9 Ocak 2013 Çarşamba
10th World Congress of Adolescent Health, İstanbul...
Dear Friends and Colleagues,
We warmly invite you to be part of the most exciting and innovative event in global adolescent health. Our 10th World Congress on Adolescent Health will be held in Istanbul in June 2013, and will bring together over 1000 participants from a wide range of health disciplines and many countries around the world.
There has never been a greater need for us to focus on improving the health of the world’s young people. Young people 10-24 years of age now number more than 1.8 billion globally, making up 27% of the world’s population. Young people are our future –the future workers, parents and leaders of our nations. Yet over the last 50 years, global social, economic and political changes have adversely affected young people’s health, to the extent that adolescence and young adulthood are no longer the healthiest time of life.
Change is urgently needed, both in policy and public health responses and in clinical services for young people around the world. This 10th International Congress on Adolescent Health provides a unique opportunity to help catalyze change, bringing together clinicians’ detailed knowledge of young people’s lives with the broader perspectives of public health. In Bridging perspectives from public health and clinical medicine to promote adolescent health, we seek to influence governments, health agencies and founders and clinicians around the world to meet the challenge of improving young people’s health.
This will be the 10th International Congress on Adolescent Health held by the International Association for Adolescent Health (IAAH). It will build on strengths of previous international congresses in Kuala Lumpur (2009), Lisbon (2005) and Bahia, Brazil (2001), back to the early congresses held in Sydney and Helsinki.
For our 2013 meeting in Istanbul, we are partnering with the Turkish Pediatric Association, who will be holding their 49thannual congress at the same time.
A key strength of IAAH congresses is their inter-disciplinarity. The program is designed to be compelling and engaging for a wide range of professionals, from clinicians, public health practitioners and youth workers through to sociologists, psychologists and teachers. As is our tradition, youth participation will be a key element of the Istanbul meeting.
We look forward to welcoming you to Istanbul and hope to meet you in the sessions there.
Best wishes and warm regards,
| Joan Carles Suris MD. PhD. http://www.iaah2013.org/ | Prof. Russell Viner |
National Training Center National Children's Advocacy Center...
Extended Forensic Interview Training
The NCAC Extended Forensic Interview Protocol
Extended Forensic Interview Training Information
This training introduces a model for a multi-session forensic interview of a child who is potentially a victim or witness of child abuse or other violent behaviors.
An Extended Forensic Interview (EFI) is appropriate for children where the results of a single interview are inconclusive or where there are serious concerns about the child’s ability to participate in a single-session interview. Such children might be the very young child, a child with developmental delays or cognitive disabilities, or an extremely traumatized child. Cultural considerations may indicate a need for an EFI, rather than a single-session interview.
Topics addressed during the EFI training are forensic questioning of children, developmental and cultural screening, memory and suggestibility, the use of media in forensic questioning, incremental and direct approaches to substantive issues, and consideration of alternative hypotheses in forensic questioning.
Trainees will participate in hands-on activities and role-play. Each participant will receive a manual for implementing the EFI model as well as a notebook of resource material.
2013 Extended Forensic Interviewing Training Session
June 25-27, 2013 Philadelphia, PA
September 17-19, 2013 St. Louis, MO
September 17-19, 2013 St. Louis, MO
What Others are Saying about Extended Forensic Interviewing Training...
"The EFI gives a child an opportunity to feel safe, respected and values him/her as an individual instead of making her/him fit into the adult world."-Unknown
"I learned new alternative questions and prompts for interviews. Also feel relieved to know how appropriate an EFI would be in lieu of pressuring a child for information when an FI isn’t working for them."-Laraine Fraijo
Who Should Attend?
This training is designed for mental health clinicians or other professionals (such as a forensic interviewer) with knowledge of child development, the impact of trauma on memory and development, and dynamics of child abuse. The EFI Model is based on empirically-based forensic principles.
Length
The standard training is 3 days.
4. ATOK ACİLDE ADLİ TIP OKULU 2. KIŞ OKULU...
4. ATOK ACİLDE ADLİ TIP OKULU 2. KIŞ OKULU
İstanbul'da 11-12 Ocak tarihlerinde Yapılacak Acil Tıp Okulu IV: Acilde Adli Tıp konulu bilimsel toplantı ile ilgili duyuru ve program ektedir. Toplantıya katılım ücretsiz olup 150'nin üzerinde Acil Tıp Uzman veya Asistanı kayıt yaptırmış durumdadır. Tüm Adli Bilimler çalışanlarının toplantıya katılım ve katkılarını bekliyoruz.
