16 Haziran 2013 Pazar

Türk Tabipleri Birliği Başkanı’ndan Hekimlere Mektup...

Türk Tabipleri Birliği Başkanı Prof. Dr. Özdemir Aktan hekimlere bir mektup gönderdi...
Dr. Aktan dün Taksim’de ve bugün özellikle Kızılay’da yaşanan polis saldırıları, sağlık hizmeti verilen yerlere içeride hastalar varken gazlı saldırılar, hekimlere hizmetleri sırasında gözaltılar, gönüllü verilen ilk yardım hizmetlerine yönelik soruşturma açılması gibi iyi hekimlik yapılmasının önündeki pek çok engel nedeniyle hekimleri 17 Haziran 2013 Pazartesi günü alanlarda yer almaya, alanlarda ve hastanelerde sadece acil sağlık hizmeti vermeye çağırdı.
TTB Başkanı’nın hekimlere gönderdiği mektup aşağıda:

Değerli Meslektaşım,
Birbirimizle buluştuğumuz, yanımızdakinin değerini farkettiğimiz, dayanışmayı yükselttiğimiz günlerden geçiyoruz. Ayağı tökezleyenin elinden tutmayı, düşeni yerden kaldırmayı, en temel haklarımız için direnmeyi keşfediyoruz. Çocuklarımızdan ayakta durmayı, şiddete, baskıya rağmen inatla vazgeçmemeyi, özeni, sevmeyi öğreniyoruz. 
Biz hekimler  kendi yaşamımızı insanlığın hizmetine adayacağımıza bütün varlığımızla yemin ettik.
Hastalarımızın sağlığının en önde gelmesine,  onların sırlarını ölümlerinden  sonra bile saklamaya,
Meslektaşlarımızı kardeşimiz bilerek, din, ulus, ırk, parti politikaları ya da toplumsal durumla ilgili değerlendirmelerin görevimizle hastalarımızın arasına girmesine izin vermemeye,
 Bütün varlığımızla, özgür irademizle, onurumuz üzerine AND İÇTİK”
Oysa şimdi,  en temel hakları için direnenlere uygulanan şiddete seyirci kalmamız, hastaların yardımına koşmamamız, onları tedavi etmememiz  bekleniyor.
Gönüllü sağlık hizmeti verilen revirler basılıyor, ablukaya alınıyor.
Hekimlik yaptığımız için gözaltına alınıyoruz...
Türkiye halkının hak, adalet, özgürlük ve demokrasi mücadelesini destekleyen emek ve meslek örgütleri ile birlikte bu saldırganlığın durdurulmasının  bugünün en yakıcı demokratik görevi olduğu kanısındayız.
Böyle bir ortamda özgürce hekimlik yapabilmek için, hastalarımızın yardımına  koşabilmek için 17 Haziran 2013 günü ülke genelinde, alanlarda, sağlık kuruluşlarında sadece acil sağlık hizmeti vereceğiz. 
Hepinizi özgür hekimlik ve hekimliğin özgürlüğü için bu çağrıya kulak vermeye davet ediyorum
Prof. Dr. Özdemir Aktan
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı
Konu ile ilgili emek ve meslek örgütlerinin açıklaması için tıklayınız.

14 Haziran 2013 Cuma

YENİ GÜNCELLEME: TÜRK CEZA KANUNU’NDA TANIMLANAN YARALAMA SUÇLARININ ADLİ TIP AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

TÜRK CEZA KANUNU’NDA TANIMLANAN 
YARALAMA SUÇLARININ 
ADLİ TIP AÇISINDAN 
DEĞERLENDİRİLMESİ


ADLİ TIP KURUMU BAŞKANLIĞI
ADLİ TIP UZMANLARI DERNEĞİ
ADLİ TIP DERNEĞİ

Editörler:
Uz. Dr. Sadullah Güzel
Doç. Dr. Yasemin Balcı
Prof. Dr. Gürsel Çetin
Haziran-2005

Güncelleme Editörleri:
Doç. Dr. Ümit Naci Gündoğmuş (Adli Tıp Kurumu)
Prof. Dr. Yasemin Balcı (Adli Tıp Uzmanları Derneği)
Uz. Dr. H. Mehmet Akın (Adli Tıp Derneği)
Haziran-2013

Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’na atanan Doç. Dr. Yalçın BÜYÜK’ün Kurum Personeline İlk Mesajı…

Çok Değerli Çalışma Arkadaşlarım;


Yaklaşık on iki yıldır mensubu bulunmaktan şeref duyduğum ve dört yıldır da Başkan Yardımcısı olarak görev yaptığım Adli Tıp Kurumu’na, başkan olarak atanmam münasebetiyle hepinize en içten selam ve sevgilerimi sunuyorum.

