11 Temmuz 2012 Çarşamba

Kasko Yoksa Tedavi De Yok (HekiMedya)...


Herkes için zorunlu olan Genel Sağlık Sigortası (GSS), katkı-katılım paylan, ilave ücret yetmedi; şimdi de tamamlayıcı sigorta adıyla eşitsizlikleri daha da artıracak olan yeni bir ek ödeme düzenlemesi getirildi. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) bütçesinden özel sağlık kuruluşlarına, üniversite hastanelerinden daha yüksek miktarda aktarılan kaynaklar ve hastalardan alınan ölçüsü belirsiz paralar yetmedi. Özel sağlık kuruluşları ek sağlık kasko vergisiyle yeni bir kaynağa daha kavuşmuş oldular. 

SGK, 28 Haziran 2012'de tamamlayıcı veya destekleyici sağlık sigortasının tanım, kapsam ve uygulamalarıyla ilgili olarak bir genelge (2012/25) yayımladı. Bu genelgeyle GSS primlerinin tüm sağlık hizmederine erişmek için yeterli olamayacağı ve "istisnai hizmeder" olarak tanımlanan ve kapsam dışı bırakılacak olan hizmederi içeren paketin giderek genişleyeceği SGK tarafından kabul edilmiş olmaktadır. Bu tür hizmedere ulaşabilmek ve A grubu hastanelerden yararlanabilmek için, ödeyebilenden "tamamlayıcı sağlık sigortası" primi adı allında ek bir vergi talep edilmektedir. Sigorta yaptıranlar, araç kasko sigortasında olduğu gibi eğer sağlık hizmetini kullanmazlarsa da 'hasarsızlık indiriminden' yararlanacaklar! 5510 Sayılı SSGSS Kanunu Madde 98'de; yıllık veya daha uzun süreli tamamlayıcı veya destekleyici özel sağlık sigortalarına ilişkin usul ve esasların Kurumun uygunluk görüşü alınarak Hazine Müsteşarlığı tarafından belirleneceği belirtilmektedir.

Bu madde'ye bağlı olarak yayımlanan Genelgede "tamamlayıcı veya destekleyici sağlık sigortası", SGK tarafından kapsama alınmayan ya da kapsama alındığı halde genel sağlık sigortalısı tarafından ilave ücret ödemesi gerektiren sağlık hizmederinin, özel sağlık sigorta aracılığıyla sigorta kapsamına alınması olarak tanımlanmaktadır. 

Ancak Genelge'de sağlık hizmederinden yararlanan genel sağlık sigortalıların hizmeti aldıkları anda prime ek olarak ödemekle yükümlü oldukları katkı-katılım paylarının özel sigorta şirkederi tarafindan teminat veya ödeme konusu yapılamayacağı hükmü de getirilmektedir. 

Sağlık hizmet sunucusuyla sigorta şirketi arasında yapılabilecek anlaşmaya göre tamamlayıcı veya destekleyici sağlık sigortası konusu yapılabilecek bedeller;
•Kurumca finansmanı sağlanmayan "istisnai" sağlık hizmederine ait bedeller,
•İlave ücret tutarları,
•Otelcilik hizmeti gibi hastalardan alınabilecek tutarlar,
•Sağlık Uygulama Tebliği fiyadarı üzerinde kalan tutarlar. 
Yapılacak iş ve işlemler özel sigorta şirketlerine prim ödemek suretiyle özel sağlık sigortası poliçesi satın alanlar için uygulanacaktır. 

Tamamlayıcı veya destekleyici sağlık sigortasına sahip genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilere aynı tedavi döneminde sunulan sağlık hizmet bedellerinden;
1-Kurumun 63. maddesi kapsamında sunulan sağlık hizmederine ait olanlar kuruma,
2-63. maddenin birinci fıkrasında sayılan ve tamamlayıcı sağlık sigortası poliçesi kapsamında tanımlı olanlar ilgili özel sağlık sigortası şirketine,
3-Sigorta poliçesi kapsamında yer almayan ilave ücret, otelcilik hizmeti, kapsam dışı sağlık hizmetine ait bedeller, hastaya fatura edilecektir,
4-Hasta katılım paylan ise hiç bir şekilde teminat konusu yapılamayacağından hastalar tarafindan ödenecektir. 

5510 sayılı kanun madde 64'te; Kurumca finansmanı sağlanmayacak sağlık hizmetleri şöyle sınıflandırılmıştır:
•Estetik amaçlı yapılan her türlü sağlık hizmetiyle estetik amaçlı ortodontik diş tedavileri,
• Sağlık Bakanlığınca izin veya ruhsat verilmeyen sağlık hizmederi ile Sağlık Bakanlığınca tıbben hizmeti kabul edilmeyen sağlık hizmederi, 
•Yabancı ülke yurttaşlannın genel sağlık sigortalı olduğu tarihten önce mevcut kronik hastalıklan Görüldüğü gibi tamamlayıcı veya destekleyici sağlık sigortası, genelgede ifade edildiği gibi sadece kapsam dışı olan estetik amaçlı sağlık hizmetleri üzerine kurgulanmamış, SGK tarafından temel teminat paketinin daraltılmasıyla paket dışına çıkarılacak olan sağlık hizmederi ve kurumca finansmanı sağlanmayan ve kısmen karşılanan sağlık hizmetleri üzerine kurgulanmıştır. 

Özede bu uygulamayla SGK tarafindan karşılanmayan (estetik ameliyadar) veya SGK tarafindan sağlık hizmeti olarak sigortalılara verilmeyen sağlık hizmederini almak isteyenler, GSS öncesi dönemde olduğu gibi özel sigorta şirketine poliçenin kapsamına göre miktan değişecek olan bir prim bedeliyle bu hizmederi alabileceklerdir. Aynca yine prim miktarı artırılarak özel hastanelere ödenen ilave (fark) ücreder ve kamu/özel hastanelerine ödediğimiz özel yatak ücrederi de poliçe kapsamına alınarak özel sağlık sigortasına sigorta ettirilebilecektir. Bunun için özel sağlık sigortalan "Tamamlayıcı veya Destekleyici Sağlık Sigortası" poliçesi hazırlayıp isteyenlere satacak; içerdiği teminat pakederini de ilan edeceklerdir. Tamamlayıcı sağlık sigortası, muayene ücrederinden, protez ve ortezlerden ve ilaçlardan alınan katılım paylannı hiç bir şekilde içermeyecektir. 
5510 sayılı kanun madde 63; finansmanı sağlanan sağlık hizmetleri ve süresini tanımlamıştır: Kurum (SGK), finansmanı sağlanacak sağlık hizmederinin teşhis ve tedavi yöntemlerini, sağlık hizmederinin türlerini, miktarlarını ve kullanım sürelerini, ödeme usul ve esaslarım Sağlık Bakanlığı'nın görüşünü alarak belirlemeye yetkilidir. 