Prof. Dr. E. Özgür Aktaş
EÜTF Adli Tıp AD
AYRINTILI PROGRAM
5 Ocak 2013 Cumartesi
YABANCI DİL BİLGİSİ SEVİYE BELİRLEME USUL VE ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELİK...
4 Ocak 2013 CUMA
|
Resmî Gazete
|
Sayı : 28518
|
YÖNETMELİK
| ||
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (Devlet Personel Başkanlığı)’ndan:
YABANCI DİL BİLGİSİ SEVİYE BELİRLEME USUL VE
ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELİK
Amaç
MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı, kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen kapsama dahilpersonele, tazminat ödenecek yabancı dillerin tespiti ve yabancı dil sınavlarının düzenlenmesine ilişkin usul ve esaslar ile diğer hususları düzenlemektir.
Kapsam
MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik, kadro karşılık gösterilmek suretiyle sözleşmeli olarak çalışan personel dahilolmak üzere, aylıklarını 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu, 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanunu, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu hükümlerine göre almakta olan personelden yabancı dil bilgisi seviye tespit sınavına girecekleri kapsar.
(2) Yabancı dil bilgisi seviyesini ölçmek isteyen diğer kişiler de bu sınava katılabilir.
Dayanak
MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelik, 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 ncimaddesine dayanılarak hazırlanmıştır.
Tazminat ödenecek yabancı diller
MADDE 4 – (1) Bu Yönetmeliğin 2 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamındaki personelin yabancı dil tazminatı alabilmesi için, Almanca, Arapça, Bulgarca, Çince, Danimarkaca (Danish), Ermenice, Farsça, Fransızca, Gürcüce, Hollandaca (Dutch), İngilizce, İspanyolca, İtalyanca, Japonca, Korece, Lehçe, Macarca, Portekizce, Rumence, Rusça, Sırpça, Ukraynaca ve Yunanca dillerinde yapılacak Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavından 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinde belirlenmiş olan düzeylerde başarılı olmaları şarttır.
Sınavın yapılması
MADDE 5 – (1) Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığınca yapılır.
(2) Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı Almanca, Arapça, Fransızca, İngilizce ve Rusça dilleri için Mart, Nisan, Mayıs ayları içerisinde bir kez ve Eylül, Ekim, Kasım ayları içerisinde bir kez olmak üzere yılda iki kez; diğer diller için ise Mart, Nisan, Mayıs ayları içerisinde olmak üzere yılda bir kez yapılır.
Protokol
MADDE 6 – (1) Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavına ilişkin başvuru, ilan, sınav yapılacak yerler, sınav bedeli ve bu bedelin tahsil usulü, sınava girişte uyulacak kurallar, sınav usulü ile sınav yapılacak diller, sınav sonuçlarının duyurulması, sınav sonuçlarına itiraz ve sınavla ilgili diğer hususlar Maliye Bakanlığı, Devlet Personel Başkanlığı ve Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı arasında imzalanacak çoklu protokolle belirlenir.
Sınava katılma
MADDE 7 – (1) Adaylar, her Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavına ancak bir yabancı dilden katılabilir.
(2) Adaylar, başvuru işlemleri tamamlandıktan sonra sınava girmek istedikleri yabancı dili değiştiremez.
(3) Yabancı dil bilgisi seviyesini yükseltmek isteyen adaylar da Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavına katılabilir.
Sınav usulü
MADDE 8 – (1) Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı çoktan seçmeli test olarak yapılır. Ancak, protokolde belirlenmesi kaydıyla sınavın gerçekleştirilmesine ilişkin farklı usuller uygulanabilir.
Sınavın geçersiz sayılacağı haller
MADDE 9 – (1) Yabancı dil bilgisi seviye tespit sınavına katılanlardan 17/2/2011 tarihli ve 6114 sayılı Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve ilgili mevzuat hükümlerinde yer alan sınav kurallarına aykırı davrananların sınavları geçersiz sayılır.
Sınavın iptal edilmesi
MADDE 10 – (1) Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı; gizlilik ihlali suretiyle soruların kısmen veya tamamen elde edilmiş olması, sınav sorularına ve sonuçlarına ilişkin sınavın iptalini gerektiren herhangi bir hususun ortaya çıkması, sınavın yapılmasını engelleyen sebeplerin mevcut olması hallerinde Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı tarafından iptal edilir.
