması gerekmektedir. Toplantıya katılım 
toplantının daha verimli olması için 40 kişi ile sınırlı tutulacaktır.  
Tüm katılımcıların internet sitemizdeki bilgilerini güncellemiş olmaları ve  
derneğimize aidat borçlarının bulunmaması beklenecektir.  
 
Başvuru adresi: tpdsekreter@psikiyatri.org.tr 
 
Bu eğitim etkinliği TPD Genel Merkezi ve TPD Adana Şubesi  
işbirliği ile düzenlenmektedir. Toplantı TTB ve TPD’nin “İlaç Endüstrisi Hekim 
İlişkileri Etik Kurallar Yönetmeliğine” uyumlu olarak düzenlenmektedir.  
TTB Kredisi ile kredilendirilecektir. 
 
 Program  
 
10.30-12.00 Psikiyatri uzmanının en sık karşılaşacağı adli konular  
      (Hüseyin Soysal) 
En sık karşılaşılan on konu: Sorular ve yanıtları (60 dakika) 
Olgunuzu sorun birlikte tartışalım (30 dakika) 
12.00-13.00 Öğle Yemeği 
13.00-14.30 Dirençli depresyonda hangi algoritmayı izlemeli?    
      Ayırıcı tanıdan kompleks sağaltımlara (Çağdaş Eker) 
14.30-14.45 Kahve arası 
14.45-16.15 Olgu örnekleri ile aile içi şiddet yaşayan kadına psikiyatri  
      polikliniğinde yaklaşım (Ayşegül Aksakal) 
16.15-16.30 Kahve arası 
16.30-18.00 Olgu örnekleriyle şizofreni tedavisinde kılavuzlar ve günlük 
      uygulamada sık karşılaşılan sorunlar (Ömer Böke) 
18.00-18.30 Genel tartışma ve  değerlendirme 
 
ARİS İlaç AŞ tarafından koşulsuz eğitim desteği ile desteklenmektedir.  

Bölgesel Eğitim Destekleme Toplantıları Trabzon Toplantısı 23 Haziran 2012 Cumartesi günü yapılıyor

Türkiye Psikiyatri Derneği
Bölgesel Eğitim Destekleme Toplantıları 
 
TPD Genel Merkezi ve TPD Trabzon Şubesi  
 
Değerli meslektaşımız, 
Üyelerimizden  gelen  yoğun  talebi  dikkate  alarak Şubelerle  işbirliği  içinde  bir  eğitim dizisiyle tüm bölgelere eğitim desteği verilmesi planlanmıştır. Bu etkinliklerden birini de  Trabzon’da  gerçekleştiriyoruz.  Her  klinisyenin gündemindeki  en  önemli  konuları ele  almaya  çalışacağımız  bu  etkinlikleri,  Şubelerle  işbirliği  içerisinde  hızla  tüm bölgelere ulaştırmayı düşünüyoruz. Tüm TPD üyelerine açık olan bu eğitim etkinliğine sizleri  davet  ediyor  ve  geribildirimlerinizle  bu  etkinlikleri  hep  birlikte  daha  ileriye taşımayı öneriyoruz.
 
Program  
 
10.30-12.00 Psikiyatri uzmanının en sık karşılaşacağı adli konular  
      (Fatih Öncü) 
En sık karşılaşılan on konu: Sorular ve yanıtları (60 dakika) 
Olgunuzu sorun birlikte tartışalım (30 dakika) 
12.00-13.00 Öğle Yemeği 
13.00-14.30 Dirençli depresyonda hangi algoritmayı izlemeli?    
      Ayırıcı tanıdan kompleks sağaltımlara (Çağdaş Eker) 
14.30-14.45 Kahve arası 
14.45-16.15 Olgu örnekleri ile aile içi şiddet yaşayan kadına psikiyatri  
      polikliniğinde yaklaşım (Leyla Gülseren) 
16.15-16.30 Kahve arası 
16.30-18.00 Olgu örnekleriyle şizofreni tedavisinde kılavuzlar ve günlük 
      uygulamada sık karşılaşılan sorunlar (Meram Can Saka) 
18.00-18.30 Genel tartışma ve  değerlendirme 
 
Bu eğitim etkinliği TPD Genel Merkezi ve TPD Trabzon Şubesi işbirliği ile düzenlenmektedir. Toplantı TTB ve TPD’nin “İlaç Endüstrisi Hekim İlişkileri Etik Kurallar Yönetmeliğine” uyumlu olarak düzenlenmektedir. TTB Kredisi ile kredilendirilecektir. 
 
23 Haziran 2012 Cumartesi / Novotel-Trabzon 
Önemli not: Toplantıya kayıt için aşağıdaki e-posta adresine; ad-soyad-çalıştığı kurum, e-posta adresi ve telefon numarası ile başvuru yapılması gerekmektedir. Toplantıya katılım 
toplantının daha verimli olması için 40 kişi ile sınırlı tutulacaktır.  
Tüm katılımcıların internet sitemizdeki bilgilerini güncellemiş olmaları ve  
derneğimize aidat borçlarının bulunmaması beklenecektir.  
Başvuru: evrimozkorumak@yahoo.com 
 
ARİS İlaç AŞ tarafından koşulsuz eğitim desteği ile desteklenmektedir. 

5 Haziran 2012 Salı

TJOD’DEN SAĞLIK HAKKI İLE İLGİLİ YENİ ANAYASA İÇİN ÖNERİLER...