Bugüne kadar emeği geçen bütün başkanlarımıza, hocalarımıza, uzmanlarımıza ve her kademedeki personelimize değerli katkılarından dolayı teşekkür ediyorum.

Maddi gerçekliğin ortaya çıkarılarak adaletin gerçekleşmesine yardımcı, köklü bir bilirkişilik ve eğitim kurumu olan Adli Tıp Kurumuna hizmet etme imkanı bulacağımız bu yeni dönemde, merkez ve taşra teşkilatlarımızdaki bütün arkadaşlarımızla insan ve hizmet odaklı yaklaşım içinde, hakikat ve adaletin tecellisine yardımcı olurken, karşılıklı sevgi, saygı ve diyalog anlayışı içerisinde çalışma barışını gözeterek yeni hedeflere ve yeni ufuklara hep birlikte yürüyeceğimizi belirtmek isterim.

Bilindiği üzere delilden sanığa ulaşmayı öngören bir soruşturma ve kovuşturma sistemi içinde adli tıp ve adli bilimler alanında yapılan çalışmaların doğruluk, güvenilirlik ve geçerlilik açısından sürekli iyileştirilebilmesi; bilimsel ve teknolojik bilgi ve gelişmelerin dinamik bir şekilde takip edilmesini gerekli kılmaktadır.

Bu çerçevede bilirkişilik hizmetleri; gerek uygulama, gerekse eğitim boyutlarıyla adil yargılanma ilkesine uygun bir şekilde doğru, tarafsız, bilimsel, insan haklarına saygılı ve akredite olmuş laboratuarlarıyla uluslararası standartlara uygun bir şekilde ilgili uzmanların kendi uzmanlık alanları doğrultusunda makul bir süre içerisinde yerine getirilmesi gereken hizmetler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu bağlamda Adli Tıp Kurumu’nun; adli bilirkişilik ve eğitim kurumu olarak gerçeğin peşinde ve adaletin hizmetinde sürekli daha iyi hizmet verebilme hususunda büyük sorumluluğunun bilincinde; ulusal, bölgesel ve uluslararası alanlarda öncü ve referans bir kurum olma hedefine, siz değerli arkadaşlarımın özverili çalışmaları sayesinde ulaşacağına olan inancım tamdır.

Bu duygu ve düşüncelerle tekrar hepinize en içten selam ve sevgilerimi sunar, size ve değerli ailelerinize sağlık ve mutluluklar dilerim.

Doç. Dr. Yalçın BÜYÜK    
ADLİ TIP KURUMU BAŞKANI

10 Haziran 2013 Pazartesi

Eşimden geri kalmamak için (VATAN)...

Doç. Dr. İnce iddialara yanıt verdi...

Vatan
ÖZNUR KARSLI / VATAN HABER MERKEZİ




Doç. Dr. İnce iddialara yanıt verdi

Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’ndan alındığı iddia edilen Doç. Dr. İnce: Görevden alınmadım, ayrıldım

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın otopsi raporundan sonra Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’ndan alındığı öne sürülen Adli Tıp Kurumu eski Başkanı Doç. Dr. Haluk İnce iddialara cevap verdi:

“Özal’ın otopsi raporu ile ilgili olarak “Striknin keratin zehiri” haberini yazan gazeteci şu anda ne yapıyor? Malpraktis (İşini yanlış, özensiz yapma) sadece tıpta değil basında da var. Bir raporu alır, inceletirsiniz, bir problem varsa tartışılır. Bu bir görevdir. Bu görev de tarafımdan layığıyla yapılmıştır.” Doç. Dr. İnce “Sonuçta ben doçent bir akademisyenim. Profesör olmak istiyor muyum? Evet istiyorum. Çünkü eşim de profesör. Bu konuda erkekler geri kalmak istemezler. Adli Tıp Kurumu’nda ben profesör olamıyordum” dedi.

Türkiye’nin ilk alkol araştırma merkezi açıldı (HaberTURK)...

Türkiye’de alkol üzerine araştırma yapan ilk ve tek merkez olma özelliğini taşıyan "Hacettepe üniversitesi Alkol Araştırma Merkezi" hizmete açıldı.
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’nın yeni binası hizmete açıldı. Adli Tıp Anabilim Dalı’nda poliklinik hizmetlerinin dışında tıbbi uygulama hataları başta olmak üzere adli tıp ve adli bilimler alanlarında resmi bilirkişilik ve uzman mütalaa talepleri de karşılanacak. 

