8 Ağustos 2012 Çarşamba

4+4+4 sistemindeki sorunların çözüm yeri hastaneler değildir!


altTürk Tabipleri Birliği, Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği ve Eğitim Sen, 4+4+4 eğitim sistemini başlatan Milli Eğitim Bakanlığı'nın, endişeleri nedeniyle çocuklarını erken yaşta okula göndermek istemeyen ailelere çocukları için doktor raporu alma yolunu göstermesiyle ilgili olarak ortak basın açıklaması yaptı. TTB'de bugün (4 Ağustos 2012) gerçekleştirilen basın toplantısına TTB Genel Sekreteri Dr. Bayazıt İlhan, Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derrneği Başkanı Prof. Dr. Füsun Çuhadaroğlu ve Eğitim Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız katıldılar. Ortak açıklamayı Prof. Dr. Füsun Çuhadaroğlu okudu. 
Basın toplantısında, bilimsel açıdan 72 ayını doldurmamış olan çocukların okula başlamasının doğru bulunmadığı bir kez daha hatırlatılırken, bu konuda kaygısı olan ailelerin rapor almaya yönlendirilmesinin dayatma ve bilim dışı olduğu vurgulandı. Bu konunun hekimlik meselesi değil, eğitim meselesi olduğunun kaydedildiği toplantıda, "Milli Eğitim Bakanlığı topu hekimlere atmaktan vazgeçmelidir" denildi. 
04.08.2012