Yeni Anayasa’da Sağlık Hakkı’nın 17. madde dışında ayrıca ele alınması ve değişmesi önerisinin gerekçesi TJOD Etik ve Hukuk Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ahmet Nezih Kök tarafından yazıldı.
TJOD’DEN SAĞLIK HAKKI’NIN YENİ ANAYASA’DA YER ALMASIYLA İLGİLİ DEĞERLENDİRME VE ÖNERİLER
Yeni Anayasa’da Sağlık Hakkı’nın 17. madde dışında ayrıca ele alınması ve değişmesi önerisinin gerekçesi TJOD Etik ve Hukuk Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ahmet Nezih Kök tarafından   yazılmış ve Yönetim Kurulumuz’ca kabul görerek kamuoyunun bilgisine sunulmasına karar verilmiştir. İlgili taraflarca Sağlık Hakkı ile ilgili yeni bir madde oluşturulması halkımızın hakkıdır ve yararına olacaktır.
Prof. Dr. İsmail Mete İtil TJOD Yönetim Kurulu Başkanı
SAĞLIK HAKKI
Prof.Dr. Ahmet Nezih Kök
İnsanlık tarihinin gelişim sürecinde bilim ve teknolojinin insan hayatına en büyük artı değeri, insan ihtiyaçlarının karşılanmasında kalitenin yükseltilmesidir. Temel insan ihtiyaçlarının karşılanması aslında yaşamın devamına yönelik bir araç olup asıl olan yaşamın sürdürülmesidir. 
İnsanın en büyük zenginliği olan yaşamı kaliteli kılan en önemli değer ise sağlıktır. Bu nedenle insanlık tarihinin en eski mesleklerinden birisi olarak hekimlik, yaşamın kalitesini ortaya koyan sağlığın korunması ve bozulan sağlığın yeniden kazanılması çabasıdır. Bu çabayı gösteren meslek insanı ise hekimdir. Hekim, asırlar boyunca mesleğini icra ederken bu gün de geçerli olan Hipokratik etik ilkeleri kendisine rehber edinmiştir.
Avrupa’da 18.yüzyılda yaşanan “Aydınlanma Çağı” ile birlikte sosyal yaşam literatürüne giren otonomi (özerklik) kavramının tıp etkinliğine yansıması “Özerkliğe Saygı İlkesi” şeklinde olmuştur. Özerk bireyin tanımı, bireyin kendisi ile ilgili konularda alınacak karara aktif bir şekilde katılmayı gerektirir. Tıp gibi çok derin ve geniş bilginin bulunduğu bir etkinlik alanında kişinin özerk birey olarak karara katılabilmesinin ön şartı gerekli bilgiye sahip olmasıdır. Bu nedenle tıpta özerkliğe saygı ilkesi, hekime hastasını bilgilendirme görevi getirmiştir. Bilgilendirmenin yeterli olduğu durumlarda hastanın kararına herkesin saygı göstermesi özerkliğe saygı ilkesinin hayata geçirilmesi açısından son derece önemlidir.
Tıp etkinlik alanı, yaşam hakkı ve bu hakkın en önemli bileşeni olan vücut bütünlüğüne dokunulamayacağı ilkesi ile iç içedir. Yaşam hakkı ve vücut bütünlüğüne dokunulamayacağı ilkesi temel insan haklarından olup Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi uluslararası hukuki metinlerde ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 17.maddesinde hukuki güvence altına alınmıştır.
17. Madde “ 1/ Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. 2/ Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.”
Madde tüm hakların ön şartı niteliğinde olan yaşama hakkını ve vücut bütünlüğüne dokunulamayacağı ilkesini belirtirken vücut bütünlüğüne dokunabilmenin en önemli istisnasını, tıbbi zorunluluğu, belirtmiştir. Bu madde hekimlik mesleğinin çerçevesini çizerek, tıbbi zorunluluk hallerinde kişinin vücut bütünlüğüne dokunulabileceğini belirtip başlangıçta hukuka aykırı olarak nitelendirilecek tıp uygulamalarını hukuka uygun hale getirmektedir.
Öğretide tıbbi zorunluluk halinde yapılacak tıbbi müdahalede mutlaka tıbbi endikasyon bulunması gerektiği görüşü hakimdir. Bu nedenle gerek Anayasa’nın 17.maddesinde gerekse çocuk düşürtme ile ilgili olarak Türk Ceza Kanunu’nun 99. Maddesinde tıbbi zorunluluk endikasyonu gerektirmektedir. Endikasyon, yani tıbbi zorunluluk üzerine tıbbi müdahale yapılacak kişiyi ilgilendiren bir kavramdır. Oysaki canlıdan canlıya yapılan organ nakillerini, organı veren kişi açısından, tıbbi endikasyon ile açıklamamız mümkün değildir. Keza tıbbi endikasyon bulunmayan bir kadının memelerini büyütme     (genel olarak estetik cerrahı) operasyonunu tıbbi müdahale olarak kabul etmemek pek mümkün görülmemektedir.
Tıbbi müdahalelerde tıbbi endikasyon kavramının haricinde sosyal endikasyon kavramının da kabulü olanaklı olmalıdır. Ülkemizde son dönemde yapılan yüz nakillerinde sosyal endikasyonun tıbbi endikasyonun önüne geçtiğini kesinlikle kabul etmemiz gerekmektedir. Nitekim, 1998 sayılı Hasta Hakları Yönetmeliği’ne göre; sağlık hizmetlerinden yararlanma ihtiyacı olan herkes hastadır ve bu nedenle hasta haklarından yararlanmalıdır. Bu nedenle bir sağlık hizmetine ihtiyacın belirlenmesinde özerkliğe saygı ilkesi de göz önüne alındığında hekim kadar hasta da söz sahibi olmalıdır. Bu bağlamda verilebilecek en önemli ve etkili örneklerden birisi rahim tahliyesidir.
Ülkemizde 24 Mayıs 1983 tarihinde kabul edilerek 18059 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandığı 27 Mayıs 1983 tarihinde yürürlüğe giren 2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun’un amacı 1.maddede belirtildiği üzere, nüfus planlaması esaslarını, gebeliğin sona erdirilmesi ve sterilizasyon işlemlerini, acil müdahale hallerini düzenlemektir. Kanunun 5.maddesi 1.fıkrası ile gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar isteğe bağlı rahim tahliyesine izin verilmiştir. Bu kanun öncesi anne isteğine bağlı olarak gebeliğin sonlandırılması mümkün değildi. 1983 yılında yapılan bu düzenlemeden önce 1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 468.maddesi 1.fıkrasına göre rızası olan bir kadının çocuğunu düşürten kimseye ve kadına iki seneden beş seneye kadar hapis cezası hükmedilmekteydi. Bu kanun hükmü nedeni ile çoğu kadın maalesef kendi bilgileri ve olanakları ile gebeliği sonlandırmak istemekte bunun sonucunda da maalesef çoğunlukla ya yaşam haklarını kaybetmekte ya da ciddi komplikasyonlarla uğraşmak zorunda kalıyordu. Hatta bu nedenle Kadın Doğum Kliniklerinde “septik” servisler açılmak zorunda kalınmıştır.
1983 yılında 2827 sayılı Kanun ile getirilen yeni düzenlemeler derhal 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda yerini almış ve kadının rızası öne çıkarılarak on haftaya kadar rahim tahliyesi yasal hale gelmiştir. Bu anlayış 2005 yılında kabul edilen ve halen yürürlükte olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda da (Madde 99) korunmuştur. Anne isteğine bağlı küretajın geçmişte yasa ile kısıtlanması nedeni ile hayatını kaybeden annelerin durumunu günümüzde yorumlamak ne kadar güç ise, yarın da bugünkü düşüncelerle, özerkliğe saygı ilkesi açısından örnek olarak; anne istemli sezaryene engel olmayı anlamak, o kadar güç olacaktır.
Yukarıda belirtilen nedenlerle; temel hakların ve ödevlerin çerçevesini çizen temel norm niteliğindeki yeni bir anayasa hazırlanma sürecinde başta İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi olmak üzere uluslar arası nitelikteki tıbbi hukuki metinler gözden geçirilerek yaşama hakkının kalitesini ortaya koyan “Sağlık Hakkı”nın “Yaşam Hakkı”ndan ve “İşkence Yasağı”ndan ayrı bir maddede ele alınması daha anlamlı olacaktır. Maddede sağlık ve hasta kavramı mutlaka belirtilerek hastanın yasalara ve etik ilkelere aykırı olmamak üzere bilgilendirmenin usule uygun olarak yapılması sonucu özerkliğe saygı ilkesi gereğince tıbbi müdahale ile ilgili tercihlerine saygı gösterilmesi vurgulanmalı, hekim ve hasta arasındaki vekalet sözleşmesinin esasını oluşturan güven unsurunu ortaya koyan bir düzenlemeye gidilmelidir.