Türkiye’de alkol üzerine araştırma yapan ilk ve tek merkez olma özelliğini taşıyan "Hacettepe üniversitesi Alkol Araştırma Merkezi" hizmete açıldı.

Adli Tıp Anabilim Dalı içerisinde yer alan “Hacettepe Üniversitesi Alkol Araştırma Merkezi” Türkiye’de alkol üzerine araştırma yapan ilk ve tek merkez olma özelliğini taşıyor.

Yeni binanın açılışı için tören gerçekleştirildi. Törene Rektör Murat Tuncer, Rektör Yardımcıları Hasan Bayhan, Yüksel Kavak, Ali Çağlar, Ömer Uğur ve Genel Sekreter Mehtap Tatar’ın yanı sıra üniversitenin üst düzey yöneticileri katıldı. 5 katlı Adli Tıp binasının iki katı Nörolojik Bilimler ve Psikiyatri Enstitüsü’ne tahsis edildi.
Alkol Araştırma Merkezi’nin açılış kurdelasını kesen Rektör Tuncer, öğrencilere seslenerek, “Sizlerden başarılı çalışmalar bekliyoruz. Her başarınız benim için teşekkür olacaktır. Her sene bir teşekkür güzel olur” dedi.
ADLİ OLGULARIN MAHREMİTEYİ AÇISINDAN SON DERECE ÖNEMLİ
Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Rıza Tümer ise, yeni binaya kavuşmanın yanında teknolojik olarak da çağ atladıklarını belirtti. 

Rektör Tuncer’e kısa sürede büyük bir eksiği ortadan kaldırdığı için teşekkür eden Tümer erek şu bilgileri verdi:
“Yeni hizmet binamızın girişinin hastaneler ve polikliniklerden bağımsız olması adli olguların mahremiyeti açısından son derece önemli. Bu durum özellikle çocuk adli olgular, cinsel saldırı olguları ve kadına yönelik şiddet olguları açısından önem taşıyor. Adli Tıp Anabilim Dalı’nın yeni binasında çocuk adli olguların değerlendirildiği çocuk polikliniği mevcut. Fiziksel istismar ve cinsel istismar şüphesi ile getirilen olgular profesyoneller tarafından aynalı odada değerlendirilecek. Mümkün olan en az sayıda görüşmeciyle görüşme tamamlanacak. Görüşmeye katılması gereken diğer kişiler aynalı odadan görüşmeyi izleyerek gerekirse sorularını görüşmeci aracılığıyla çocuğa yöneltebilecek. Görüşmeler kayıt altına alınacak ve görüşmenin kayda alınması kayıtların resmi makamlara ulaştırılması sağlanacak. Böylece çocuğun öyküyü tekrar tekrar anlatmasının önüne geçilecek."
Kadına yönelik şiddet ve cinsel saldırı olgularının değerlendirildiği Adli Tıp Polikliniği’nin güvenlikli olması hastalar için önem taşıyor. Şiddet mağduru olan hastaların ihtiyaçları olan ruhsal destek sağlanacak, sosyal desteğin sağlanması için de ilgili birimlerle iletişime geçilebilecek.
Ayrıca Adli Tıp Polikliniği’nde yaralanma olgularının yanında özellikle yaşlı ve sakat hastalardan istenen vasi tayini ve maluliyet değerlendirilmesi taleplerine yönelik muayeneler yapılabilecek. Adli Tıp Anabilim Dalı’nda poliklinik hizmetlerinin dışında tıbbi uygulama hataları başta olmak üzere adli tıp ve adli bilimler alanlarında resmi bilirkişilik ve uzman mütalaa talepleri de karşılanacak.
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı bünyesinde yer alan adli toksikoloji ve adli hemogenetik laboratuvarları ise Aralık 2013 tarihi itibariyle faaliyete geçecek. Adli toksikoloji laboratuvarı, alkol, uyutucu-uyuşturucu madde, psikotrop madde analizleri ile hem araştırma hem de hizmet alanlarında faaliyet gösterecek, adli hemogenetik laboratuvarın da kimlik tayini, babalık tayini ve popülasyon genetiği araştırmaları yürütülecek. Her iki laboratuvar da resmi bilirkişilik talepleri dışında özel ve tüzel kişilikler tarafından gelecek olan talepleri de karşılayacak.
TÜRKİYE’DE TEK
Adli Tıp Anabilim Dalı içerisinde yer alan ‘Hacettepe Üniversitesi Alkol Araştırma Merkezi’ Türkiye’de alkol üzerine araştırma yapan ilk ve tek merkez olma özelliğini taşıyor. Özellikle alkolü geç dönem kanda ve idrarda tespit edecek olan yöntemlerin çalışılması ile adli toksikoloji laboratuvarı özellikle trafikte alkolle ilgili uyuşmazlıkların çözümünde aktif görev alacak.
Nörolojik Bilimler ve Psikiyatri Enstitüsü’nün eğitim ve bilimsel araştırma etkinliklerini yeni açılan iki katlı binasında sürdüreceğini belirten Prof. Dr. Tuncay Dalkara da şunları söyledi:
“Öncelikle bu binayı bize kazandıran Rektörümüze teşekkür ediyorum. Gerçekten de önemli bir ihtiyacı karşıladı. Mezunlarımızın hemen tümü yurt içi ve yurt dışı üniversitelerde akademisyen olarak kariyerlerini sürdürüyor. Yapılan bilimsel araştırmalar mikronöroşirürji, klinik elektrofizyoloji, beyin araştırmaları ve nörobilim laboratuarlarında sürdürülmektedir. Yapılan bilimsel araştırmalar Sicience ve Nature Medicine gibi etki düzeyi yüksek dünyanın en prestijli dergilerinde yayınlanmaktadır.”
İHA