Görüldüğü gibi kanunda bir hayli geniş olarak tanımlanmış olan katılım paylarında artış ve temel teminat paketini gerektiğinde daraltmak tamamen SGK yetkisine bırakılmış durumdadır.

ŞAPKA DÜŞTÜ...KEL GÖZÜKTÜ
Genel Sağlık Sigortası Asgari Sağlık Sigortasına dönüş türülüyorl Sağlık hizmederine ulaşabilmek için GSS'li olmanın yeterli olmayacağı, GSS'nin aslında sadece bir asgari sağlık sigortası sağlayacağı, kapsamı genişletebilmek için zorunlu GSS primi ödeyen yurttaşlann, aynca ek bir sağlık vergisi anlamına gelen tamamlayıcı sigorta primini de özel sigorta şirketine yatırması gerekecektir. Yani SGK sağlık giderlerinin belirli bir miktara kadar olanını karşılayacak, dileyenler de SGK'nın karşılamadığı hizmeder için özel sigorta yaptıracaklardır. 

Böylece GSS hastaların ihtiyaç duyduğu bütün sağlık hizmederini kapsamayacaktır. 
Temel teminat paketi içinde yer almayan sağlık hizmederi için yurttaşlann ceplerinden para ödemeleri gerekecektir. Bazı sağlık hizmederi temel teminat paketi içinde yer alsa dahi SGK tarafindan kısmen ödenecektir, kalan kısmını ise yurttaş cebinden ödeyecektir. 
Artık sağlık hizmederine gereksinimi olanlar değü, parası olup 'kasko' sigortası yaptıranlar ulaşabilecektir! Araba aldığınızda trafik sigortası yaptırmadan trafiğe çıkamadığınız gibi; zorunlu GSS'ye de prim ödemezseniz sağlık kuruluşundan içeri giremeyeceksiniz. Üstelik sağlık kurumlarına giremediğiniz gibi o ana kadar birikmiş olan tüm prim borçlarını da ödemeniz gerekmektedir. Arabanız yeni ve pahalı ise kazalara karşı kasko sigortası yaptırdığınızda hasar durumunda tüm masraflar karşılanabilmektedir. Benzer şekilde özel sağlık kuruluşlan ve özel sigorta şirkederi de insanların hastalıkları üzerinden sağlık kaskosu yaptırmaya çalışarak yurttaştan alacağı parayı garanti etmek istemektedir. Parası olup kasko primini yatıranlar A tipi özel hastaneler ile A tipi kamu hastane birliklerine gidecek; parası olmayanlar ve böylece kasko yaptıramayanlar da ancak "E tipi" hastanelere gidebileceklerdir. Bu "Alta kalanın canı çıksın!" ifadesinin en gerçekçi hah olacaktır. 

TAMAMLAYICI SAĞLIK SİGORTASI KİM(LER) İÇİN ÖNGÖRÜLMEKTEDİR? 
Hiç kuşkusuz özel sigorta şirkederi ve özel hastane patronları içindir. Devlet destekli, müşteri garantili, paralar güvenceli, ödemeler sabit süreli... Serbest piyasa ekonomisi için tadı bir rüya. 

GARİBANA NE Mİ OLACAK... FAKİR FUKARANIN CANI CEHENNEME...!
Kimler en çok mağdur olacaktır; özel sigorta şirkederinin yaşldar, doğumsal ya da sonradan edinilmiş kronik hastalığı olanları sigorta kapsamına almaktan kaçındıkları, çok para istedikleri bilinmektedir. Tamamlayıcı sağlık sigortası en çok yoksulları, yaşlıları ve kronik hastalığı olanları mağdur edecektir. Bu gruptakiler sağlık hizmetine gerektiği gibi erişip yararlanamayacaklardır.

Dünya örneklerinden de bilindiği gibi özel hastaneler her zaman pastanın kremasını sıyırmayı tercih ederler. Kâr oranı düşük, külfedi, zahmedi übbi işlemlerden kaçınırlar. Kronik, riskli yoksul hastalan kabul etmemek için ellerinden gelen yaparlar. 
Mümkün olduğunca basit, hızlı, kazançlı işlemleri ve varlıklı müşterileri seçerler.

Birçok ülkede sağlık alanında yapılanlara bakıldığında aralannda birkaç yıllık zaman farla olsa da neredeyse tümüyle aynı sağlık politikalan uyguladıklan görülmektedir. Dünya Bankası (DB), Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), Uluslararası Para Fonu (İMF) ve diğer uluslararası finans ve sağlık sektöründeki çokuluslu şirkederin isteği ve baskısıyla uygulanan programlann iki somut değişimi ortaya koyduğu görülmektedir. Küresel kapitalist düzenin hüküm sürdüğü ve bu sisteme eklemlenmiş tüm ülkelerde sağlık hizmetine erişim ve yararlanma artık bir hak değildir; sağlık küresel kapitalizmin yeni ve yüksek kâr oranlı alanlarından birisidir. Bunu sağlayan modellerin uygulandığı ülkelerde yaşayan toplumlar bir karşılık ve bedel ödeseler de sağlık hizmetine gerektiği gibi erişip yararlanamamakta ve hem ülke çapında, hem de küresel ölçekte toplumların sağlığı giderek daha çok bozulmaktadır. 

SONUÇ OLARAK
Söz konusu katkı paylarının miktar ve oranlarının artırılması; giderek daha çok sayıda hastalık ve hizmet konusunun genel sağlık sigortası ödeme kapsamı dışına çıkarılması, ikinci ve üçüncü basamak hizmedere ulaşma için sevk zorunluluğunun getirilmesi, sigorta primlerinin daha yüksek oranda ve bazı kesimler için tümüyle cepten ödenmesi, kapsam dışı hizmeder için tamamlayıcı sağlık sigortasının zorunlu olması, sigorta kurumlarının kısmen ya da tamamen özelleştirilmesi diğer ülkelerdeki uygulamalarda gözlenen ve çok uzak olmayan bir süreç için de bizim de yaşayarak göreceğimiz uygulamalar olacaktır. 
Nihai amaçları sağlık hizmederine gerektiği erişimin kısıdanması ve sağlıksız toplum yaratarak sağlık hizmederinden daha fazla kâr elde etmektir. 

(Dr. Ergün Demir - Dr. Güray Kılıç - Birgün Gazetesi)

Tamamlayıcı Sağlık Sigortası nasıl işleyecek? İşte ayrıntılar! (MediMagazin)...