Türkiye Klinikleri Adli Tıp Dergisi yeni sayı yayınlandı...


Adli Tıp Dergisi

Yıl: 2012 Cilt: 9 Sayı: 1
Basıma Veriliş Tarihi: 24.05.2012

Bu sayının içindekiler



EDİTÖRDEN
 Editörden
Prof.Dr. Sermet KOÇ

ORİJİNAL ARAŞTIRMA
 Manubriomezosternal Bileşke Kemikleşme Derecesine Göre Türk Toplumunda Yaş Tahmini
Muhammed Nabi KANTARCI, Bülent KARAMAN, Bilal BATTAL, Yalçın BOZKURT, Eyüp KANDEMİR
Turkiye Klinikleri J Foren Med 2012;9(1):1-6
 [Abstract [Abstract (Turkish) [PDF 

 Adli Tıp Hekimlerinin Genital Muayene Olgularına Yaklaşımlarının Değerlendirilmesi
Ahsen KAYA, Beytullah KARADAYI, M. Özlem KOLUSAYIN OZAR, Abdi ÖZASLAN
Turkiye Klinikleri J Foren Med 2012;9(2):7-12
 [Abstract [Abstract (Turkish) [PDF 

 Çocukların Birbirlerine Uyguladıkları Cinsel İçerikli Fiiller
Altan EŞSİZOĞLU, İnan KESER
Turkiye Klinikleri J Foren Med 2012;9(1):13-9
 [Abstract [Abstract (Turkish) [PDF 

 Bir Üniversite Hastanesine Adli Psikiyatrik Muayene Amacıyla Gönderilen Çocuk ve Ergenlerin Değerlendirilmesi
Çilem BİLGİNER, Selma TURAL HESAPÇIOĞLU, Sema KANDİL
Turkiye Klinikleri J Foren Med 2012;9(1):20-7
 [Abstract [Abstract (Turkish) [PDF 

 İstanbul’da Adli Otopsisi Yapılmış Gebelik ile İlişkili Anne Ölümleri
İpek ESEN MELEZ, Esat ŞAHİN, Ahmet Selçuk GÜRLER, Deniz Oğuzhan MELEZ, Muhammed Feyzi ŞAHİN, Abdullah AVŞAR, Yalçın BÜYÜK
Turkiye Klinikleri J Foren Med 2012;9(1):28-36
 [Abstract [Abstract (Turkish) [PDF 

DERLEME
 Yara Yaşı Tahmininde RNA’nın Kullanımı
H. Nihal AÇIKGÖZ, Leyla Elmas KILINÇARSLAN, Ali AÇIKGÖZ, Yaşar BİLGE
Turkiye Klinikleri J Foren Med 2012;9(2):37-41
 [Abstract [Abstract (Turkish) [PDF 

 Adli Tıpta Akarların Rolü
H. Nihal AÇIKGÖZ, Leyla Elmas KILINÇARSLAN, Ali AÇIKGÖZ
Turkiye Klinikleri J Foren Med 2012;9(2):42-5
 [Abstract [Abstract (Turkish) [PDF 

NOTLAR
 DUYURULAR

4 Haziran 2012 Pazartesi

Bilimsel Yayınlarda Taraf Tutma...