TEŞEKKÜR...

Olağandışı sağlık hizmetlerinin sunumunda deneyimli meslek örgütümüz Türk Tabipleri Birliği ve İstanbul Tabip Odası’nın çağrısıyla oluşturulan gönüllü sağlıkçı grubu içinde yer alan ve Gezi Parkı gösterileri sırasında yaralanan kişilere acil tıbbi müdahale ve yaşadıklarını belgelendirmeleri ve hukuksal süreci başlatabilmeleri için adli rapor oluşturulması yönündeki çağrımıza adli tıp uzman ve asistanlarının özveriyle destek verdiğini gözlemledik.
İstanbul Tıp Fakültesi ve Dokuz Eylül Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabili Dalı’nın genç adli tıp asistanları başta olmak üzere, destek veren tüm adli tıp uzmanı ve asistan arkadaşlarımız, yalnızca adli tıp alanının değil; insan hakları, demokrasi ve hukuk mücadelesinin de sahipsiz kalmayacağını anlattıkları, bizzat içinde yer aldıkları için bu süreçten onur ve kıvanç duymamıza neden oldular. Kendileriyle onur duyuyoruz.
Süreçte, başvurularla ilgili gerekli bilgilendirmeleri yapan, sağlık kuruluşlarına başvuruda bulunmayan hastaların bireysel başvurularını kabul eden ve belgelendirme yapan, yürekleri ve coşkularıyla gece gündüz gönüllü olarak çalışan tüm sağlık çalışanları, adli tıp uzmanı ve asistan arkadaşlarımızı canı gönülden kutluyor ve derneğimiz adına teşekkür ediyoruz.

ADLİ TIP UZMANLARI DERNEĞİ
YÖNETİM KURULU

5 Haziran 2013 Çarşamba

Prof.Dr. M. Kerem Doksat: İDİ ÂMİN SENDROMU...

Prof.Dr. M. Kerem Doksat: İDİ ÂMİN SENDROMU...

Tam adı İdi Âmin Dada Oumee olan bir çocuk vardı, muhtemelen 1920’lerde doğmuştu. Uganda’nın Kuzeyindeki Katoliklikten İslâmiyet’e geçen Kakwa kabilesinden gelmekteydi.
Çok genç yaşta babası tarafından terk edildi. 1941’de Bombo’daki İslâmî bir okula kaydoldu ama burayı da sâdece biraz İngilizce öğrendikten sonra orayı da terk etti ve ne olduğunu hâlâ tam olarak bilemediğimiz birçok işe girip çıktı. Yâni ne tahsil hayatı hakkında, ne de çocukluk ve gençlik dönemi hakkında elimizde, 2013 senesinde dahi sağlıklı bilgi var!
Kendisinin hem âkil (yiyici) hem de âkil-ül beşer (yamyam) olduğunu biliyoruz. Sık sık sofrasını insan eti süslemişti.
Kendisine yapılan “seni bu yamyam kibrin öldürecek” ikazlarına hiç aldırış etmedi!
Her türlü ihâlede, devlet işlerinde kendi adamlarını, yandaşlarını kayırdı; sevmediklerine ize azap çektirdi. Bütün ülkesini perişan edecek antlaşmalara, kararlara gözü kara bir şekilde fevrîce, Batı’nın ve emperyalizmin uşaklığını da yaparak imza attı.
1946’da İngiliz sömürge ordusuna bağlı Afrika Kraliyet Tüfekli Birliği’ne (King’s African Rifles – KAR) katıldı.
İngilizlerin Kenya’daki Mau Mau Ayaklanması’na (1952-1956) karşı giriştiği harekâtta görev aldı.