Tamamlayıcı Veya Destekleyici Sağlık Sigortası Uygulaması Hakkında Yayınlanan Genelgeye İlişkin Bilgilendirici Duyuru

 28 Haziran 2012 tarihinde Kurumumuz tarafından yayınlanan 2012/25 sayılı  Genelge ile Tamamlayıcı veya Destekleyici Sağlık Sigortası ile ilgili düzenlemeler yapılmıştır. Konu ile ilgili olarak Genelgeye ilişkin açıklayıcı soru ve cevaplar aşağıda yer almaktadır.

Soru: Tamamlayıcı Sağlık Sigortası (TSS) nedir?
Cevap: Kurum tarafından kapsama alınmayan, kapsama alındığı halde kısmen  karşılanan, yani cepten ilave ücret ödenmesi yapılan ya da bireylerin daha yüksek standartlarda sağlık hizmeti talep ettiği durumlarda devreye giren özel sağlık sigortası türüdür.
Yıllardır birçok gelişmiş dünya ülkesi (Almanya, Hollanda, Fransa vs.) tarafından uygulanmakta ve sağlık harcamalarının sürdürülebilirliğine katkı sağlamaktadır.

Soru: Türkiye’deki geçmişi nedir?
Cevap: Türkiye’de 2000’li yılların başından itibaren yoğun şekilde tartışılmaya başlanmıştır. İlk kez 5510 sayılı Kanunun 98. maddesinde konu edilmiştir. 2011 Ekim ayında yayımlanan Orta Vadeli Programda (2012-2014) “tamamlayıcı emeklilik ve sağlık sigortası modellerinin geliştirileceği” konusuna yer verilmiştir.

Soru: Bu Genelge ile getirilen yenilik nedir?
Cevap: Önceden ilave ücret, otelcilik ücreti gibi hastalar tarafından cepten ödenen kısımların sigorta şirketleri tarafından ödenmesi sağlanmıştır. Yani, Kurum tarafından ödenmesi gereken sağlık hizmetleri Kuruma, ilave ücret ise özel sigorta şirketine fatura edilebilecektir.
 Ayrıca, sigorta şirketi ve hastane bir sağlık hizmetinin fiyatı konusunda kendi arasında anlaşma yaptığı takdirde, sağlık hizmet bedelinin SUT fiyatı Kuruma, SUT’un üzerinde kalan kısmı da sigorta şirketine fatura edilebilecektir.

 Soru: Genelgeye niçin ihtiyaç duyuldu?
Cevap: Halihazırdaki uygulamada var olan ancak herhangi bir düzenleme bulunmadığı için özellikle Kurumumuzdaki geri ödeme uygulamalarında sıkıntı yaşanmasına yol açan bir konuydu. Genelge ile uygulamadaki farklılıklar ortadan kaldırılmıştır.

 Soru: Bu Genelge ile SGK kapsamından çıkarılıp özel sigorta kapsamına alınan herhangi bir sağlık hizmeti var mıdır?
Cevap: Hayır. Genelge mevcut durumdaki uygulamayı Kurumumuz açısından düzenlemekte ve Kurum tarafından karşılanan sağlık hizmetleri aynı şekilde karşılanmaya devam edilmektedir.

 Soru: Tüm vatandaşlar Tamamlayıcı Sağlık Sigortası yaptırmak zorunda mıdır?
Cevap: Hayır. Tamamen isteğe bağlıdır.

Soru: Hangi hizmetler Tamamlayıcı Sağlık Sigortası kapsamındadır?
Cevap:
a- Kurumca finansmanı sağlanmayan sağlık hizmetleri (estetik girişimler, akupunktur gibi alternatif tedaviler vs.),
b- İlave ücret tutarları,
c- Otelcilik ücreti gibi hastadan alınabilecek tutarlar,
d- Sağlık hizmet sunucusu ile sigorta şirketi arasında yapılabilecek anlaşmaya göre, Sağlık Uygulama Tebliği fiyatları üzerinde kalan tutarlar,

Soru: Hasta katılım payları da Tamamlayıcı Sağlık Sigortası kapsamında mıdır?
Cevap: Hayır. Kanun gereği hasta katılım payları özel sigorta konusu yapılamaz. Ancak bununla ilgili bir değişiklik konusunda çalışmalarımız sürmektedir.

Soru: Bu Genelge ile % 90 ilave ücret sınırı kalktı mı?
Cevap: Hayır. Sadece önceden hastalar tarafından ödenen ilave ücretler, artık sigorta şirketleri tarafından ödenebilecek. Ancak hastaneler ilave ücreti yasal sınırlar içerisinde almak zorunda.

Soru: Hastane ile özel sigorta şirketi anlaştığı takdirde, sağlık hizmetini SUT fiyatı dışında bir fiyattan faturalandırabilecek mi?
Cevap: Evet. Sigorta şirketi ve hastane bir sağlık hizmetinin fiyatı konusunda kendi arasında bir anlaşma yapabilir. Bu durumda, sağlık hizmet bedelinin SUT fiyatı Kuruma, SUT’un üzerinde kalan kısmı da sigorta şirketine fatura edilebilir.

 Örnek: TSS’li bir kişi “Normal Doğum” için sözleşmeli/protokollü bir sağlık hizmet sunucusuna başvurduğunda;  SUT fiyatı: 400 TL (Kuruma fatura edilir)
İlave Ücret % 90: 360 TL (Sigorta şirketine fatura edilebilir)
Sigorta şirketi ile hastane arasındaki Normal Doğum fiyat anlaşması: 1000 TL
(1000-400= 600 TL Sigorta şirketine fatura edilebilir)

KOMPOZİT DOKU NAKİLLERİ RAPORU 2012...


KOMPOZİT DOKU NAKİLLERİ RAPORU
Bu doküman son dönemlerde ülkemizde farklı nedenlerle gündeme
gelmiş olan kompozit doku nakilleri konusunda Türk Tabipleri Birliği
tarafından hekimliğe ve kamuoyuna duyulan sorumluluk nedeniyle
-konunun bilimsel, etik ve hukuksal çerçevesini hekimlik mesleği açısından çizebilmek,
-hekimlerin ve kamuoyunun olası sorularına yönelik yanıtlar
üretebilmek amacıyla
konuyla ilgili olduğu düşünülen uzmanlık derneklerinin katkısı ile hazırlanmış olup Rapora katkı sunan kurum ve kişiler temsilci olarak bildirilen ve çoğunluğu konuyla ilgili aktif olarak çalışan hekimlerdir.
Rapor konunun kamuoyu gündemine gelmesine neden olan tek tek
vakaların incelenmesi, soruşturulması ve bir sonucun/yargının bildirilmesi amacı taşımamaktadır. Bununla birlikte rapor doğal olarak gerek
söz konusu gerekse de bundan sonra gündeme gelebilecek vakalar ve
ilgili tabip odalarınca yürütülecek disiplin işlemlerine ışık tutacaktır.
Gerek görüldüğünde konunun farklı boyutlarının süreklilik içerisinde
ele alınarak benzer çalışmaların yapılacağı belirtilmelidir.
Rapora katkı sunan kurum ve kişilere teşekkür ederiz.
Yararlı olabilmesi dileğiyle...