BASIN BİLDİRGESİ  
4+4+4 Uygulamasına Ailelerin Gösterdikleri Tepkilerin Çözüm Yeri Hastaneler Değil Eğitim Kurumlarıdır!
4+4+4 uygulamasıyla 66 ayı doldurmuş çocuklarımızın ilköğretime başlamasının gündeme gelmesi, ailelerin buna karşı çıkmaları ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın konuya çözüm bulmak yerine aileleri çocuk psikiyatristlerine yönlendirerek soruna hastanelerden çözüm beklemesi  üzerine bu toplantıyı düzenlemiş bulunuyoruz. Eğitimcilerden ve sağlık bilimcilerden görüş alınmaksızın hazırlanan bu yasanın çocuklar açısından sakıncalarını ve çözüm önerilerimizi iletmek dileğindeyiz.
*Gelişim dönemi açısından henüz oyun çağında bulunan 66 aylık çocuğun okul öncesi eğitim almadan ilkokul disiplinine girmesi, onun ruhsal, duygusal ve bilişsel gelişimini sekteye uğratarak yıllarca sürecek olan akademik hayatı açısından olumsuz sonuçlar doğuracaktır..
*5 yaş çocuğu (60-71 aylar arası)zihinsel, fiziksel, sosyal ve psikolojik olarak ilkokula henüz hazır değildir. Çocuğun okul eğitimine katılabilmesi için gerekli sosyal, duygusal, bilişsel, dil ve motor becerilerinin gelişimi 6 yaştan(72 ay) önce tamamlanmaz. Bu bilimsel ortalama dışında kalan çok az çocuk vardır.
* Çocukların bu gelişimleri tamamlanmadan ilkokul 1. sınıfa başlamaları  ruh sağlığını pek çok yönden olumsuz olarak etkileyecektir:
-Küçük yaşta okula başlayanlarda  ayrılık kaygısı rahatsızlığı görülme  riski, altı yaşında ilkokula başlayan çocuklara göre daha fazladır. Özellikle bu çocuklar okul öncesi eğitim almadılarsa risk daha da artmaktadır.
-Dürtü kontrolü 5 yaşındaki bir çocukta tam gelişmediğinden davranışlarının kontrolünü sağlamakta zorlanacak, sınıfta sırasında bekleyemeyecek ve ilkokulda uyması gereken kurallara uymakta güçlükler yaşayabilecektir.
-Beş yaşından önce el-göz kordinasyonunun, ince motor becerilerin, işlemsel düşüncenin tam gelişmemiş olması, soyut düşüncenin yetersizliği ve dikkati sürdürmedeki güçlükler nedeniyle bu yaştaki çocuklar öğrenme becerilerinde zorlanacaklardır. Bu yaştaki çocukların okulda belli seviyede başarı elde etmekte zorlanmaları gelişimsel açıdan normal olmasına karşın okul programları kapsamında beklenen kazanımları karşılamamaları nedeniyle, başarısızlık olarak yorumlanacak ve gereksiz olarak ‘zeka geriliği’, ‘öğrenme güçlüğü’ veya ‘dikkat eksikliği’ olduğu gibi tanımlara maruz kalacaktır.
*Ayrıca bu çocukların 6 yaş grubu (72-83 aylar) ile aynı sınıflarda eğitime alınacağı açıklanmıştır. Bu da ayrı bir sakınca getirmektedir. Bu demektir ki aynı sınıfta 60-83 aylar arasında, yani aralarında yaklaşık 2 yıl fark olabilen çocuklar olacaktır. Bu durumda gelişimsel özellikler açısından 72-83 aylık çocuklar  doğal olarak 60-66 ay arasındakilere göre çok önde olacak, onlardan daha hızlı öğrenecek, beklenenleri daha kolay yerine getirecektir. 60-66 aydakiler de bu durumda zorunlu olarak sınıfın daha  başarısız ve geriden gelen grubunu oluşturacaklardır, yani bu grup daha okula başlarken başarısızlık duygusuna mahkum edilecek ve bu duygu onlarla eğitim yaşamları boyunca gidecektir. Erken dönemde kazanılan başarısızlık duygusunun çocukların daha sonraları da kendilerine güven duymalarını engellediği bilimsel olarak gösterilmiştir. Erken dönemde başarısızlık duygusu edinen çocukların okuldan soğudukları ve okul yaşamını kısa sürede bıraktıkları yapılan araştırmaların çok net olarak ortaya koyduğu bir gerçektir. Dolayısıyla eğitime başlama yaşını aşağıya indirmenin önemli bir sonucu kendini başarısız görerek büyüyen ve dolayısıyla kendine güvensiz ve başarılı olabileceğine inancı kalmamış nesiller yetiştirmek olacaktır. Milli Eğitim Bakanlığı böyle bir sorumluluk aldığının da farkında mıdır?
* Ayrıca  5 yaş uygulaması 1983-1985 yıllarında zaten ülkemizde denenmiş ve olumsuz sonuçlarından dolayı vazgeçilmiştir,
* Ülkemizde yapıldığı gibi okul öncesi eğitimi ilkokulun ilk yılına sıkıştırmak ve sınıf öğretmenlerini okul öncesi çağı çocuklarıyla eğitim yapmaya zorlamak gibi bir uygulama dünyada kabul görmemekte, gelişmiş ülkelerde yaygın ve ücretsiz okul öncesi eğitim ve kreş imkanları sağlanmaktadır. Eğitimin bu evreleri çocuğa temel oluşturduğundan vazgeçilmez önemdedir, geçiştirilemez.