Sağlık Bilimlerinde Süreli Yayıncılık- 2008 / Türk Tıp Dizini’nden
Yazar: Prof. Dr. Hamdi AKAN. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hematoloji Bilim Dalı, Tıp Eğitimi ve Bilişimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi. hamdiakan@gmail.com
Bir araştırmanın yayın haline gelmesi uzun ve sıkıntılı bir süreçtir. Bu süreçte çok farklı aşamalarda hatalar olabilir. Bu hatalar, çalışma tasarım hatası, çalışma popülasyonu seçim hatası, örneklem sayısı hatası, çalışmanın yürütülmesi sırasında çalışma protokol ya da projesine uyulmaması, çalışma sonunda veri giriş hatası, istatistik yöntem seçim hatası gibi metodolojik ya da sistematik olmayan hatalar olabilir. Bu hataların bir kısmı uygun kalite kontrol sistemleri kurularak önlenebilirse de; bir kısmı ancak çalışma bittiği zaman ortaya çıkar ve artık düzeltilmesi olanaklı değildir ve o çalışmanın çöpe girmesine yol açabilir.İstemeden yapılan bu tip hataların dışında, sistematik olarak çalışmanın gidişini belirli bir yöne doğru etkileyecek şekilde yapılan hatalar vardır ki bunlar “taraf tutma” başlığı altında toplanabilir. Yabancı literatürde bu konu “bias” başlığı altında ele alınmaktadır.
Bias’ın kelime karşılığı “önyargı” olarak görülebilir ve genelde bir kişinin karar ve yargılarında görüşleri ve ideolojik tercihleri nedeni ile taraf tutması anlamına gelir. Ancak taraf tutma ya da önyargılı olma koşulu ancak bu yargının objektif ya da normal olarak kabul edilemeyeceği durumlar için söz konusudur. Bilimsel çalışmalar açısından bakılırsa, sonuçların gerçek olandan sistematik olarak farklı çıkmasına yol açabilecek her türlü süreç bu kavrama girer. Bir hatanın taraf tutmaya yol açabilmesi için bunun sistematik hata olması gerekir. Sistematik hatalar genellikle kontrollü çalışmalarda bir çalışma grubunun sonuçlarının diğerinden farklı yöne gitmesine yol açar. Unutulmaması gereken konu, bilimsel çalışmaların her zaman hataya açık olduğudur. Ancak taraf tutmayı amaçlamayan yani “random hata”lar ya da diğer bir deyimle şans faktörü, bias oluşmasına yol açmaz. Bu tip hatalar her iki grupta da aynı yöne giden farklılaşmaya yol açtığı için birbirinin etkisini giderir ama sonuçların duyarlılığını azaltabilir.
Taraf tutma şekilleri
Bias, değişik şekillerde sınıflandırılabilir ve çok sayıda taraf tutma şekli vardır.
Zamanlama açısından sınıflandırmak gerekirse 2 ana başlık vardır:
A. Çalışmanın tasarımı, yürütülmesi ya da analizi sırasında taraf tutma
B. Çalışmanın yayınlanması ve değerlendirilmesi sırasında taraf tutma
Taraf tutma çeşitlerinin sınıflandırılması, çalışmanın değişik aşamalarına göre yapılabilir. Bu sınıflandırma ve alt grupları Tablo I’de verilmiştir. Buna göre 7 farklı aşamada taraf tutulabilir:
1. Literatür değerlendirmesi
2 Çalışma tasarımı
3. Çalışma yürütülmesi
4. Veri toplanması
5. Analiz
6. Sonuçların yorumlanması
7. Yayın
Taraf tutma ya da aldatmaca
Bias yani taraf tutma ile bilimsel çalışmalarda aldatmaca arasında ince bir sınır varsa da ikisi aynı anlama gelmez. Bilimsel yayınlarda aldatmaca, olmayanları olur hale getirerek, istemli olarak yapılan etik dışı eylemlerdir. Bir çalışmada olmayan hastalar, olmayan veriler, olmayan sonuçlar, olmayan yaklaşımlar ve olmayan metodlar olur hale gelir, ya da başka çalışmalardan kopya edilir. Bunların en tipik örnekleri olan plajerizm (yağmalama), masa üstü yayın (desktop publishing), fabrikasyon gibi aldatmaca örnekleri eğer anlaşılabilirse, doğrudan doğruya araştırmacının kasıtlı davranışı olarak değerlendirilir ve etik kurallar çerçevesinde araştırıcı cezalandırılır. O çalışma da hiç yapılmamış olarak kabul edilir. Halbuki araştırmacının bias yaptığı çalışmalar, sistematik bir gözle incelenirse ortaya konabilir ve araştırıcı kasıtlı değil, hatalı olarak değerlendirilir. Yapılan araştırma ise ret edilmese bile değerinden yitirir. Bu aşamada öncelikle taraf tutma nedenleri hakkında bilgi verilecek, sonra da taraf tutma şekilleri incelenecektir.
Niye taraf tutulur?
Bu soruyu günlük hayatta sorarsanız yanıtı oldukça basittir. Kazanmak için taraf tutulur. Ancak bu durumda bir kasıt vardır ve taraf tutma istemli olarak yapılır. Hâlbuki bias önyargı unsurunu da kapsadığı için geniş anlamda bakılırsa, bias yapan kişi her zaman bunun farkında olmayabilir yani bunu istemli olarak yapmayabilir. Burada önemli olan hatanın istemli olup olmadığı değil, sistematik olup olmadığıdır.Bilimsel yayınlarda yalnız kazanmak için değil kaybetmemek için de taraf tutulabilir. Örneğin çok şey beklediğiniz bir ilaçla yaptığınız bir klinik araştırmada beklenen sonuç çıkmadığı zaman o çalışmayı yayınlamamak iyi bilinen bir taraf tutma olup, yayın sırasında taraf tutmaya (publication bias) bir örnektir.
Tablo 1. Çalışma aşamalarına göre taraf tutma şekilleri
 Literatür değerlendirme aşaması
 İngilizce dışı literatürü dışarıda bırakma
 Literatür tarama
 Tek taraflı kaynak seçme
 Çalışma tasarımı
 Seçim (Selection)
 Örnekleme
 Karşılaştırma
 Çalışma yürütülmesi
 Performans
 Değerlendirme
 Eksiltme (Attrition)
 Veri toplanması
 Araçlarla ilgili
 Gözlemci ile ilgili
 Denek ile ilgili
 Kabullenme ile ilgili
 Verileri girme ile ilgili
 Analiz
 Karıştırıcı faktörler
 Aşırı değerler (Outlier)
 Alt grup analizleri
 Sonuçların yorumlanması
 Doğrulama
 Beklentiler
 Mantık kurma
 Yayın aşaması
 Pozitif sonuçlar
 Editoryal
 Reklam