(2) Bu durumlarda Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı tarafından uygun bulunan en kısa sürede ilgili sınav yeniden yapılır.
Yabancı dil seviyesi
MADDE 11 – (1) Adayların, Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavında aldıkları puanlara göre yabancı dil bilgisi seviyeleri;
a) 90-100 arasında puan alanlar (A) seviyesinde,
b) 80-89 arasında puan alanlar (B) seviyesinde,
c) 70-79 arasında puan alanlar (C) seviyesinde,
ç) 60-69 arasında puan alanlar (D) seviyesinde,
d) 50-59 arasında puan alanlar (E) seviyesinde
kabul edilir.
Sınav sonuçlarının duyurulması
MADDE 12 – (1) Sınav sonuçları Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı tarafından internet aracılığı ile adaylara duyurulur ve kurumların erişimine açılır.
Bilgilendirme
MADDE 13 – (1) Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavına ilişkin protokolde belirlenecek bilgiler, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı tarafından elektronik ortamda Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığına gönderilir.
Atıflar
MADDE 14 – (1) İlgili mevzuatta Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavına yapılan atıflar Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavına yapılmış sayılır.
Yürürlükten kaldırılan yönetmelik
MADDE 15 – (1) 23/6/2007 tarihli ve 26561 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kamu Personelinin Yabancı Dil Bilgisi Seviyesinin Tespitine Dair Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır.
Yürürlük
MADDE 16 – (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 17 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Maliye Bakanı ile Devlet Personel Başkanlığının bağlı bulunduğu Bakan yürütür.
| ||
3 Ocak 2013 Perşembe
YENİ TÜRK CEZA KANUNU’NDA TANIMLANAN YARALAMA SUÇLARININ ADLİ TIP AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ VE ADLİ RAPOR TANZİMİ İÇİN REHBER...
YENİ TÜRK CEZA KANUNU’NDA TANIMLANAN
YARALAMA SUÇLARININ
ADLİ TIP AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ
VE
ADLİ RAPOR TANZİMİ İÇİN REHBER
Bu Rehber üç bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölüm, konuya genel bir
bakış sağlamak amacıyla hazırlanmıştır. İkinci ve Üçüncü Bölüm,
Adalet Bakanlığı Adlî Tıp Kurumu Başkanlığı, Adlî Tıp Uzmanları
Derneği ile Adlî Tıp Derneği tarafından (Uzm. Dr. Sadullah Güzel, Doç.
Dr. Yasemin Balcı ve Prof. Dr. Gürsel Çetin editörlüğünde) hazırlanan
“Yeni Türk Ceza Kanunu‟nda Tanımlanan Yaralama Suçlarının Adlî
Tıp Açısından Değerlendirilmesi” başlıklı metnin, Sağlık Bakanlığı
tarafından adlî tıp hizmeti sunan sağlık personelinin bilgilendirilmesi
amacıyla biçimsel yönden düzenlenmiş halidir.
Eylül 2005
{Son güncellenme tarihi: 19.12.2006}
KİTAPÇIĞA http://atud.org.tr/kutuphane/Rehber.pdf LİNKİNDEN ULAŞBİLİRSİNİZ...
“KADIN HAKLARI VE AİLE İÇİ ŞİDDET” KONULU SERTİFİKA PROGRAMI...
Adli Yardım Merkezimizden görev alan meslektaşlarımızın, özellikle “kadının aile hukukundan doğan ve şiddet içeren talepleri” konusunda açılan davalarda, başvuru tarihinden başlayarak alınması gereken tedbirler ve savunma teknikleri açısından bilgilendirilmeleri olağanüstü öneme sahiptir. Bu amaçla, İstanbul Barosu Yönetim Kurulu; Adli Yardım Bürosu’nda görev almakta olan meslektaşlarımıza, “Kadın Hakları Ve Aile İçi Şiddet” konulu eğitim semineri verilmesi kararı almıştır. Seminerler Kadın Hakları Merkezi tarafından verilecektir.
Esasen bu seminerler daha önce de verilmiş olup, temel amaç, bütün meslektaşlarımızın bu eğitimden geçmelerinin sağlanmasıdır.
Eğitime katılmayan meslektaşlarımızın, kadınların aile hukukundan kaynaklanan adli yardım istemlerinde (Boşanma, 6284 sayılı kanun gereğince tedbir ) görev alabilmeleri mümkün olamayacaktır. (Daha önce bu seminerlerden geçmiş olan meslektaşlarımızın yeni dönem seminer çalışmalarına katılma zorunluluğu bulunmamaktadır.)