*Daha önce de duyurmaya çalıştığımız tüm bu gerçeklere karşın okullarda ve müfredatta hiçbir yeterli hazırlık olmadan uygulama başlatılmaktadır. Okulların maddi koşulları, sıraları, tuvaletleri, tahtaları bu denli küçük çocuklar için hazır değildir. İlköğretim öğretmenleri 5 yaş çocuklarla çalışmaya ve aralarında 2 yaş fark olan iki farklı grubu aynı sınıf ortamı içinde eğitmeye hazır değildir. Bu sınıflar köy okullarındaki her yaştan 1-2 çocuğun bulunduğu sınıflarda çok daha farklı olacaktır ve öğretmenler için de buna uygun mesleki eğitim programı yapılması gerekir. Veliler  de endişelidir. Birçok velinin çocuğunu okula göndermek istemediğini basından da duymaktayız. Milli Eğitim Bakanlığı ise bu uygulamanın yanlışlığını ve sakıncalarını görmek ve çözüm aramak yerine “çocuğunu okula göndermek istemeyen nörologlardan ya da psikiyatrlardan çocuk zihnen okula başlamaya uygun değildir, diyen rapor almak zorundadır” diyerek çözüm bulma işini, hiç danışmadan doktorlara atmıştır.
*Bu duyurular ve düzenlemeler çocuğunun durumu hakkında kaygılanan pek çok ailenin, çocuğunu okula bu yıl başlatmamak için doktor kapılarına dayanmasına yol açmıştır. Plansız, programsız, bilimi ve tarafların itirazlarını dikkate almadan dayatılan uygulamalar nedeniyle hekimler zor duruma sokulmakta, hatta ailelerle karşı karşıya bırakılmaktadır. Sayısı 600.000’i bulduğu belirtilen bu çocukların çocuk psikiyatrisi veya çocuk nörolojisi kliniklerinde değerlendirilmesinin ne demek olduğunun Milli Eğitim Bakanlığı’nca  yeterince düşünülmemiş olduğu kanısındayız. Bir çocuğun çocuk psikiyatrisi kliniğinde değerlendirilmesi en az 30-45 dakikadır. Bu değerlendirme için ailelerin önceden randevu alması gerektiğinden randevu sıraları yoğun başvuru nedeniyle çok uzayacak, çocukların bir kısmı okul açılma zamanı geldiğinde bile değerlendirilememiş olabilecek ve yanlış sınıfa verilme riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Ayrıca bu grubun randevuları doldurması kliniklerde tedavisi sürdürülmekte olan hastaların randevularını aksatacak ve tedavileri de yarım kalmış olacaktır. Milli Eğitim Bakanı’nın bu önerisi pratik uygulamada yaratacağı önemli sorunlar nedeniyle uygulanabilir görünmemektedir. Bu sadece milli eğitim kurumlarında çözüm bulması gereken bir sorunun sorumluluğunu başka bir meslek grubuna yükleyerek çözüm aramaktan sıyrılmaya çalışması ve kendi çaresizliğiyle hekimlerden medet ummasıdır.
*Milli Eğitim Bakanı geçtiğimiz günlerde bir açıklama daha yapmıştır: “Orta ve alt gelir grubundan vatandaşlar çocuğunu okula göndermek isterken, üst ve orta gelir grubu ve eğitimli kesimin çocuğunu okula göndermekten çekindiğini” ifade etmiştir.  Bu sözler, eğitimde iyice belirginleşen sınıfsal ayrışmanın ve  fırsat eşitsizliğinin göstergesidir. Belli ki “eğitimli kesim”den birçok veli mevcut sorunları görmekte ve çocuğunu okula geç başlatmak istemektedir.. Az eğitimli ve dar gelirli ailelerin çocuklarını ‘bir an önce yetiştirmek kaygısı’ büyük olduğundan onların ‘çocukları erken okula gönderip, bir an önce bu sorumluluğu tamamlamak’ endişesi anlaşılır birşeydir. Çocuklarını okula erken başlatan üst ve orta gelirli, eğitimli  aileler belki özel dersler ve diğer destekleyici eğitimlerle erken başlamanın dezavantajlarını ortadan kaldırabileceklerdir. Ancak yoksul ve daha az eğitimli kesimin erkenden noksan koşullarda eğitime başlayan çocuklarını ise bekleyenler:
-Eğitim sürecinde yaş farkından doğan açıkların kapatılamaması ve mevcut konumlarının daha da dezavantajlı hale gelmesi,
-Okul eğitimi aşamasında yaşanan zorluklar sonucunda zorunlu olarak mesleki eğitime yönelme ve daha erken yaşta çıraklıkla, işyerleriyle tanışmaları, ve
-Özellikle kız çocukları için; daha erken bir yaşta açık lise uygulaması ile mekânsal olarak okuldan koparılmalarıdır.
*Sonuç olarak: şimdiye dek, eğitim fakültelerinin, meslek örgütlerinin ve eğitimcilerin hiçbir önerisini dikkate almayan Milli Eğitim Bakanlığı’nı ve çocuklarımızı yeni dönemin başlamasıyla okullarda bir kaos ortamı beklemektedir. Endişemiz bu kaostan öğrencilerimizin onarılamayacak zararlar görmesidir. Çocukların 72 aydan önce ilkokul 1. sınıfa başlamaları başta kaygı bozuklukları, okul başarısızlığı, kendine güvensiz olarak büyümeleri  ve davranış sorunlarının gelişmesi açısından sakıncalıdır. Bu yaştaki çocukların okul öncesi eğitim almaları daha doğrudur.
Saydığımız bilimsel gerekçeler ışığında ilkokula başlama yaşı 72 ay ve üstü olarak ivedilikle düzeltilmelidir. Önümüzdeki eğitim-öğretim yılı için söz konusu yasal düzenleme yetiştirilemeyecek ise Milli Eğitim Bakanlığı taraflarla bir araya gelerek çocuklarımızın zarar görmeyeceği bir çözümü ortaya koymalı, aileleri hekimlere yönlendirmekten vazgeçmeli, ülkenin eğitim sorunlarına çözüm için hekimlerden çare bekler duruma düşülmemelidir.
Saygılarımızla kamuoyuna duyururuz.
Türk Tabipleri Birliği / Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği Eğitim Sen (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası)