A. Çalışmanın tasarımı, yürütülmesi ya da analizi sırasında taraf tutma
1. Literatür seçimi
Bir araştırmaya başlamadan önce yapılan literatür taramaları günümüzde internet üzerinden kolayca ulaşılabilen MEDLINE gibi veri tabanları kullanılarak yapılmaktadır. MEDLINE’da yayınlanan literatürlerin %79’u İngilizce bildiriye sahiptir. Eğer tarama yapılırken yalnız İngilizce dilde yayınlanan dergiler seçilirse bu oran daha da düşecektir. Böylece İngilizce dışında yayınlanmış ve araştırılmak istenen onu ile ilgili çok sayıda yazı tarama dışı bırakılmış olacaktır. Yine MEDLINE gibi veritabanları çeşitli arama filtreleri sunarlar. Bu filtreler kullanılırken yapılan hatalar ya da anahtar kelime seçimindeki hatalar, konu ile ilgili önemli yazıların tarama dışı kalmasına yol açacaktır. Analitik bir göz, tarama sonucu bulunan yazılardaki yaklaşımları, sonuçları değerlendirebilir, ancak bulunmayan yazılardaki veriler hiçbir zaman dikkate alınamayacaktır. Şüphesiz ki, belirli bir konu üzerinde çok çalışan ve kendi sonuçlarının doğruluğuna inanan çalışma gruplarının verilerinden hareket ederek çalışmaya başlamak ve o konu ile ilgili farklı sonuçları olan çalışmaları göz ardı etmek de tipik bir bias örneğidir.
2. Çalışma tasarımı:
Seçimde taraf tutma: Özellikle tedavi ya da tanı yöntemlerinin karşılaştırıldığı çalışmalarda, grupların seçimi ve bu karşılaştırılan gruplara tedavi ya da tanı yönteminin nasıl uygulanacağını belirlemek çok önemlidir. Örneğin akut lösemisi olan hastalarda iki ayrı tedavi yönteminin birbirine üstün olup olmadığını araştırırken, farklı tedavi alan grupların ana özelliklerinin ve tedavinin sonuçlarını verilen ilaçlar dışında etkileyebilecek özelliklerinin benzer olması gerekir. Akut lösemide ileri yaşın, tedavi başarısını olumsuz etkileyen bir faktör olduğu iyi bilinmektedir.Eğer bir tedavi kolundaki hastaların çoğunluğunu 50 yaş üzeri seçer, diğer tedavi kolundaki hastaları ise genç olanlardan oluşturursanız, genç hasta grubundaki tedavi hemen her zaman daha başarılı olacaktır. Bu sakıncayı gidermenin en iyi yolu hasta seçim kriterlerinden başlayarak dikkatli olmaktır. Özelliklekarıştırıcı değişkenlerin (confounding variable) çok olduğu çalışmalarda, çalışmaya alınacak hastaların seçiminde bu değişkenlerin dikkate alınması, hasta gruplarının yaş, cinsiyet gibi demografik değişkenlerinin iyi belirlenmesi gerekirÖrneğin bir tedavinin kadın hastalarda daha iyi yanıt verdiği biliniyorsa, hasta grubunu kadın ağırlıklı oluşturmak genel popülasyon hakkında fikir veremeyebilir. Hasta seçim kriterleri ne kadar dikkatli olursa olsun, bu tip sakıncalar tamamı ile giderilemeyeceği için, bu durumda yapılması gereken temel tasarım, karşılaştırmalı çalışmalarda randomizasyon yapmaktır.Randomizasyon ya da rasgelelik; yazı-tura atmaktan, gelişmiş bilgisayar algoritmalarına kadar çeşitli yollarla yapılabilir, amaç yeterli seçilmiş örnek sayısında her iki grupta da temel özellikler ve karıştırıcı değişkenlerin eş dağılmasını sağlamaktır. Önemli karıştırıcı değişkenler varsa, randomizasyon sırasında bu değişkenleri gruplara eşit dağıtmak amacı ile tabakalandırma (stratifikasyon) yapılması seçimde taraf tutmayı önlemekte daha da uygun olur.
3. Çalışmanın yürütülmesi
Çalışmanın yürütülmesi taraf tutmaya en açık dönemdir. Randomizasyon yapılsa bile, hangi tedavinin hangi hastaya verileceği bellidir. Çalışma ilacı grubuna randomize edilecek bir hastanın kötü prognostik özelliklere sahip olması, o hastanın çalışma dışı bırakılmasına yol açabilir. Bu tip sakıncaları önlemek için geliştirilmiş en doğru yaklaşım körleme ya da diğer adı ile maskelemedir. Bu yaklaşımda çalışma ilacı ve kontrol ilacı tamamı ile birbirine benzemektedir; bu yolla hastanın ya da doktorun hangi ilacın verildiğini anlaması güçtür.
Performansta taraf tutma: Çalışma ilacı ve kontrol ilacının gruplara dağılımında bir taraf tutma olmadığı halde, gruplardan bir tanesine daha iyi destek tedavisi ya da ek tedavi uygulanması buna iyi örnektir. Körleme yöntemi bunu önler.
Eksilmede (Attrition) taraf tutma: Bir çalışma süresince çeşitli nedenlerle hastalar çalışmayı bırakabilir.Buna yol açan nedenler çalışma protokolü ihlali, hastanın yan etkiler ya da tedaviden memnun olmaması nedeni ile izleme gelmemesi, temas kurulamaması olabilir. Eğer bu hastalar (eksilen hastalar), eksik izlem nedeni ile değerlendirilmeye alınmazlarsa; belki de o ilaca ait bir sorun etkinlik değerlendirmesine alınmamış olabilir. Örneğin, A ilacı alan 20 hastadan 18 tanesi çalışmayı tamamlamış ve 10 tanesinde olumlu etki izlenmiştir. B ilacı alan 20 hastalık grupta ise 10 hasta ilaca bağlı yan etkiler nedeni ile çalışmayı erkenden bırakmak zorunda kalmış, çalışmaya devam eden 10 hastadan 8 tanesi ise olumlu yanıt vermiştir. Eğer çalışma dışı kalanlar dışarıda bırakılırsa, A grubunda başarı oranı 10/18 (%55), B grubunda ise 8/10 (%80) olur. Yani B ilacı A’dan iyidir. Bu tip analize per-protokol analiz (protokole göre analiz) denirHalbuki gerçek yaşamda, ilacı yan etki nedeni ile bırakanların çok olması ilacın başarısızlığını gösterir. Bu nedenle aslında A grubunda başarı 10/20 yani %50, B grubunda ise 8/20 Yani %40’tır. Yani A ilacı B’den iyidir. Bu tip analizeintent-to treat analiz (tedavi amacına yönelik analiz) denir.