Emperyalistlerle el ele bir Uganda Lideri!
1951-1960 yılları arasında Uganda ağır sıklet boks şampiyonluğunu elinde tuttu. Ayrıca ünlü bir ragbi (Rugby) oyuncusuydu; bunun ne kadar spor sayılabileceğini hâlâ ben bilemiyorum. Bölgedeki düşmanı Tanzanya Devlet Başkanı Julius Nyerere’yi aralarındaki anlaşmazlığı ringde çözmeye davet etti, hem de rakibi avantajlı olsun diye bir kolunu sırtına bağlayarak dövüşeceğini söyledi.
Uganda’nın 1962’de bağımsızlığına kavuşmasından önce subay rütbesi alan birkaç Ugandalı askerden biri olan İdi Âmin, ülkenin yeni devlet başkanı ve başbakanı Apolo Milton Obote ile yakın dostluk kurdu.1965’te Zaire’deki ayaklanmacılarla kurduğu ilişkinin skandala yol açması, 1966’da Ordu ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na getirilmesini engellemedi. Obote ile arasının açılması üzerine 1970’te bu görevinden alındı.
25 Ocak 1971’de Devlet Başkanı Obote’nin bir gezi için Singapur’da bulunduğu sırada, askerî darbe yaparak Devlet Başkanı ve Silâhlı Kuvvetler Başkomutanı oldu.
1972’de Uganda’da yaşayan bütün Asyalıların (özellikle Hintler) 90 gün içinde ülkeyi terk etmelerini sağlayarak, onları sınır dışı etti ve yerlerine ülkedeki Müslüman azınlığı ve akrabalarını, Hintlerden kalan üretim araçlarının başına getirdi.
Ana hobileri arasında balık tutmak, yüzmek vesâirenin yanında “Kur’ân-ı Kerîm’i ezberlemek”de vardı.
O kadar büyük zulüm uyguladı ki, sırf “filleri sevmiyorum” diye bir sürü fili de katlettirdi ve çok para ediyor diye dişlerini sökmek için fillere saldıran yandaş ve paramiliter kuvvetler fil soykırımı yapınca, yeni nesil filler antisosyal özellikler gösterip insanlara saldırdı. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde kaçak avcılıkla savaşan ekipler, Garamba Millî Parkı’nda 30 yıllık mücadelelerinde ilk kez bu derece dehşet verici bir manzara ile karşılaştılar. Karşılarında her biri kafalarından tek bir kurşunla vurulmuş 22 fil duruyordu. Filleri öldürenler arkalarında tek bir iz bırakmamışlardı ama yetkililer fil ölümlerinden, fildişlerinin peşindeki Uganda ordusunu sorumlu tutuyordu. Millî Park yetkilileri, Uganda ordusunun filleri helikopterden ateş ederek vurduğunu ve en az bir milyon Amerikan Doları değerinde fildişini kaçırdıklarını söylediler.
Uganda’yla İsrail arasındaki ilişkilere son vererek Libya ve Filistin’in yanında yer aldı. Bu duruma tepki olarak 1973’te ABD ve 1976’da İngiltere, Uganda’daki temsilciliklerini kapattılar. 1976’da da kendisini “ömür boyu devlet başkanı” ilân etti. Genellikle aşırı milliyetçi, Uganda-İslâm sentezcisi bir tutum takındı. 1976 Temmuz ayında Filistinliler tarafından kaçırılan ve içinde İsrailli ve başka Yahudi yolcuların bulunduğu bir Fransız yolcu uçağının Uganda’ya inmesine izin vererek olaya doğrudan karıştı. İsrailli özel kuvvetlerin düzenlediği operasyonda biri dışında tüm rehinelerin kurtarılması ile itibârı büyük ölçüde zedelendi.
İdi Âmin’in yönetimi sırasında politik baskı, etnik ayrımcılığın yanı sıra insan hakları ihlâlleri yoğun şekilde gündeme geldi. Uluslararası gözlemciler ve insan hakları gruplarının tahminlerine göre, 100.000 ilâ 500.000 insan İdi Âmin’in yönetimde olduğu dönemde öldürüldü.
1978 Ekim ayında Tanzanya tarafından desteklenen Uganda Ulusal Kurtuluş Ordusu adlı gerillaların saldırıları başladı. Sonunda 13 Nisan 1979’da isyancı gerillalar başkent Kampala’ya ulaşmadan önce ülke dışına kaçtı.
Önce Libya’ya geçti, ardından Suudî Arabistan’a yerleşti; kısa bir süre sonra eşlerinden ikisi ve 22 çocuğu da yanına yerleşti. 1989’da gizlice Uganda’ya geçmek üzere geldiği Zaire ile Uganda arasında krize yol açtı. Kongo Hükûmeti, Âmin’i Uganda’ya teslim etmeyi reddetti ve Suudî Arabistan’a dönmesini sağladı. 20 Temmuz 2003 tarihinde, Âmin’in eşlerinden birisi olan Madina, Böbrek yetmezliği sebebiyle Cidde’de Kral Faysal Specialist Hastanesi’nde komada olduğunu ve ölüme yakın olduğunu bildirdi. İdi Âmin, hayatının geri kalanında Uganda’ya dönmesine izin vermesi için Uganda Devlet Başkanı Yoweri Museveni’ye yalvardı ama yüz bulamadı.
İdi Âmin, 16 Ağustos 2003 tarihinde, Cidde’deki bir hastânede öldü ve Cidde Ruwais Mezarlığına gömüldü.
Yâni, ismi Âmin olan bu sosyopatın yaptıkları sâdece bir insanlık suçu olarak tarihe geçti.
Burada anlatılanlar, bir psikiyatri hocası olarak teklif ettiğim yeni bir sendromun önce sizlerle paylaşılmasından ibârettir.
Kaynaklar kısmına gerek duymadım çünkü sözlerime güveneceğinize itimadım var.
Günümüzdeki kişilerle ve olaylarla herhangi bir ilişkisi varsa, tamamen tesadüfidir.