Dr.Ali Çerkezoğlu, Habertürk'e Artan Şiddet Olaylarını Değerlendirdi...


İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Dr.Ali Çerkezoğlu
son zamanlarda sağlık çalışanlarına yönelik olarak artan 
şiddet olaylarını değerlendirdi.



KRİMİNAL HABER PORTALI YAYINDA...



YAZARLAR...
http://www.khaber.com.tr/


7 Ağustos 2012 Salı

6th European Academy of Forensic Science Conference, 20-24 August 2012, Netherlands...


The Netherlands Forensic Institute (NFI) takes pride in announcing that the 6th European Academy of Forensic Science Conference will be held in The Hague, the International City of Peace and Justice, from 20 to 24 August 2012.


 

The title of the conference reflects the momentum of forensic sciences: Towards Forensic Science 2.0. This clearly indicates that the conference will take us to new heights in forensic science.

A dedicated group is preparing an exciting program and event, which will appeal to a broad range of forensic professionals, such as forensic scientists, managers, lawyers, police officers and policy makers. To cut across the boundaries between disciplines is what we are aiming for.

The timing of the EAFS2012 conference is ideal for bringing along partners who will enjoy visiting the city of The Hague, which is close to the seaside and to other famous Dutch cities.

Make sure not to miss the special event that EAFS2012 is going to be!

Tjark Tjin-A-Tsoi, the CEO of the host organisation, and his NFI-staff, look forward to welcoming you at the EAFS2012 conference.

The conference website will be the central point for all information and communication. Please visit this site regularly in order to be fully informed on all aspects of the conference. The social media are available for this purpose as well.

Jo Puts and Wim Neuteboom, Organisers of EAFS2012

Jo Puts and Wim Neuteboom, Organisers of EAFS2012



http://www.eafs2012.eu/welcome.html

İzmir'de Sağlık Hukuku Yüksek Lisans Programı...


İzmir Üniversitesi Hukuk Fakültesi,İzmir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ege Üniversitesi Adli Tıp ABD işbirliği ve İzmir Tabip Odası'nın katkılarıyla, Türkiye'de ilk defa ,İzmir'de,“Sağlık Hukuku Yüksek Lisans”programı başlatılmıştır.
Adı geçen  kurumlar odamıza başvurarak,gerek programın derslerine ilişkin öneri ve katkılarımızı almak istemişler, gerekse özellikle konuya ilgi duyan meslektaşlarımıza yönelik duyuru konularında destek talep etmişlerdir.
Özellikle, özlük hakları,etik alanında yaşanan sorunlar,malpraktis gibi konularda hekimlerin  bilgilenmesini sağlayacak bu programa katılmayı düşünen meslektaşlarımızdan, oda üyesi olanlara ayrıca % 25 oranında ücret indirimi yapılması önerilmiştir.
Bu girişim Odamız tarafından olumlu karşılanmış,bu konuda destek olunmasına, afiş,e-posta ve cep mesajlarıyla meslektaşlarımıza duyurular yapılmasına karar verilmiştir.
Ayrıca odamız,hekimlerin sağlık hukuku alanındaki bilgi düzeyini arttırmanın,hakları ve çıkarları için verilen mücadeleye büyük katkıları olacağını  düşündüğünden,bu alanda sürekli eğitim programları hazırlanması konusunda da adı geçen kurumlarla düzenli işbirliği yapabilmek amacıyla bir protokol de imzalamıştır.
25 Temmuz 2012 günü, İzmir Tabip Odasında,İzmir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Merdan Hekimoğlu,Dekan YardımcısıYar.DoçDr.Serkan Çınarlı,İzmir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Yar.DoçDr.Gülnur Erciyes,Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp ABD Öğretim Üyesi Prof.Dr.Ekin Özgür Aktaş,İzmir Tabip Odası Başkanı Dr.Suat Kaptaner,Yönetim Kurulu üyesi Prof.Dr.Ayşenur Oktay’ın katılımı ile basın toplantısı düzenlenerek,kamuoyu bilgilendirilmiştir.
Basın toplantısı sonrasında,İzmir Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Hukuk Fakültesi Dekanı Prof.Dr.Merdan Hekimoğlu,İzmir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Yar.Doç.DrGülnur Erciyeş ve İzmir Tabip Odası Başkanı Dr.Suat Kaptaner arasında sağlık alanındaki her türlü sosyal ve hukuki konulara ilişkin bilimsel etkinliklerde  işbirliği yapmak üzere  protokol imzalanmıştır.