Bu tip çalışmaların sonuçları verilirken analizin nasıl yapıldığı belirtilmelidir. Doğaldır ki, bir çalışmadan ayrılan ya da izlemden kaybolan hasta sayısının beklenenden çok olması o çalışmanın yürütülmesinde bir sorun olduğunun göstergesidir. Randomize olan hastaların çalışma dışı kalması, hasta alım kriterlerine uyumda yapılan hata, önemli veri eksiklikleri gibi durumlarda kabul edilebilir. Ancak bunun kabul edilebilir olması için hasta alım kriterinin çalışma başında tanımlanmış olması, bu kritere uymayan tüm hastaların çalışma dışı bırakılmış olması ve bu kritere uyumsuzluğu gösterecek somut ölçüm yöntemleri olması gereklidir. Bu konudaki önemli bir yaklaşım, önde gelen tıp dergi editörlerinin bir araya gelerek, randomize, kontrollü çalışmaların nasıl yayınlanması gerektiğini açıklayacak kuralları belirttiği CONSORT bildirisidir. Bu bildiri, randomize, kontrollü çalışmaların tasarım, yürütme, analiz ve yorum aşamalarının okur tarafından tümü ile anlaşılabilmesi için tam şeffaflık gerektiğini ve bunun yöntemlerini gösterir.
Değerlendirmede taraf tutma (Decision bias): Bu tip taraf tutma, alınan ilacın ne olduğunun bilinmesi durumunda sonuç değerlendirenlerin taraf tutabilmesidir. Bu nedenle bazen yalnız hasta ve doktorların değil, diğer çalışma sonuçlarını değerlendiren radyologlar, laboratuvar uzmanları, hasta bakımından sorumlu olanların, hatta sonuçları analiz eden istatistik uzmanlarının bile maskelenmesi gerekebilir.Yukarda belirtilen yaklaşımların kullanılma şeklinin, çalışmaların sunucunu etkileyip etkilemediği araştırılmıştır. Chalmers ve arkadaşları miyokard infarktüsü tedavisi ile ilgili 145 çalışmayı değerlendirmiştir. Randomize edilmeden yapılan çalışmalarda tedavi grupları arasında ölüm oranları bakımından %58.1 fark bulunurken, randomize ama kör olmayan çalışmalarda bu oran %24.4, randomize ve körleme yapılmış çalışmalarda ise %8.8’dir. Colditz ve arkadaşları ise 113 klinik araştırmada, körlemenin rolüne bakmışlar ve körleme ne kadar iyi yapılırsa tedavi farkının o kadar azaldığını göstermişlerdir. Tüm bunlar taraf tutmayı giderecek uygun yöntemlerin kullanılmasının önemini göstermektedir.
4. Çalışmanın analizi
Bir çalışma ile ilgili verilerin analizi aşamasında, beklenen sonuçla uyulmayan verilerin bulunması ya daaşırı uçlarda verilerin (outlier) saptanması sık rastlanan bir durumdur. Bu durumda yapılacak en doğru iş, özellikle laboratuvar örnekleri el altında ise: bu örneklerin yeniden çalışılmasıdır. Ancak, insan üzerindeki denemelerde ve çoğu laboratuvar çalışmada bu olanaksızdır. Bu değerlerin çalışma dışı bırakılması eğer bunu haklı çıkartacak somut bir gerekçe yoksa söz konusu olamaz. Bu durumda veri seti hem bu değerler içerde iken, hem de dışarıda iken analiz edilir. Eğer fark yoksa sorun yoktur. Fark varsa, outlierların olduğu veri seti dikkate alınır, çünkü bu aşırı değerler her zaman bir klinik durumun yansıması olabilir.
Analiz sırasında yapılan diğer bir hata ise, anlamlı veri elde edilmeyen çalışmalarda alt grup analizleri ile anlamlı veri elde edilebilecek gruplar aramaktır. Alt grup ayırımları protokolde randomizasyon öncesi belirlenen özelliklere göre yapılmalıdır, eğer bir alt grup, çalışma bitip veriler toplandıktan sonra ortaya çıkıyorsa, bu verilere şüphe ile yaklaşılmalıdır.
B. Çalışmanın yayınlanması ve değerlendirilmesi sırasında taraf tutma
1. Sonuçların yorumlanması sırasında taraf tutma
Bir araştırma ortaya çıktıktan sonra da taraf tutma devam edebilir. Bu doğrudan yayın haline getirilirken, araştırıcı ya da dergi editörleri tarafından yapılabildiği gibi (publication bias), yayın haline gelen bir araştırmanın sonuçlarının yorumlanmasında okuyucu tarafından yapılabilir.
Bilimsel yayınları okuyanlar, okudukları yazı hakkında karar verirken somut veri ve sonuçları değerlendirirlerse de, bu değerlendirmelerin birikimler ve o konudaki ön yargılardan bağımsız olarak yapılması oldukça güçtür. Genellikle bir araştırmanın sonucunun değerlendirilmesi o zamana kadar o konu ile ilgili bilinenlerden etkilenir. Bir araştırmada çıkan sonuçların bilinene ya da beklenen aykırı olması durumunda, aykırılığı ortaya koyan çalışmadan beklenen kalite düzeyi ya da kanıtlar, o konudaki bilineni destekleyen çalışmalar göre daha yüksek olabilir. Buna doğrulamada taraf tutma (confirmation bias) denir.
Aynı şekilde beklentilere uymayan bir sonuç elde edilmesi durumunda, ilk düşünülen o çalışmanın tasarımının, metotlarının hatalı olduğu ve sonuçların bu nedenle farklı çıktığıdır. Bu taraf tutma ya doğrudan çalışmanın yapısında hata aranarak, ya da o çalışma farklı koşullarda yapıldı ise farklı sonuçlar vereceğini öne sürülerek yapılır (beklentide taraf tutma-expectation bias). Kadınlarda hormon yerine koyma tedavisinin koroner kalp hastalığı riskini azaltmadığının gösterilmesinden sonra, çalışmanın kadınlarda geç dönemde yapıldığının, bu nedenle primer korumada bu yaklaşımın geçerli olduğunun öne sürülmesi bu tip taraf tutmaya örnektir.
Bazı iyi bilinen mekanizmaların varlığı ve bunlardan mantık çıkarma işlemi, önümüzde duran verilerin yorumlanmasında sorun yaratabilir. Örneğin Helicobacter pylori bakterisinin ülser yaptığının gösterilmesine rağmen, uzun süre mide asiditesinde bakterilerin yaşayamayacağı düşünüldüğü için tereddütle karşılanan bir sonuç olmuştur (mantık kurma ile taraf tutma –plausibility bias).