Eğitim semineri 25-26 Ocak 2013 tarihleri arasında İstanbul Barosu Orhan Adli Apaydın Salonu’nda yapılacaktır. Seminerine katılan meslektaşlarımıza İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi tarafından katılım belgesi verilecektir. 2 gün katılım zorunludur.KATILIM ÜCRETSİZDİR.
Kayıt yaptırıp seminere katılmayanlar önümüzdeki 3 seminere katılamayacaklardır.En az bir hafta öncesinden arayıp kayıtlarını iptal ettirmeleri gerekmektedir.
Müracaatların Baronun 0212 251 63 25 numaralı telefonundan, Kadın Hakları Merkezi’nden sorumlu Çağla KOÇ’a (dahili 164) yapılması gerekmektedir.
Adli Yardım Bürosu Avukatlarına yönelik ‘’ Kadın Hakları ve Aile İçi Şiddet ‘’konulu Sertifika Programı aşağıda açıklanmıştır.
25 OCAK 2013 CUMA
9.30- 10.00 Kayıt
10.00-10.05 Açılış
10.05-11.15 MK. Mal Rejimleri
Prof. Dr .Saibe Oktay Özdemir – İstanbul Üniversitesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı
11.15-11.30 Çay- Kahve Arası
11.30-12.15 MK. Mal Rejimleri
Prof. Dr . Saibe Oktay Özdemir – İstanbul Üniversitesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı
12.15-13.00 Öğle arası
13.00-14.00 Uluslararası Sözleşmeler Çerçevesinde Toplumsal Cinsiyet
Av. Nazan MOROĞLU –Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi
14.00-14.15 Çay-kahve arası
14.15- 15.30 TCK Aile Düzeni Aleyhine Cürümler
Prof. Dr. Ayşe Nuhoğlu- Bahçeşehir Üniversitesi Dekanı
15.30-15.45 Çay-Kahve Arası
15.45-17.30 TCK Cinsel Suçlar-
Prof. Dr. Ayşe Nuhoğlu -Bahçeşehir Üniversitesi Dekanı
26 OCAK 2013 CUMARTESİ
09.30- 10.00 Kayıt
10.00-11.00 Adli Yardım Bürosunun İşleyişi – İşleyiş Hakkında Soru ve Önerilerin değerlendirilmesi
Av. Tuğçe Ayık
11.00 – 11.15 Çay Kahve Arası
11.15 - 12.30 Şiddet Mağdurları ile Görüşme Teknikleri
Neşe Yüksel Psikolog - İstanbul Aile Mahkemeleri
12.30-13.30 Öğle arası
13.30-14.45 Adli Tıp Sistemi-Adli Muayene-Genital Muayenede Yasal Düzenlemeler ve Sorunlar
Prof. Dr .Nevzat Alkan- İstanbul Tıp Fak. Adli Tıp Anabilim Dalı
14.45-15.00 Çay- Kahve Arası
15.00- 16.00 Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi İle İlgili 6284 Sayılı Yeni Yasa
Av.Aydeniz Alisbah Tuskan - İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi/ Kadın Hakları Merkezi Koordinatörü
16.00-16.15 Çay – Kahve Arası
16.15- 17.30. Boşanma Sebepleri -Nafaka- ve Tazminat Hükümleri
Av.İzzet Doğan-İstanbul 1. Aile mahkemesi Emekli Hakimi
17.30- 18.00 Sertifika Dağıtımı
YER: İSTANBUL BAROSU ORHAN ADLİ APAYDIN SALONU
Prof. Dr. Atalay Yörükoğlu Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Politikaları Çalıştayı...
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı ile Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği tarafından bu yıl sekizincisi düzenlenecek olan “Prof. Dr. Atalay Yörükoğlu Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Politikaları Çalıştayı”nın teması " 4 + 4 + 4 " olarak belirlenmiştir.
18 Ocak 2013 tarihinde Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde düzenlenecek olan çalıştayımıza bilgi, görüş ve önerilerinizi aktif olarak paylaşmaya ve öneri oluşturmaya çağırıyoruz.
30 Aralık 2012 Pazar
YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN...
![]() |
Karikatür: Jairo Peláez Rincón
Laboratorio de Evidencia Traza
Instituto Nacional de Medicina Legal y
Ciencias Forenses
Bogotá, Colombia
|
Kolombiya'dan meslektaşımız ve karikatürist Jairo Peláez Rincón'un Adli Tıp Uzmanları Derneği'ne gönderdiği çizgisi ile üyelerimizin ve tüm adli bilimler alanına emek verenlerin yeni yılını kutluyoruz...