Dr. Eriş Bilaloğlu
Türk Tabipleri Birliği
Merkez Konseyi Eski Başkanı


İÇİNDEKİLER

1. Sunuş.............................................................................................5
2. Tanımlar ........................................................................................6
3. Kısa Yakın Tarihçe/ Dünyada ve Türkiye’de Uygulamalar...................8
4. Türkiye’de Nakil Sürecine Toplum Katılımı........................................10
5. Bir Hekimlik Uygulaması Olarak: ‘Nakil ve Hekim’ ............................10
6. Nakil Yapılması İle İlgili Karar Verme Süreci Nasıl Olmalı? .................11
 6.1. Hasta Açısından ........................................................................11
 6.2. Uygulamayı Yapacak Ekip Açısından...........................................12
7. Hukuksal Değerlendirme ...................................................................15
 7.1. Kompozit Doku Naklinin Yaşam ve Sağlık Hakkı ile
İlişkisi..................................................................................................15
 7.2. Kompozit Doku Naklinde Hekimlerin Hukuki
Sorumlulukları ....................................................................................16
8. Hekimlerin Mesleki ve Etik Sorumlulukları.........................................20
 8.1. İnsan Varlığı, Onuru ve Bütünlüğü ..............................................20
 8.2. Hastaya/Bireye Yararlı Olmak, Zarar Vermemek...........................21
 8.3. Kişi Özerkliği, Aydınlatılmış Onam...............................................21
 8.4. Mahremiyet, Tıbbi Gizlilik, Özel Yaşama Saygı ...........................22
 8.5. Organ Dağıtımı, Adalet, Eşitlik, Hakkaniyet .................................22
 8.6. Etik Kurulların Rolü ..................................................................23
9. Uzmanlık Derneklerinin Rolü............................................................23

KOMPOZİT DOKU NAKİLLERİ RAPORU

10. Meslek Odasının Rolü....................................................................24
11. Kamusal Sağlık Otoritesinin Rolü....................................................25
12. Mevcut Koşullarda Nakil Sürecine yaklaşım.....................................25
13. Gelecek İçin Kısa, Orta, Uzun Dönemde Öngörü, Beklentiler,
Öneriler.............................................................................................26
 13.1. Sisteme ve Sağlık Çalışanlarına Dair.........................................26
 13.2. Medyaya yönelik ...................................................................29
Sonuç yerine......................................................................................31
Ek 1. Kompozit Doku Allotransplantasyonunda
Türk Cerrahlarin Rolü .........................................................................33

http://www.ttb.org.tr/kutuphane/kompozitrpr.pdf

KADININ VÜCUT BÜTÜNLÜĞÜ ÜZERİNE HUKUKİ VE TIBBİ YAKLAŞIM...


İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi ve Sağlık Hukuku Merkezince düzenlenen “Kadının Vücut Bütünlüğü Üzerine Hukuki Ve Tıbbi Yaklaşım” konulu panel 14 Temmuz 2012 Cumartesi günü saat 11.00-15.00 arasında Orhan Adli Apaydın Konferans Salonunda yapılacak.

Panel, açılış konuşmalarından sonra iki oturum halinde gerçekleştirilecek. İlk oturumu İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Aydeniz Alisbah Tuskan, ikinci oturumu İstanbul Barosu Sağlık Hukuku Merkezi Başkanı Av.Halide Savaş yönetecek.  
İlk oturumda, İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği Koordinatörü Av. Nazan Moroğlu, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Dr. Hakan Hakeri, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalından Gülen Sinem Tek, Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Müge Ürem konuşmacı olarak yer alacak. 

İkinci oturumun konuşmacıları ise şöyle: Tabipler Odası Başkanı,  İstanbul Üniversitesi Kalp Ve Damar Cerrahi Ana Bilim Dalı Üyesi Prof. Dr. M. Taner Gören, Jinekoloji Derneği İstanbul Şubesi üyesi, İstanbul Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Recep Has, Halk Sağlık Uzmanı, Okan Üniversitesi- İktisadi Ve İdari Bilimler Fakültesi Sağlık Yönetimi Bölümünden Prof. Dr. Mithat Kıyak ve Adli Tıp Uzmanı, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Alkan.


9 Temmuz 2012 Pazartesi

Beyninde iltihap olan albaya çocuk doktorundan rapor verildi...



Beyninde iltihap olan albaya çocuk doktorundan rapor verildi.

Vatan gazetesinden Damla Güler'in haberine göre Balyoz davası kapsamında darbeye teşebbüs suçlamasıyla tutuklanan Albay Levent Kerim Uça’nın kaldığı Maltepe Askeri Cezaevi’ndeyken beyninden yumurta büyüklüğünde tümör çıkarılmıştı.
Ameliyattan sonra olası risklere karşı steril bir ortamda bulunması gereken Uça GATA tarafından 3 hafta sonra 14 kişi kaldığı cezaevine geri gönderildi.
Uça’nın avukatının verdiği dilekçe ile mahkeme tarafından Adli Tıp Kurumu’na sevk edilen Uça’ya kurum tarafından ‘1 ay daha hastanede kalması gerekir’ raporu verildi. Ancak 1 aydolmasına rağmen cezaevine gönderilmeyen Uça’nın ameliyat yerinin mikrop kaptığı, mikrop yüzünden beyninde iltihaplanma olduğu bu iltihaplanma yüzünden tümörün alındığı alanın tamamen kanla dolduğu, kanın yaptığı baskı yüzünden de gözlerinde görme kaybı ve dikkat bozuklu olduğu ortaya çıktı.
Hastanedeki tedavisinin ardından tekrar cezaevine gönderilen Uça için mahkeme bir Adli Tıp raporu daha istedi.

"Bu rapora güvenemeyiz"
Davanın görüldüğü özel yetkili İstanbul 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’ne ulaşan rapor, herkesi şoka uğrattı. ATK’nın, Uça’nın hayati tehlikesinin olmadığını belirttiği raporda, doktoru ve reviri olan bir cezaevinde infazına devam edilebileceği yazıyordu.
Ancak raporun altında imzası bulunan ve ‘hayati tehlikesi yoktur’ diyen 4 doktorun arasında, bu kararı verebilecek “nöroşiruloji” uzmanının (beyin cerrahı) imzası bulunmuyordu. Beyninden ameliyat olan bir hasta için sağlıklıdır raporu hazırlayan doktorların iç hastalıkları uzmanı, göğüs hastalıkları uzmanı, nöroloji uzmanı ve çocuk doktoru olması ise dikkatlerden kaçmadı.
"Nasıl oluyor anlamadık?"