2. Çalışmanın yayını sırasında taraf tutma (publication bias)
Yayın sırasında taraf tutma, çalışma sonuçlarının bir görüşü destekleyecek şekilde seçerek yayınlanması ya da yayınının önlenmesi anlamına gelir. Bunun dergicilikte karşılığı ise pozitif sonuçlu yayınların daha çok yayınlanmasıdır. Bu kavramın doğru olup olmadığını araştıran çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Bir çalışmada, Oxford Araştırma Etik Komitesine gönderilen 285 çalışma incelenmiş ve bunların %52’sinin yayınlandığı görülmüştür. Bu yayınların çoğunluğunu olumlu sonuç veren araştırmalar oluştururken, bu tip araştırmalardan daha çok sunum yapıldığı ve bunların daha hızlı yayınlandığı gösterilmiştir. Şüphesiz ki, bu aşamada yayında taraf tutmanın 2 nedeni olabilir; 1. Olumsuz sonuç veren yayınların dergilere gönderilmemesi, 2. Olumsuz sonuç veren yayınların dergi editörleri tarafından reddedilmesi. Bu faktörlerden hangisinin geçerli olduğunu araştırmak için Journal of American Medical Association (JAMA) dergisine yapılan yayın başvuruları incelenmiştir. 754 yazıdan 133 tanesi yayınlanmış ve olumlu sonuçların olumsuz olanlara tercih edildiği gösterilememiştir. Bu veri, editoryal seçimin yayında taraf tutmada rolü olmadığını gösterse de, tüm dergilerin JAMA ile aynı tutuma sahip oldukları şekilde bir genelleme yapmak zordur.
Bu genellemeyi önleyen faktörlerin arasında reklam nedeni ile taraf tutma (commercial bias) vardır. Dergiler üzerindeki finans baskısı ve editörlerin ilişkileri buna yol açabilmektedir. 1992 yılında Annals of Internal Medicine dergisinde 10 önde gelen tıp dergisindeki ilaç reklamlarının bilimsel doğruluğunu sorgulayan bir yazı çıkmasından sonra, bu dergide yayınlanan ilaç reklamları diğer dergilere göre belirgin derecede azalmıştır. Yine de asıl sorunun dergilere gönderilen yazılarda olduğu görülmektedir. Lexchin ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmada Medline ve Embase dizinlerinde yer alan konu ile ilgili 30 çalışma incelendiğinde ilaç endüstrisi tarafından sponsorluğu yapılan çalışmaların daha az yayınlandığı, yayınlananların önemli bir kısmının olumlu sonuca sahip olduğu görülmüştür. Şüphesiz ki, endüstri çalışmalarının daha çok olumlu sonuca sahip olması, bu çalışmaların önceden daha etkin olduğu varsayılan ilaçlarla yapılması, karşılaştırma kolunun seçiminde yapılan hatalar, çalışma tasarımı hataları gibi nedenlere bağlı olabilir. Ancak, yayın sırasında taraf tutmanın bu alandaki en önemli etken olduğu görülmektedir. Sonuç olarak, bu tip taraf tutmalar, bilimsel verileri zedelemekte, doktorun karar vermesini zorlaştırmakta, sağlık politikalarının belirlenmesinde sorunlara yol açmakta ve bazen de hastalara zarar vermektedir. Bu sorunların önlenmesinde CONSORT bildirgesi gibi yaklaşımlarla dergilerin politikalar belirlemesi çok önemlidir. Son yıllarda Uluslar arası dergi editörleri (International Committee of Medical Journal Editors-ICMJE), bir araya gelerek, dergilerine başvurulacak tüm klinik araştırmaların, başlamadan önce geçerli bir web sitesine kayıt edilmiş olmalarının gerekli olduğuna karar vermişlerdir. Halen, dünya üzerinde yürütülen klinik çalışmaların önemli bir kısmı çalışma başlamadanwww.clinicaltrials.gov sitesine kaydedilmektedir. Bunların dışında editörlerin eğitimi, sponsorların ve yazarların bu konulara dikkat etmesi, orijinal protokollere ulaşılabilme, çıkar çatışması durumlarında şeffaflık gibi yaklaşımlar taraf tutmanın önünde önemli engeller olacaktır.
Not. Bu yazı, yazarın editörlüğünü yaptığı ve yakında çıkacak olan “Bilimsel Yayınlar Kitabı”ndaki yazısından alınmadır.
Kaynaklar
  1. D Moher, DJ Cook, AR Jadad, P Tugwell, M Moher, A Jones, B Pham, TP Klassen. Assessing the quality of reports of randomised trials: implications for the conduct of meta-analyses. Health Technology Assessment 1999; Vol. 3: No. 12. PubMED. http://www.nlm.nih.gov/pubs/factsheets/medline.html
  2. Peter Jüni, Douglas G Altman, Matthias Egger Assessing the quality of controlled clinical trials. BMJ 2001; 323
  3. David Moher, Kenneth F Schulz, Douglas G Altman, for the CONSORT Group. The CONSORT statement: revised recommendations for improving the quality of reports of parallel-group randomised trials. Lancet 2001; 357: 1191–94
  4. EMEA note for guidance on statistical principles for clinical trials (CPMP/ICH/363/96) September 1998 CPMP/ICH/363/96
  5. Easterbrook PJ, Berlin JA, Gopalan R, Matthews DR. Publication bias in clinical research. Lancet 1991; 337(8746):867-72.
  6. Lise Lotte Gluud. Bias in Clinical Intervention. Am J Epidemiol 2006 163(6):493-501
  7. Ted J Kaptchuk. Effect of interpretive bias on research evidence. BMJ 2003;326:1453-1455
  8. Joel Lexchin, Donald W Light. Commercial influence and the content of medical journals BMJ 2006;332:1444- 1447
  9. Joel Lexchin, Lisa A Bero, Benjamin Djulbegovic, Otavio Clark. Pharmaceutical industry sponsorship and research outcome and quality: systematic review. BMJ 2003;326:1167-1170
  10. Carin M. Olson, Drummond Rennie, Deborah Cook et al. Publication Bias in Editorial Decision Making. JAMA 2002;287:2825-2828.
Uniform Requirements for Manuscripts Submitted to Biomedical Journals: Writing and Editing for Biomedical Publication. www.icmje.org