27 Aralık 2012 Perşembe
"Senden sonra başka kimse soru soracak mı?" HABERTÜRK...
| Prof.Dr. Başar Çolak |
"Senden sonra başka kimse soru soracak mı?"
Cinsel istismara uğrayan çocuk, Adli Tıp raporu alırken neler yaşıyor? Okurken sarsılacaksınız!
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Başar Çolak, ''Tüm cinsel istismara uğrama iddiası olan çocuklardan Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınma konusundaki genel eğilim, yargılama sürecini uzatmakta, çocukların ruhsal sağlıklarında olumsuz etkiler oluşturmaktadır'' dedi.
Çolak yaptığı açıklamada, çocuklarla ilgili Adli Tıbbi değerlendirme istenilen genel konuların başında mağdur çocuklarda yaralanma, cinsel istismar ve yaş tayininin geldiğini, suça sürüklenen çocuklarda ise cezai sorumluk ile yaş tayininin yoğun olarak değerlendirildiğini ifade etti.
Fiziksel istismarın ortaya çıkarılmasında sadece beden muayenesinin yeterli olmadığını belirterek, bu çocukların farklı alanlarca birlikte değerlendirilmesi ve gerekli tetkiklerin yapılması gerektiğini kaydetti.
Cinsel istismara maruz kalan çocukların değerlendirilmesinde ise fiziksel bulguların değerlendirilmesi, biyolojik delillerin saptanması ve ruhsal etkinin saptanmasının önemli olduğunu dile getiren Çolak, ''Cinsel istismar şüphesi bulunan çocukların yüzde 96'sında genital ve anal muayene bulgularının normal bulunduğu bildirilmektedir. Bu nedenle ruhsal değerlendirme, büyük bir önem taşımaktadır'' diye konuştu.
''OLAYI UNUTMAK ÜZEREYKEN BAŞA DÖNÜYOR"
Prof. Dr. Çolak, cinsel istismara uğradığı iddia edilen 7 yaşındaki bir kız çocuğunun, muayenesi sırasında çocuğun uzun bir süre hiçbir yanıt vermeden kızgın bir şekilde oturduğunu gözlemlediklerini anlatarak, şunları söyledi:
''Çocuk, 'niçin senin sorularına cevap vereyim', 'senden sonra başka kimse soru soracak mı?', 'Senin diğer doktorlardan ne farkın var', 'konuşmak istemiyorum' şeklinde tepkiler verdi. Anne ve babası, çocuklarının tekrar muayene olacağını öğrendiğinde davranışlarında değişiklik olduğunu, olayı tam unutmak üzereyken her şeyin başa döndüğünü ifade ettiler.''
Mağdur çocukların muayenesinde sanığın ne kadar ceza alacağını belirlemeye çalışırken, çocukların ömür boyu etkisi kalacağı ruhsal sorunların yaratıldığını vurgulayan Çolak, suça sürüklenen çocukların muayenesinde de benzer sorunların yaşandığını bildirdi.
UYGULAMADAKİ YANLIŞLIKLAR
Prof. Dr. Başar Çolak, çocukların evlerinden veya okullarından üniformalı görevlilerce alınarak muayeneye gönderilmesi ve okullarına resmi yazı yazılarak olayın okulda herkes tarafından öğrenilmesinin psikolojik sorunlara neden olduğunu dile getirerek, şöyle konuştu:
''Bunların dışında, çocukların mahallinde imkan olmasına rağmen şehirlerarası yollar kat edilerek muayene ettirilmesi. Muayene aşamasında ise muayene ortamının uygun olmaması, adli olgu değerlendirme deneyimi olmayan kişilerin muayene yapması, muayenelerin sıklıkla farklı birimlerde tekrarlanarak yapılması, sadece fiziksel bulgularla karar verilmeye çalışılması önemli sıkıntılardır. Uygulamada, Hakkari'deki çocuk da Rize'deki çocuk da Çanakkale'deki çocuk da Adli Tıp Kurumu'na gönderilmeye çalışılıyor ve yazıda 'sabah 8.30 da Adli Tıp Kurumu'nda bulunacak' deniyor. Çocuk hangi koşullarda buraya geliyor, burada kaç saat bekleyerek muayene olabiliyor, bir çocuğa kaç dakika ayrılarak muayene edilebiliyor? Bunlar düşünülünce çocukların neler yaşayabileceğini herkes öngörebilir. Ama uygulamada öngörülemiyor.''