Dünya Tabipleri Birliği’nden Başbakan’a Mektup...

altBarışçıl Protestolara Yönelik Şiddet, Orantısız Güç Kullanımı, Göz Yaşartıcı Gaz, Basınçlı Su Kullanımını ve İnsan Hakları İhlallerini Durdurun
Dünya Tabipleri Birliği Dr. Cecil Wilson TTB’den gelen talep üzerine Başbakan Recep Akdoğan’a bir mektup yazdı. Mektupta Türkiye’deki yetkililerden orantısız güç kullanımının durdurulması istendi. 

DÜNYA TABİPLERİ BİRLİĞİ
Sayın Recep Tayyip Erdoğan,
Başbakanlık,
06573 Ankara, Türkiye
Faks: +90 (312) 422 1899
4 Haziran 2013
Sayın Başbakan Erdoğan,
Size bu mektubu tüm dünyada milyonlarca hekimi temsil eden ve ülkelerin tabip birliklerinin küresel federasyonu konumundaki Dünya Tabipleri Birliği (WMA) adına yazıyorum.
Hastalar ve hekimler adına hareket eden WMA’nın amacı, tüm insanların mümkün olan en üst düzey tıbbi bakım, etik, eğitim ve sağlıkla ilgili insan hakları standartlarına ulaşmasıdır. Bu çerçevede WMA örnek uygulamaların, tıp etiğinin ve tıpta hesap verebilirliğin uluslararası ölçekte yaygınlaştırılmasında temel rol oynamaktadır. Ayrıca kuruluş, tüm dünyada risk altındaki hekimlere destek vermektedir.
Bu mektubun amacı, 27 Mayıs günü İstanbul Taksim Gezi Parkı’nda barışçı biçimde başlayan gösterilerle ilgilidir. Türk Tabipleri Birliği (TTB) göstericilere karşı uygulanan kaygı verici ölçülerdeki aşırı şiddete dikkatimizi çekmiştir. TTB tarafından verilen bilgilere göre ayrıca Ankara’da, Adana, Eskişehir ve Gaziantep gibi diğer illerde polisin göstericilere müdahalesi sonucunda yüzlerce kişi yaralanmış ve gözaltına alınmıştır. Kaynaklarımıza göre yaralanmaların büyük bölümüne tazyikli su ve gaz bombası yol açmıştır.
WMA, kalabalıkların kontrolünde ya da gösterilerin önlenmesinde kullanılan gaz bombası ve tazyikli su gibi teknolojileri şiddetle kınamaktadır. Bu teknolojiler, insan hakları ihlallerini kalıcılaştırma sonucunu verecek şekillerde kullanılmakta, kullanımda gerekenin çok ötesine geçilmekte ya da özel durumları olan nüfus kesimlerine uygulanmaktadır.
Dolayısıyla size, barışçı gösterilere karşı aşırı güç kullanımına derhal son verme, toplantı ve ifade özgürlüğü hakkını güvence altına alma çağrısında bulunuyoruz. Ayrıca, aşırı güç kullanımı durumlarıyla birlikte, gerek göstericilere gerekse halktan kişilere kötü muamelede bulunduğu tespit edilen görevlilerin yargı önüne çıkarılması için bağımsız ve tarafsız bir araştırma yürütülmesini talep ediyoruz.
İlginiz için teşekkür ederim.
Dr Cecil Wilson, Başkan
Dünya Tabipleri Birliği