Albay Uça’nın ailesi yeniden cezaevine gitmesi gündeme gelen Levent Kerim Uça için endişelendiklerini ve hayati tehlikesinin devaüm ettiğini belirtirken, Uça’nın avukatı Hakan Tunçkol’un rapora itiraz ettiği öğrenildi. Tunçkol, çocuk doktorunun beyinle ilgili nasıl rapor hazırladığını anlayamadıklarını söyleyerek, “Raporun altında imzası bulunan doktorlardan hiçbiri beyin ameliyatı ile ilgili böyle bir rapor hazırlayacak uzmanlıkta değildir. Altında çocuk doktorunun imzası bulunan bir rapora güvenmemiz beklenemez’ dedi.
Nöroşirurji uzmanının imzası yok
Beyin ameliyatının ardından tekrar cezaevine gönderilen ve kaptığı mikrop yüzünden görme kaybı yaşayan Albay Uça için Adli Tıp Kurumu’ndan verilen “cezaevinde kalabilir” raporunun altında, nöroşiruloji uzmanı (beyin cerrahı) yerine, çocuk hastalıkları uzmanının imzası yer aldı.


ADLİ TIP KURUMU'NDAN 
KAMUOYUNA DUYURU

09 Temmuz 2012  tarihli  Vatan  Gazetesinde yayınlanan  “’Adli Tıp’tan Yine Skandal” başlıklı haberle ilgili olarak aşağıdaki açıklamaya ihtiyaç duyulmuştur.Damla Güler/istihbarat tarafından yapılan haber içeriğinde özetle “Beyninde iltihap olan albaya çocuk doktorundan rapor” Şeklinde asılsız haber yapılmıştır.
Konu ile ilgili olarak Kurumumuzca yapılan inceleme neticesinde;Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun 29 Şubat 2012 tarih ve 2228 Karar Nolu raporunda: “Sonuç olarak;  hastane şartlarında infazına devam 
edilmesinin uygun olduğu, 1 (bir) ay sonra son durumunu gösterir tıbbi evrakı ile birlikte muayene edilmek üzere Kurulumuza gönderilmesi sonrasında sorulan husus hakkında görüş düzenlenebileceği”  şeklindeki raporunu 29 Şubat 2012 tarihli Kurul Celsesine katılan  kurul üyelerinden  3 Adli Tıp Uzmanı (biri başkan), 1 Nöroloji 
Uzmanı (Beyin ve Sinir Hastalıkları) ve 1 iç hastalıkları uzmanı tarafından imzalanmıştır.


Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun 14 Mayıs 2012  tarih  ve 5225 Karar Nolu raporunda ise: “Sonuç olarak; Levent Kerim UCA’nın tedavisi ve poliklinik kontrollerinin sağlanması halinde hastalığının hayati tehlike yaratacağına dair tıbbi bulguların tespit edilmediği, doktoru ve reviri bulunan cezaevi  şartlarında 
infazına devam edilmesinin uygun olduğu, kişinin sağlık durumunda değişiklik olabileceği ve bu durumda yeniden değerlendirme yapılmasının uygun olduğu” şeklindeki raporunu 14 Mayıs 2012 tarihli Kurul celsesine katılan 3 adli tıp uzmanı (biri başkan), 1 Nöroloji (Beyin ve Sinir Hastalıkları) , 1 iç Hastalıkları uzmanı, 1 Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz uzmanı ile 1 Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı tarafından imzalanmıştır.


2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu’nun 7. Maddesine göre; 3. Adli Tıp ihtisas Kurulu, bir başkan, adlî tıp uzmanı iki üye ile birlikte,  Ortopedi ve Travmatoloji, Genel Cerrahi, Nöroloji, İç Hastalıkları, Çocuk Sağlığı ve 
Hastalıkları, Göğüs Hastalıkları ve Enfeksiyon Hastalıkları  uzmanı birer  üyeden oluşmaktadır.


Dolayısıyla, haberde bahse konu raporların hazırlanmasında ilgili mevzuat açısından herhangi bir yanlışlığın bulunmadığı, sorulan sorunun hastalığın infaz tehiri kapsamında olması ve hastalığının nöroloji uzmanlığını ilgilendirmesi,  nedeniyle Nöroşirurji uzmanına ihtiyaç duyulmadığı, 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu’nun
23. Maddesinde bir kurulun nasıl çalıĢacağı net  bir Ģekilde  ifade edildiğinden Nöroşirurji (Beyin ve Sinir Cerrahisi) uzmanının Kurula davet edilmediği, Beyin ve Sinir Hastalıkları/Nöroloji uzmanı olan Prof. Dr. Erbil GÖZÜKIRMIZI’nın her iki raporda  da  imzasının bulunduğu, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanının Kurul 
Üyesi olması nedeniyle her kararda imzasının bulunmasının doğal olduğu, her iki mütalaa düzenlenmesinin Adli Tıp Kurumu Kanunu ve Uygulama Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak hazırlanmış olduğu hususu,


Kamuoyunun bilgisine sunulur.


ADLİ TIP KURUMU BAŞKANLIĞI


http://www.atk.gov.tr/pdf/duyuru09.07.12.pdf

Sağlık ordusunun az bilinen komutanlarından Dr. Refik Saydam...


Prof.Dr. İlber ORTAYLI
Milliyet Pazar
Dr. Refik Saydam Türkiye’nin sağlık sorunlarını çözmeye yönelen bir öncüydü. Tifus aşısını I. Cihan Savaşı sırasında hazırlamış ve literatüre geçmiştir. Saydam, Türkiye’nin ilk Sağlık Bakanı, 1939-1942 yılları arasında da başbakandı.
Türkiye Cumhuriyeti, imparatorluk yıkıldığı ve Mudanya mütarekesi ile savaşı bitirdiği an, inanılmaz sağlık sorunları ile karşı karşıyaydı. Bunu Afrika vegüneydoğu Asya’daki herhangi bir toplumun yapısı açısından değerlendiremeyiz. Savaştan önceki toplumun adeta demografik yapısı büyük bir sarsıntıya uğramıştı. Sağlıklı ve üretken erkek nüfus cephelerde erimişti, yedek subay ve onbaşı savaşları denen Balkan’dan beri süregelen 10 yıllıkçatışma Türkiye’deki sağlıklı genç nüfusu okullu veya okulsuz olsun bitirmişti. Sadece verem ve sıtma değil, bütün doğu Avrupa ve Rusya steplerindeki toplumlar gibi müzminleşmiş bulaşıcı hastalıklar da vardı. Aydınlar şok içindeydi. Abdullah Cevdet’in bize bugün çok gülünç gelen “damızlık erkek ithali” teklifi bu kötümserliği gösterir.Arnavutluk’ta olduğu gibi cüzzam, Güneydoğu bölgesinde trahom ve dışarıya açılmış bölgelerde frengi dahi buna dahildi. Şurası bir gerçektir, komutanların önderlik ettiği cumhuriyet askeri masrafları kısmış ve bütçesini eğitim ve sağlığa yönlendirmişti. Sulfamit ve penisilin gibi mucizeilaçların icat ve kullanılmasından çok önce birtakım bulaşıcı hastalıkların azaldığı, sıtma mücadelesinin önemli ölçüde başarıldığı biliniyor. Bunda hekimler ve sağlık personelinin rejimin inanmış taraftarları olmalarının ve fedakârca çalışmalarının payı büyüktür.