Adalet Bakanlığı'na hizmet kusuru tazminatı...

     Kolundaki rahatsızlık sebebiyle gittiği hastanede kangren teşhisiyle kolu kesilen Nazlıcan Özbil'in açtığı dava sonucu, Adalet Bakanlığı 20 bin lira manevi tazminat cezasına çarptırıldı.

Kolundaki rahatsızlık sebebiyle gittiği hastanede kangren teşhisiyle kolu kesilen Nazlıcan Özbil'in hukuk arayışı, Adli Tıp Kurumu'ndan beklenen bilirkişi raporunun bir türlü gelmemesi sebebiyle zaman aşımına takıldı. Müvekkili adına verdiği hukuk mücadelesinden vazgeçmeyen avukat Zekiye Boz, Adalet Bakanlığı hakkında hizmet kusuru iddiasıyla açtığı davayı kazandı. Hukuk tarihinde nadir görülen bir karara imza atan İstanbul 10. İdare Mahkemesi, Adalet Bakanlığı'nı 20 bin lira manevi tazminat cezasına çarptırdı.
Olay, Osmaniye'de yaşandı. Kolundaki rahatsızlık sebebiyle Osmaniye Devlet Hastanesi'ne giden Nazlıcan Özbil, iddiaya göre yanlış tedavi yüzünden kangren oldu. Kangrenin vücuduna yayılma riski sebebiyle kolu kesildi. Genç yaşta bir kolunu kaybeden Nazlıcan Özbil'in hayatı bir anda değişti. Kangrenin yanlış tedavi dolayısıyla meydana geldiğini iddia eden Özbil ailesi, hastane ve tedaviyi uygulayan personel hakkında dava açtı. Alınan idari izinlerin ardından Osmaniye 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nde 5 hastane personeli hakkında, görevi ihmal suçlamasıyla dava açıldı. Mahkeme, hastane personelinin kusurlu olup olmadığının tespiti için Adli Tıp Kurumu'ndan bilirkişi raporu istedi. Mahkemenin tüm ihtar ve taleplerine karşın 7,5 yıl boyunca bilirkişi raporu gelmeyince dava zaman aşımından düştü.
Yargıtay'ın da kararı onamasının ardından aile hukuk mücadelesinden vazgeçmedi. Avukat Zekiye Boz, bu kez Adli Tıp Kurumu'nun bağlı olduğu Adalet Bakanlığı hakkında 'hizmet kusuru' iddiasıyla dava açtı. Davayı gören İstanbul 10. İdare Mahkemesi, eşine az rastlanır bir karara imza attı. Mahkeme 'Uyuşmazlık konusu olayda, manevi tazminat ödenmesini gerektiren koşulların gerçekleştiği sonuç ve kanaatine varıldığından Nazlıcan Özbil için 10 bin lira, annesi Sultan Özbil için 5 bin lira ve baba Öçal Özbil için 5 bin lira manevi tazminat ödenmesi hukuk devleti olmanın gereğidir' kararını verdi.
7,5 yıl zarfında dosyanın Adli Tıp Kurumu'na defalarca gönderildiğini söyleyen avukat Zekiye Boz, "Şu eksiklik var, bu eksiklik var dediler. Adli Tıp Kurumu açık ve bariz olarak hizmet kusuru işledi." dedi.
Bu gerekçeyle Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki davayı Yargıtay'da temyize götürdüklerini ifade eden avukat Zekiye Boz, Yargıtay'ın, zaman aşımı kararını yerinde bularak onadığını söyledi. Bu kararın ardından Adli Tıp Kurumu hakkında 'hizmet kusuru' iddiasıyla tazminat davası açtıklarını dile getiren Zekiye Boz, "Adli Tıp Kurumu'nun bilirkişilik görevinden dolayı Adalet Bakanlığı tazminata mahkum edildi. Dosyanın zaman aşımına uğraması nedeniyle. Türkiye'de Adli Tıp Kurumu'nun bilirkişilik görevinden dolayı, raporları geç göndermesi, eksik göndermesi şimdiye kadar bir çok mağdur ortaya çıkardı. Bu olaydan sonra Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu'nun dolayısıyla tazminata mahkûm edildi." ifadesini kullandı.
Avukat Zekiye Boz, kararın Türkiye'de eşine az rastlanır bir karar olduğunu, örnek olması bakımından önem arz ettiğini ifade etti.
Yaşadığı talihsizlik sonrasında hayatının tamamen değiştiğini ifade eden Nazlıcan Özbil, kolunun kesilmesi yüzünden ilkokula geç başladığını ve eğitim hayatının kesintiye uğradığını belirtti. Yaşı ilerledikçe durumunun kendisini daha çok etkilemeye başladığını söyleyen Özbil, "Beni en çok üzen olay, bana yanlış teşhis koyan doktorların ceza almaması oldu. Bu durumdan ceza almayan sanıkları vicdanlarıyla baş başa bırakmak istiyorum." diye konuştu.
Cihan Haber Ajansı

KONFERANS: 6098 SAYILI TÜRK BORÇLAR KANUNU'NDA HAKSIZ FİİLLER...