DÜNYA TABİPLERİ BİRLİĞİ
Basın Açıklaması
5 Haziran 2013
WMA TÜRKİYE’DEKİ YETKİLİLERİ AŞIRI GÜÇ KULLANIMINA SON VERMEYE ÇAĞIRDI
Dünya Tabipleri Birliği (WMA) Türkiye’deki yetkililere barışçı gösterilere karşı aşırı güç kullanımına derhal son verme, toplantı ve ifade özgürlüğü hakkını güvence altına alma çağrısında bulundu. WMA ayrıca aşırı güç kullanımı durumlarıyla birlikte, gerek göstericilere gerekse halktan kişilere kötü muamelede bulunduğu tespit edilen görevlilerin yargı önüne çıkarılması için bağımsız ve tarafsız bir araştırma yürütülmesini istedi.
WMA’nın, Başkan Dr. Cecil Wilson tarafından Başbakan Erdoğan’a iletilen mektupta ifadesini bulan müdahalesi, Türk Tabipleri Birliği’nin talebi üzerine gerçekleşmiştir.
WMA bu mektubunda şöyle demektedir: ‘Bu mektup, 27 Mayıs günü İstanbul Taksim Gezi Parkı’nda barışçı biçimde başlayan gösterilerle ilgilidir. Türk Tabipleri Birliği (TTB) göstericilere karşı uygulanan kaygı verici ölçülerdeki aşırı şiddete dikkatimizi çekmiştir. TTB tarafından verilen bilgilere göre ayrıca Ankara’da, Adana, Eskişehir ve Gaziantep gibi diğer illerde polisin göstericilere müdahalesi sonucunda yüzlerce kişi yaralanmış ve gözaltına alınmıştır. Kaynaklarımıza göre yaralanmaların büyük bölümüne tazyikli su ve gaz bombası yol açmıştır.
“WMA, kalabalıkların kontrolünde ya da gösterilerin önlenmesinde kullanılan gaz bombası ve tazyikli su gibi teknolojileri şiddetle kınamaktadır. Bu teknolojiler, insan hakları ihlallerini kalıcılaştırma sonucunu verecek şekillerde kullanılmakta, kullanımda gerekenin çok ötesine geçilmekte ya da özel durumları olan nüfus kesimlerine uygulanmaktadır.”
Daha fazla bilgi için:
Dr. Cecil Wilson
WMA Başkanı
1 407 647 1461 (iş)
1 312 543 1173 (cep)
Dr. Otmar Kloiber
WMA Genel Sekreteri
+33 4 50 42 6757 (iş)
+33 6 73 90 7686 (cep)

Adli Tıp Uzmanlarının Çıkmazı (MediMagazin)...

Kutlama; ATK Başkanı Doç.Dr.Yalçın Büyük...

DEĞERLİ MESLEKTAŞLARIMIZ

Hiç bir iktidar kalıcı değil, onu sadece bir baskı aracı ve güce tapınma mabedi olarak kabul edenleri ise iyi olarak hatırlama şansımız yok. Bu kubbede hoş bir seda olarak kalmak, sevgiyle anılmak hepimizin ortak kaygısı olmalı...

Kindarlık, nobranlık ve muhterislik zaman zaman yüzeye çıksa da, bu toprakların kadim değerleri hoşgörü, dayanışma, vefa ve adalettir. Adli tıp uzmanları da her daim bu değerlerin takipçisi oldu ve olmaya devam edecek.

Değerli meslektaşımız Doç.Dr.Yalçın Büyük’ü bugüne kadar algımızda; hoşgörü, ortak çalışma kültürü ve hasletlerimize olan hassasiyeti ile tanıdık... Bu değerleri adli bilimler alanında, her daim koruması ve geliştirmesi dileğiyle; atandığı görev nedeniyle kutluyor, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı görevinde başarılar diliyoruz.

ADLİ TIP UZMANLARI DERNEĞİ


YÖNETİM KURULU

4 Haziran 2013 Salı

Siyasi İktidarı Yaşamı Tehdit Eden Şiddet Uygulamalarına Son Vermeye ve Sağduyulu Davranmaya Davet Ediyoruz...