Dr. Refik Saydam, bir neslin içinde bu nitelikteki tıp adamlarından biriydi ve siyasi hayatında da bu yönüyle temayuz etmiştir.

Örgütçü bir askeri hekim olan Saydam Türkiye’nin ilk sağlık bakanıydı
Askeri eğitim gördü; Kuleli Askeri Lisesi’nden sonra Askeri Tıbbiye’de okudu; Alman tıbbı ileBerlin ve Danzig’teki askeri akademilerde tanıştı. Balkan Savaşı’nda orduya katıldı, örgütçü bir askeri hekimdi. Bakterioloji Enstitüsü’nü örgütledi. Tifus aşısını I. Cihan Savaşı sırasında hazırlamış ve literatüre geçmiştir. Eski orduların başlıca derdi olan tetanos ve dizanteriye karşı serumların üretilmesini sağladı, Mustafa Kemal Paşa ile birlikte Samsun’a çıktı. 1920’den beriTBMM üyesi ve Türkiye’nin ilk sağlık bakanıydı. Büyük illerdeki devlet hastaneleri, doğumevleri ve Ankara’daki “Hıfzıssıhha Enstitüsü”, verem savaş dispanserleri onun eseridir. İsmet Paşa’ya sadık bir politikacıydı, Atatürk paşayı azledince Celal Bayar’ın kabinesine bu nedenle girmedi, 1939 ve 1942 yılları arasında başbakandı. O zaman sarfettiği; “Devlet idaresi A’dan Z’ye bozuktur” sözü sadece bazılarının gururunu incitmekle kalmadı, Başbakanın bazı ciddi çatışmalar içine girdiği bile söylendi; 70 yıl önce tam bugün 8 Temmuz 1942’de Pera Palas Oteli’ndeki mütevazı odasında hayatını kaybetti. Dr. Refik Saydam’ın herhangi bir tıp adamı hatta sağlık bakanından daha farklı bir yanı olduğunu şu icraatı gösterir; Nazi Almanyası’nın dışladığı ünlüçocuk doktoru Prof. Dr. Albert Eckstein ve eşi Dr. Erna sığınacakları yer olarak 1935’te Ankara’yı buldular. Sağlık bakanı Refik Saydam kendilerini bekliyordu ve hemen ertesi gün hararetle bakanlıkta kabul etti; Eckstein’in Numune Hastanesi’ndeki görevi dışında kendisinden asıl beklenen ülkenin sağlık envanterinin çıkartılmasıydı. Dr. Eckstein bu ek görevi heyecanla kabul etti. İki yıl süren örneklem yöntemiyle seçilmiş yüzlerce köydeki tarama ve anketleri çok ilginç sonuçlar getirir. Arnold Reissman’ın kaleme aldığı ve İş Bankası tarafından yayınlanan Gül Çağalı Güven’in çevirdiği kitapta bu ilginç araştırmayı ve sonuçlarını görürüz. Karşımızda elbette bir Batı Avrupa ülkesi yoktur; Dr. Eckstein’in buradayken tedavi edip tıp literatürüne kattığı “noma” gibi kangrenli bir çocuk hastalığı da vardır. Lakin üçüncü dünya ülkeleri ile karşılaştırılamayacak bir yapı da görülmektedir. Refik Saydam hayali bir kendini beğenmişlik veya ezbere bir bedbinlikle değil, araştırmaya dayalı politikalarla Türkiye’nin sağlık sorunlarını çözmeye yönelen bir öncü olduğunu göstermiştir.

Türkiye tıp adamlarına karşı gereken şükranı göstermiyor. Hatta hekimlere vaki saldırılar için desağlık bakanlığı yetkililerinin söylevleri dışında ciddi cezai idari tedbirlerin hala alınmadığını görüyoruz. Bugün hiç değilse bazı kurumların Dr. Refik Saydam’ı andığını duymak isterdik.

5 Temmuz 2012 Perşembe

Third International Conference on Violence in the Health Sector

item1

The Scientific and Organization Committee cordially invites you to attend and register for the Third International Conference on Violence in the Health Sector “Linking local initiatives with Global Learning”.
Work related aggression and violence within the health and social services sector is a major problem which diminishes the quality of working life for staff, compromises organizational effectiveness and ultimately impacts negatively on the provision and quality of care. These problems pervade both service settings and occupational groups.
Considerable attention and advancements in addressing this problem have been achieved from service and organizational perspectives nationally and internationally. Following two successful conferences in 2008 and 2010 in Amsterdam, the 3rd International Conference on Violence in the Health Sector, will take place in Vancouver, Canada, from October 24-26 2012. In addition to raising awareness the 2012 conference will provide a platform to share international developments, with a particular emphasis on best practice research and initiatives to effectively respond to the problem.
  
The specific aims of the conference are:
  • To sensitize stakeholders to the issue of violence in the health care sector,
  • To understand the manifestations and the human, professional and economic implications of violence in the health care sector,
  • To promote effective sustainable initiatives and strategies to create safe environments for workers and clients in the health care sector,
  • To present initiatives which respond to the problem, and have transferable learning for efforts in broader service and geographical contexts.
Approval for awarding International Continuing Education Credits (ICNECs) is currently being sought from the International Council of Nurses (ICN).
Till the 1st of August 2012 you are still able to submit abstracts only for a Poster Presentation.

vancouvergroot1
  
Abstracts can be submitted online on the following conference sub-themes:
Patterns of aggression and/or violence within healthcare: 
All manifestations of aggression and/or violence irrespective of who the perpetrator or victim is (staff, service user, co-worker, others) including:
1.
Verbal aggression/violence
2.
Physical aggression/violence
3.
Sexual intimidation/harassment
4.
Psychological aggression/violence
5.
Horizontal/lateral aggression/violence, like bullying, mobbing and intimidation
6.
Financial abuse
7.
Organizational/hierarchical aggression/violence
 