  
PROTOKOL
KONUSU : İş bu protokolün konusu İzmir Üniversitesi (Hukuk Fakültesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü) ile İzmir Tabip Odası arasında sağlık alanında ki türlü hukuki ve sosyal  konuya ilişkin lisans ve lisans üstü eğitimlerde, bilimsel kongre, konferans ve her türlü etkinliklerde ortaklaşa hareket etmek konusunda işbirliğ i yapmaktır
TARAFLAR: İzmir Üniversitesi Rektörlüğü  Gürsel Aksel Bulvarı No:14 Üçkuyular- İZMİR
                 İzmir Tabip Odası 1451 sokak No:5 Alsancak- İZMİR
İZMİR TABİP ODASI: Sağlık alanında yer alan hukuki ve sosyal konularda Üniversitenin yürüteceği lisans ve lisansüstü programların tanıtımında ve desteklenmesinde aktif destek verecektir.
İZMİR ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ: Sağlık alanında yer alan hukuki ve sosyal konularda İzmir Tabip Odası ile ortaklaşa bilimsel kongreler, konferanslar ve her türlü etkinlere akademik destek olacak ve birlikte hareket edecektir.
İş bu protokol imza tarihinde yürürlüğe girmiş olup taraflardan biri tek taraflı bildirimle fesih etmediği sürece yürürlükte kalır.

Dr. Suat KAPTANER                                                                      Prof.Dr. Merdan HEKİMOĞLU           
İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı                        İzmir Üniversitesi Rektör Yardımcısı

Yar.Doç.Dr. Gülnur ERCİYEŞ                                                                                 
İzmir  Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü

Adli Bilimler (Meraklılar ve Hevesliler İçin) yayınlandı...



adli-bilimler-faruk-asicioglu

"Meraklılar ve Hevesliler için-Adli Bilimler" isimli kitabımız İş Bankası Kültür Yayınları tarafından İnceleme-Araştırma Serisi başlığı altında basılmıştır. 

Adli Bilimler alanına gerek amatör gerekse profesyonel olarak ilgi duyan (faal olarak çalışmakta olduğu alanın dışındaki adli bilimler disiplinleri açısından) 14 yaş ve üzeri her yaş grubundan bireyin rahatlıkla yararlanabileceği, görsel içerik ilezenginleştirilmiş bu kitap, tüm kitap evleri ve internet üzerinden satış yapan kitap marketlerden temin edilebilir. Ekte kitabın ön-arka kapak, önsöz ve içindekiler kısmı adli bilimler kapak pdf adı altında sunulmuş, ayrıca kitap içeriği hakkında bilgi vermesi için kitaptan bazı bölümler pdf formatında eklenmiştir. 

Adli Bilimler disiplininin meslek dışı bireyler tarafından benimsenmesini ve reyting kaygısı ile bazı diziler tarafından yaratılan gerçek ötesi dezenformasyonun telafisini de hedeflediğimiz bu kitabı biz yazarlar olarak beğenilerinize sunarız.
Saygılarımızla...

Faruk Aşıcıoğlu-Murat Nihat Arslan-Semih Dokurer