İstanbul’da bir haftadır toplumun tüm kesimlerinden farklı görüşlerde yüzbinlerce insan bir araya gelerek barışçıl gösterilerle Gezi Parkı’nı yıktırmamak, buranın AVM’ne dönüştürülmesine suskun kalmamak için demokratik tepkilerini dile getirmiştir. Ancak ne yazık ki sesini duyurmaya çalışan halkın üzerine biber gazı, tazyikli ve boyalı su ve coplarla saldırılmış, toplum birbirine hedef gösterilerek bir vatandaşımız hayatını kaybetmiş ve yüzlercesi de yaralanmıştır. 

Bu saldırılar sırasında kimyasal silah olarak kabul edilen ve kronik rahatsızlığı olanların yoğun maruziyet durumunda ölüme yol açtığı bilinen yoğun "biber gazı"nın yanı sıra gaz fişekleri direkt hedef gözetilerek ateşli silah olarak da kullanılmıştır. Siyasi iktidarı acilen bu sorumsuz uygulamaları durdurmaya ve sorumlular hakkında yasal işlemleri başlatmaya davet ediyoruz. 

Adli Tıp Uzmanları Derneği olarak bu süreçte yapılması gerekenleri sıralamak istiyoruz.

1.    Gösterilerde kullanılan kimyasal silahların bu denli yaygın ve yoğun miktarda kullanılması gazın kullanıldığı bölgede yaşayan tüm halkın sağlığını tehdit eder boyuta varmıştır. Siyasi iktidar ve tüm yetkileri acilen bu uygulamaları durdurmaya çağırıyoruz. 

2.    Kimyasal gazların kapalı alanlarda, yoğun ve hedef gözeterek kullanımı uluslararası sözleşmelere göre suç kapsamındadır. Herhangi bir etkinlik içinde olmasına gerek olmaksızın bu gazlara maruz kalan herkesin tetkik ve tedavilerini yaptırmaları, adli raporlarının düzenlenmesi ve yasal haklarını kullanmaları önem taşımaktadır. Kimyasal gazlara maruz kalan ve yakınmaları olan kişilerin sağlık hizmetine başvurmasını öneriyoruz.

3.    Gösteriler sırasında yararlanan kişilerin acil müdahaleleri sonrası yaşadıklarını belgelendirmeleri ve hukuksal süreci başlatabilmeleri için adli rapor düzenlenmesi gerekmektedir. Adli tıp uzmanlarının tamamını bu konuda duyarlı olmaya ve aktif tutum almaya davet ediyoruz.

4.    Adli tıp anabilim dalları, Adli Tıp Kurumu Grup Başkanlıkları ve Şube Müdürlükleri kendilerine başvuran yaralılarla ilgili olarak sorumluluk almalı, Adli Tıp Kurumu yetkilileri de daha önce Mavi Marmara baskınında uygulandığı gibi adli muayene birimleri oluşturarak yaşananları belgelemelidir.

5.    Meslektaşlarımızın adli muayenede göstermeleri gereken yaklaşım, muayenede ve yaralıların kayıt altına alınması gereken işlemler, İstanbul Protokolü’nde açıklandığı gibi yapılmalıdır. Gerek birinci basamak, gerek ikinci basamak ve gerekse üniversite hastanelerinde gözaltı ve tutukluluk hallerinde nasıl bir adli muayene yapılması ve kayıt altına alınması gerektiği protokolde açıklanmıştır. (http://www.ttb.org.tr/eweb/istanbul_prot/ist_protokolu.html )

6.    Tüm sağlık kurumları kendilerine başvuran hastaları, kayıt altına almak, acil tedavilerini yürütmek ve talep edildiğinde kendilerine yapılan girişimlerle ilgili yazılı bilgi vermek zorundadır. Bu belgeleme İstanbul Tabip Odası ve ATUD web sitelerinde yer alan adli değerlendirme formuna göre yapılmalıdır. (Bu belge ilgili sayfalarda yer almaktadır. )

7.    Bu güne kadar sağlık birimlerinde adli başvurular için belgeleme yapmamış kişiler, TİHV merkezleri ile üniversitelerin adli tıp anabilim dallarına yönlendirilmelidir.
Siyasi iktidarı, bu saldırıları acilen durdurmaya, kamuoyundan özür dilemeye,  kışkırtıcı dil kullanmaktan kaçınmaya ve sağduyulu davranmaya davet ediyoruz.

ADLİ TIP UZMANLARI DERNEĞİ
YÖNETİM KURULU