Impact of aggression and/or violence within healthcare:
8.
Physical/Injury impacts of aggression/violence
9.
Emotional/Psychological impacts of aggression/violence
10.
Financial impacts of aggression/violence
11.
Service related impacts of aggression/violence
12.
Professional, legal and ethical impacts of aggression/violence
 
Initiatives and solutions to aggression and/or violence within healthcare:
13.
Creating aggression and violence minimizing cultures
14.
The minimisation/reduction of seclusion, restraint and coercive measures
15.
Engaging with service user in seeking solutions
16.
Education and training
17.
Quality safety and risk reduction initiatives
18.
Policy/guidance on best practice initiatives
  • The key theme of the conference on this occasion is on initiatives which inform responses to the problem of aggression and/or violence within the health sector.
  • Submissions are equally welcome from research, practice, education and policy/guidance perspectives,
  • All submissions are welcome irrespective of whether the work has been completed at local, regional, national or international contexts.
  • We are especially interested in work which emphasizes initiatives toward responding to the problem, and which have transferable learning
  • An abstract template is provided on the conference site to assist with structuring submissions for both consideration by the scientific committee, and in standardizing the presentation of abstracts in the conference proceedings. 
  
Conference Organization:
The conference is organized by Oud Consultancy and is at this moment supported by the following (inter)national organisations:
  • American Nurses Association (ANA)
  • Australasian Society for Intellectual Disability (ASID)
  • BC Government and Service Employees’ Union (BCGEU)
  • British Columbia Nurses' Union (BCNU)
  • British Institute of Learning Disabilities (BILD)
  • Canadian Nurses Association (CNA)
  • Centre of Education and Research, St.Gallische Kantonale Psychiatrische Dienste – Sektor Nord, Switzerland (COEUR)
  • Canadian Federation of Nurses Unions (CFNU)
  • Dundalk Institute of Technology (DKIT)
  • Dutch National Nurses’ Organization NU’91
  • Health Sciences Association of BC (HSABC)
  • Hospital Employees' Union (HEU)
  • Institut universitaire de formation et de recherche en soins - IUFRS
  • Interior Health (IH)
  • International Alliance of Patients’ Organizations (IAPO)
  • International Confederation of Dietetic Associations (ICDA)
  • International Confederation of Midwives (ICM)
  • International Council of Nurses (ICN)
  • International Hospital Federation (IHF-FIH)
  • International Pharmaceutical Federation (FIP)
  • IntraHealth International
  • Manitoba Nurses Union (MNU)
  • Northern Health (NH)
  • Oud Consultancy
  • ProActive ReSolutions
  • Providence Health Care (PHC)
  • Provincial Health Services Authority (PHSA)
  • Public Services International (PSI)
  • Saskatchewan Union of Nurses (SUN)
  • Sigma Theta Tau International (STTI)
  • Union of Psychiatric Nurses (UPN)
  • Vancouver Coastal Health (VCH)
  • Vancouver Island Health Authority (VIHA)
  • Workplace Health at Fraser Health Authority (WHFHA)
  • WorksafeBC
  • World Confederation for Physical Therapy (WCPT)
  • World Medical Association (WMA)

s
  
All delegates attending the conference will receive a book of proceedingswhich includes either abstracts and/or full papers authored by the presenters of all presentations.
The conference provides a wonderful opportunity to network and establish contacts with a very diverse community of colleagues engaged in this important area of work. Apart from the geographical diversity of delegates, there is also a multiplicity of perspectives including clinical/service, organisational, educational, research and regulatory. In order to maximise the potential contribution of networking opportunities the conference will include a number of social activities including:
  • A complimentary welcome reception on Wednesday October 24th 2012
  • A special conference dinner at the TELUS World of Science, Vancouver on Thursday October 25th 2012. (Please note conference dinner is at additional cost).
The City of Vancouver is a vibrant, international city on the western coast of Canada that will not disappoint you, and this wonderful city is also the ideal place for an enjoyable stay before, during and after the conference.
We look forward to your abstract submission and welcoming you to Vancouver,
On behalf of the Organisation and Scientific Committee
IanNeedham    KevinMcKenna    nicooudnw1
Prof. Dr. Ian Needham, Chair and Mr. Kevin McKenna, Co-Chair of the Organisation and Scientific Committee & Nico Oud, MNSc, N.Adm, RN, Conference Organiser

Sezaryen düzenlemesi yasalaştı


TBMM- TBMM Genel Kurulu'nda, tıbbi zorunluluk bulunması halinde doğumun sezaryenle yapılmasını düzenleyen, Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşların Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı kabul edilerek yasalaştı.
Kanuna göre, gebe veya rahimdeki bebek için tıbbı zorunluluk bulunması halinde doğum, sezaryen ameliyatı ile yaptırılabilecek. Gerekli tedbirlerin alınmasına rağmen anne veya bebekte meydana gelebilecek istenmeyen sonuçlardan dolayı hekim sorumlu tutulamayacak.
Sağlık Bakanlığı bünyesinde Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği kurulacak.
Kanunla, özelde çalışan profesör ve doçentlere, eğitim ve araştırma hastanelerinde sözleşmeli eğitim görevlisi olarak çalıştırılma imkanı getiriliyor. Buna göre, kamu kurum ve kuruluşları ve vakıflara ait olanlar da dahil olmak üzere yükseköğretim kurumlarının kadro ve pozisyonlarında bulunmayan profesör ve doçentler, ihtiyaç duyulan alanlarda faaliyette bulunmak üzere Sağlık Bakanlığı'nın kararıyla eğitim ve araştırma hastanelerinde Maliye Bakanlığı'nın vizesine bağlı olarak sözleşmeli eğitim görevlisi olarak çalıştırılabilecek. Sözleşmeler, 1 yıla kadar yapılabilecek.
Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarına ait kurum ve kuruluşlar ile üniversitelerin ilgili birimleri, karşılıklı olarak işbirliği çerçevesinde birlikte kullanılabilecek. Ancak, adrese dayalı nüfus kayıt sistemi sonuçlarına göre toplam nüfusu 750 bine kadar olan illerde eğitim ve araştırma hizmetleri, Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastanesi veya üniversite sağlık uygulama ve araştırma merkezlerinden yalnızca biri tarafından verilebilecek. Bu illerde Bakanlık ve bağlı kuruluşları ile üniversiteler, tıp lisans eğitimi ve tıpta uzmanlık eğitimi için ortak kullanım ve işbirliği yapacak.
Nargile üzerine de uyarıcı yazılar yazılacak