''YARGILAMA SÜRECİ UZUYOR"
Prof. Dr. Başar Çolak, mağdur çocukların muayene sürecinin çok önemli olduğunu vurgulayarak, ''Çocukların uygun olmayan şekilde ve gerekli donanıma sahip olmayan merkezlerde muayene edilmesi çocukların ruh sağlığını bozmaktadır'' dedi.
Tüm cinsel istismara uğrama iddiası olan çocuklardan Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınma konusundaki genel eğilimin, yargılama sürecini uzattığını dile getiren Çolak, uzayan dava süreci ve bu süreçte yaşanan olumsuzlukların, çocukların ruhsal olarak daha fazla etkilenmelerine neden olurken, tedavi olmalarını da engellediğini kaydetti.
Çolak, çocukların mahalinde aldıkları raporların gerekçesiz olarak Adli Tıp Kurumu'na gönderilmesinin, çocukların tedavi sürecini ve tedbir kararlarını olumsuz etkilemesinin yanında mahallinden alınan raporlara itibar edilmemesinin de çocukların değerlendirileceği birimlerin yapılanmasını olumsuz etkilediğini bildirdi.
Çocukların, Çocuk Hakları Sözleşmesi göz önünde bulundurularak yargılanma sürecinin oluşturulması ve çocuğun sadece rapor alacak kişi olarak görülmemesi gerektiğini anlatarak, rapor sonrası takiplerinin yapılması ile çocuğun yaşayabileceği sıkıntılara yönelik tedbir kararlarının önerilmesi gerektiğini vurguladı.
Çolak yaptığı açıklamada, çocuklarla ilgili Adli Tıbbi değerlendirme istenilen genel konuların başında mağdur çocuklarda yaralanma, cinsel istismar ve yaş tayininin geldiğini, suça sürüklenen çocuklarda ise cezai sorumluk ile yaş tayininin yoğun olarak değerlendirildiğini ifade etti.
Fiziksel istismarın ortaya çıkarılmasında sadece beden muayenesinin yeterli olmadığını belirterek, bu çocukların farklı alanlarca birlikte değerlendirilmesi ve gerekli tetkiklerin yapılması gerektiğini kaydetti.
Cinsel istismara maruz kalan çocukların değerlendirilmesinde ise fiziksel bulguların değerlendirilmesi, biyolojik delillerin saptanması ve ruhsal etkinin saptanmasının önemli olduğunu dile getiren Çolak, ''Cinsel istismar şüphesi bulunan çocukların yüzde 96'sında genital ve anal muayene bulgularının normal bulunduğu bildirilmektedir. Bu nedenle ruhsal değerlendirme, büyük bir önem taşımaktadır'' diye konuştu.
''OLAYI UNUTMAK ÜZEREYKEN BAŞA DÖNÜYOR"
Prof. Dr. Çolak, cinsel istismara uğradığı iddia edilen 7 yaşındaki bir kız çocuğunun, muayenesi sırasında çocuğun uzun bir süre hiçbir yanıt vermeden kızgın bir şekilde oturduğunu gözlemlediklerini anlatarak, şunları söyledi:
''Çocuk, 'niçin senin sorularına cevap vereyim', 'senden sonra başka kimse soru soracak mı?', 'Senin diğer doktorlardan ne farkın var', 'konuşmak istemiyorum' şeklinde tepkiler verdi. Anne ve babası, çocuklarının tekrar muayene olacağını öğrendiğinde davranışlarında değişiklik olduğunu, olayı tam unutmak üzereyken her şeyin başa döndüğünü ifade ettiler.''
Mağdur çocukların muayenesinde sanığın ne kadar ceza alacağını belirlemeye çalışırken, çocukların ömür boyu etkisi kalacağı ruhsal sorunların yaratıldığını vurgulayan Çolak, suça sürüklenen çocukların muayenesinde de benzer sorunların yaşandığını bildirdi.