Tütün ürünleri gibi, tütün ürünü ihtiva eden ve etmeyen nargile de 18 yaşını doldurmamış kişilere satılamayacak, tüketimlerine sunulamayacak.
Tütün ürünlerinin isim, marka, amblem, logo veya bunları doğrudan çağrıştıran diğer isim ve alametleri; tütün ürünleri sektörü harici mal ve hizmet sektörlerindeki firma ve ürünlerle ilişkilendirilemeyecek, tütün ürünüyle diğer ürün ve hizmetin birbiriyle ilişkili olduğu izlenimi verecek biçimde kullanılamayacak.
Tütün ürünleri harici mal ve hizmet sektörlerindeki firma ve ürünlerin; isim, marka, amblem veya logo ya da bunları doğrudan çağrıştıran diğer isim ve alametler de tütün ürünleriyle veya firmalarıyla ilişkilendirilemeyecek. Hiçbir ürünün üzerinde tütün ürünlerini çağrıştıran işaret ve renk bulunamayacak.
Türkiye'de üretilen veya ithal edilen tütün ürünleri paketleri hariç, nargile şişelerinin üzerine, en geniş iki yüzünden her birine, bu yüzlerin alanlarının yüzde 65'inden az olmamak üzere, özel çerçeve içinde tütün ürünlerinin zararlarını belirten resimli ve Türkçe yazılı uyarılar veya mesajlar konulacak.
İthal edilen veya Türkiye'de üretilen tütün ürünlerinin paketlerinde ve etiketlerinde; bu ürünlerin özellikleri, sağlığa etkileri, tehlikeleri veya emisyonları ile ilgili yanıltıcı ve eksik bilgi verilemeyecek; tüketimi özendiren, teşvik eden veya tüketiciyi yanıltan ya da ürünü cazip kılan metin, isim, marka, ibare, mecaz, resim, figür, işaret veya renkler ve renk kombinasyonları kullanılamayacak.

Çevre kirliliği giderilirse ceza verilmeyecek

Tütün ürünlerini; kamu binalarının kapalı alanlarında, birden çok kişinin girebileceği binaların kapalı alanlarında, taksiler de dahil olmak üzere karayolu, demiryolu, denizyolu ve havayolu toplu taşıma araçlarında, ilk ve orta öğrenim kurumlarının, kültür ve sosyal hizmet binalarının kapalı ve açık alanlarında, lokantalar, kahvehane, kafeterya, birahane gibi eğlence hizmeti verilen işletmelerde tüketenler ile spor, kültür, sanat ve eğlence faaliyetlerinin yapıldığı yerlerde kullananlar Kabahatler Kanunu'na göre cezalandırılacak.
Çevreye izmarit, paket, ağızlık, kağıt ve benzeri atıkları atanlara kamu görevlileri ve belediye zabıta görevlilerince 50 TL para cezası verilecek. Kişi, çevre kirliliğini derhal giderirse para cezasına çarptırılmayacak.
Entegre sağlık sunulan merkezlerde artırımlı ücretten yararlananlar hariç olmak üzere, aile hekimlerine ve aile sağlığı elemanlarına ücreti karşılığında nöbet görevi verilebilecek. Ancak aile hekimlerine ve aile sağlığı elemanlarına nöbet görevi verebilmesi, her ihtiyaç doğduğunda değil, bu ihtiyacın başka şekilde karşılanmasının mümkün olmadığı durumlarda geçerli olacak.
Aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumlar, her bir araştırma görevlisi başına 4 bin kişiyi aşmamak üzere, kişi başına aylık 5 TL'den fazla olmayan tutarı, döner sermaye işletmelerindeki hesaba yatırılacak.
Tabip, diş tabibi ve eczacılardan sözleşmeli personel olarak görev yapanlar, ihtiyaç halinde Bakanlığın ve bağlı kuruluşlarının merkez teşkilatında daire başkanı ve daha üst yönetici kadrolarında süreli olarak görevlendirilebilecek, bu husus sözleşmelerde belirtilecek.
Devlet hizmeti yükümlülüğünü yapmakta olan personel, atanmış olduğu sağlık kurumunda sözleşmeli personel olarak çalıştırılabilecek. Ancak il merkezindeki sağlık kurumlarına atanmış olan devlet hizmeti yükümlüleri, birlik merkezinde de sözleşmeli personel olarak çalıştırılabilecek. Bu personelin sözleşmeli olarak geçen süreleri devlet hizmeti yükümlülüğünden sayılacak.
Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu'nda ürün denetmen yardımcısı ve ürün denetmenleri istihdam edilecek. Bunun için kuruma 250 kadro ihdas ediliyor.

Eğitim ve sınav yapılacak

Kalp akciğer makinesini kullanarak beden dışı kan dolaşımı işlemini son 5 yıl içinde en az toplam 1 yıl süre ile yaptığını belgeleyen ve en az lise seviyesinde eğitimi bulunanlar, üniversitelerin perfüzyon teknikerliği bölümünden mezun olanlar, Sağlık Bakanlığı'nca belirlenen eğitimleri alarak, açılacak sınavlarda başarılı olmaları halinde perfüzyonist yetkisiyle çalışabilecek.
Ayrıca, ağız ve diş teknikerliğine ilişkin iş ve işlemleri son 5 yıl içinde en az toplam 1 yıl süreyle yaptığını belgeleyen ve en az lise seviyesinde eğitimi olanlar da açılacak sınavlarda başarılı olurlarsa ağız ve diş sağlığı teknikeri olarak görev yapabilecek. Mesleki Eğitim Kanunu çerçevesinde eczanede çalışan destek personeli eğitimini tamamlamış olanlar ve Sağlık Bakanlığı tarafından yapılacak düzenlemeye göre eğitim alacak olanlar, eczane teknikeri yetkisiyle çalışabilecek.
Sağlık Bakanlığı'nca yapılacak eğitimler ve sınavlar en geç 31 Aralık 2012 tarihine kadar yapılacak. Sınavlara girecekler bu süre içerisinde çalışmalarına devam edebilecek.
Ebelik diplomasına sahip olduğu halde en az 3 yıldan beri yataklı tedavi kurumları ile ağız ve diş sağlığı merkezlerinde fiilen hemşirelik görevi yaptığını resmi belge ile belgelendirenler, hemşirelik yetkisiyle görevlerine devam edecek.
Türkiye'de üretilen veya ithal edilen tütün ürünlerinin paketlerinin üzerine 1 yıl içinde tütün ürünlerinin zararlarını gösteren resimli ve yazılı uyarı konulacak.
Üniversitelerin hemşirelik programlarında ülke ihtiyacını karşılayacak yeterli kontenjanları oluşturmak üzere, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 5 yıl süreyle sağlık meslek liselerinin hemşirelik programına öğrenci alınacak.
Kanunla, yeni açılan Diş Hekimliği Fakültesi ile İlk Yardım ve Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi için, Afyon Kocatepe Üniversitesi'ne 250 kadro ihdas ediliyor.
 
4 Temmuz 2012