UYGULAMADAKİ YANLIŞLIKLAR
Prof. Dr. Başar Çolak, çocukların evlerinden veya okullarından üniformalı görevlilerce alınarak muayeneye gönderilmesi ve okullarına resmi yazı yazılarak olayın okulda herkes tarafından öğrenilmesinin psikolojik sorunlara neden olduğunu dile getirerek, şöyle konuştu:
''Bunların dışında, çocukların mahallinde imkan olmasına rağmen şehirlerarası yollar kat edilerek muayene ettirilmesi. Muayene aşamasında ise muayene ortamının uygun olmaması, adli olgu değerlendirme deneyimi olmayan kişilerin muayene yapması, muayenelerin sıklıkla farklı birimlerde tekrarlanarak yapılması, sadece fiziksel bulgularla karar verilmeye çalışılması önemli sıkıntılardır. Uygulamada, Hakkari'deki çocuk da Rize'deki çocuk da Çanakkale'deki çocuk da Adli Tıp Kurumu'na gönderilmeye çalışılıyor ve yazıda 'sabah 8.30 da Adli Tıp Kurumu'nda bulunacak' deniyor. Çocuk hangi koşullarda buraya geliyor, burada kaç saat bekleyerek muayene olabiliyor, bir çocuğa kaç dakika ayrılarak muayene edilebiliyor? Bunlar düşünülünce çocukların neler yaşayabileceğini herkes öngörebilir. Ama uygulamada öngörülemiyor.''
''YARGILAMA SÜRECİ UZUYOR"
Prof. Dr. Başar Çolak, mağdur çocukların muayene sürecinin çok önemli olduğunu vurgulayarak, ''Çocukların uygun olmayan şekilde ve gerekli donanıma sahip olmayan merkezlerde muayene edilmesi çocukların ruh sağlığını bozmaktadır'' dedi.
Tüm cinsel istismara uğrama iddiası olan çocuklardan Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınma konusundaki genel eğilimin, yargılama sürecini uzattığını dile getiren Çolak, uzayan dava süreci ve bu süreçte yaşanan olumsuzlukların, çocukların ruhsal olarak daha fazla etkilenmelerine neden olurken, tedavi olmalarını da engellediğini kaydetti.
Çolak, çocukların mahalinde aldıkları raporların gerekçesiz olarak Adli Tıp Kurumu'na gönderilmesinin, çocukların tedavi sürecini ve tedbir kararlarını olumsuz etkilemesinin yanında mahallinden alınan raporlara itibar edilmemesinin de çocukların değerlendirileceği birimlerin yapılanmasını olumsuz etkilediğini bildirdi.
Çocukların, Çocuk Hakları Sözleşmesi göz önünde bulundurularak yargılanma sürecinin oluşturulması ve çocuğun sadece rapor alacak kişi olarak görülmemesi gerektiğini anlatarak, rapor sonrası takiplerinin yapılması ile çocuğun yaşayabileceği sıkıntılara yönelik tedbir kararlarının önerilmesi gerektiğini vurguladı.
İhbar, Şikâyet, Şahitlik ve Hekimlik (MediMagazin)...
- Cumhuriyet’in ilanından sonra Türk Dil Kurumunun da katkıları ile Türkçe önemli bir döneme girmiştir. Ancak; hemen söylememiz gerekir ki, son çeyrek yüzyıldır özellikle bilgisayar ve iletişim alanındaki hızlı gelişmeler maalesef Türkçe’ye olumsuz etkilerde bulunmuştur.Türkçe’nin her daim yabancı etkilere açık en önemli alanlarından biri tıp diğeri ise hukuk olmuştur. Hatta bazı zamanlar tıpta hekimin raporu, hukukta hâkimin kararı ne kadar Türkçe dışı mesleki terminoloji (terimler dizgesi) ile yazılırsa o kadar güçlü bulunmuştur.İnsanın bireyselleşme sürecine paralel olarak tıp uygulamalarında babacıl (paternalist) davranışın yerine özerklik ilkesinin geçmesi ile birlikte hastanın ya da hasta yakınlarının bilgilendirilmesi (aydınlatılması) sorumluluğu hekim raporunun anlaşılmasını da beraberinde getirmiştir. Hukukta ise adil yargılanma hakkının gereği olarak sanığın, yargılandığı konuların farkında olması hâkim kararını da anlaşılır hale getirmiştir. Bu çabalar neticesinde son dönem hukuki metinler daha anlaşılır halde kaleme alınmıştır.Yaşayan Türkçe’nin korunmasının önemli olduğunu vurgularken, doğal olarak yüzyıllarca kullanılarak içselleştirilmiş yabancı (özellikle de Arapça, Farsça, hatta Fransızca) kökenli kelimelerin dışlanması gerektiğini söylemek mümkün değildir. Ancak; bu kelimeleri kullanırken bazen anlamda önemli farklılaşmaların yaşadığını vurgulamak istiyorum. Örnek isterseniz; ihbar, şikâyet, şahitlik verilebilir.Sağlık personelinin adli görevleri arasında yer alan ihbar yükümlülükleri vardır. Suçun ihbarı Türk Ceza Kanunu madde 280; şüpheli ölümün ihbarı Ceza Muhakemesi Kanunu madde 159; bulaşıcı hastalıkların ihbarı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu madde 57 gibi. “İhbar”ın anlamı Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlük’ünde haber verme, bildirme olarak verilmektedir. Hekimlik uygulamasında hekim-hasta arasındaki ilişkiyi tanımlayan “vekâlet sözleşmesi”nin en önemli unsuru, müvekkilin (hastanın) vekile (hekim) olan güvenidir. Böyle bir ilişkide “ihbar” kelimesinin yeri olmamalıdır. İhbar, hekime olan güveni azaltıcı bir etki yapar. İhbarın doğasında, diğer kullanımlarındaki anlam nedeni ile ihbar edilenden gizli bir eylem mantığı vardır. Bu ise hekimlikle bağdaşmamaktadır. Bu nedenle “ihbar” yerine, “bildirim”in kullanılması aynı amaca ulaşılsa da hekim-hasta ilişkisinde daha az travmatik olmaktadır. Çünkü ihbar eden ihbarcıdır. Hekime ihbarcılık yakışmaz.Benzer durum “şikâyet” için de söz konusudur. “Şikâyet”in anlamı Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlük’ünde yakınma, sızlanma olarak verilmektedir. Şikâyet, doğasında hoşnutsuzluk içerir. Bu nedenle şikâyet edenin (şikâyetçinin) amacı, yaşadığı bu hoşnutsuzluğun giderilmesidir. Bu nedenle şikâyetçi kimliğini saklamaz. Şikâyet toplumsal yaşamın bir gerekliliğidir de. Bu nedenle kimlik bilgileri içermeyen şikâyetnameler ihbar olarak değerlendirilmeli, işleme konulmamalıdır.Hekimlikte farklı bir öneme sahip diğer bir husus ise “şahit” ve “şahitlik”tir. Şahit, yani tanık Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlük’ünde bildiğini ve gördüğünü anlatan, bilgi veren olarak tanımlanmaktadır. Ceza yargılamasında olsun hukuk yargılamasında olsun, tanık çok önemlidir. Tanıklık, hukuki bir sorunun çözümünde yargının resen ya da tarafların istemine dayanır. Toplumsal hayatın en önemli aktörü olan insanın en önemli görevlerinden biridir. Bir davada eğer bir hâkim olayın aynı zamanda tanığı ise hâkimliği bir başkası yapar, o hâkim ise tanıklık.Verilen örnekler daha da çoğaltılabilir. Son cümle olarak; dil en iyi anlaşma aracıdır. Anlaşmanın en önemli olduğu öncelikli sahalar ise hiç kuşkusuz ki, tıp ve hukuktur.
| Prof.Dr. Ahmet Nezih KÖK Atatürk Ünv.Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı |
Ses bayrağımız olan güzel dilimiz Türkçe, hiç kuşkusuz ki, dünya üzerinde en çok konuşulan dillerden biridir. Yine hiç tereddütsüz olarak söylenebilecek bir husus da, Türkçe’nin farklı dillerden etkilenmiş olmasıdır. Orta Asya’dan Anadolu’ya geliş sürecimizde ve Avrupa içlerine yolculuğumuzda komşuluk yaptığımız milletlerin dillerine ait birçok kelime ya da deyim dilimize geçmiştir. İslamiyeti kabul ediş sürecimizde Farsça ve özellikle Arapça, Türkçe’yi çok etkilemiştir. Öyle ki, çoğu Türk bilim adamı (İbn-i Sina) ve gönül adamı (Mevlâna) Türkçe ile yazmadıklarından başka milletlerce sahiplenilmişlerdir. Karaman Beyi Mehmet Bey’in tüm çabalarına rağmen özellikle Osmanlı Devleti egemenliğinde Türkçe, Anadolu’da halk dili olarak kalmıştır.
4. Tıpta Uygulama Hataları Sempozyumu'nun Ardından...
| Prof.Dr. Yaşar Bilge |
Toplantı amacının ve hedefinin toplam kalite (akreditasyon) sağlamaya ve önleme-düzeltme çalışmalarında öncü hizmet vermeye yönelik değerlendirme süreci başarıyla tamamlandı.Hekim raporlarının geçerliliği ve güvenilirliği açısından denetimin, farklı hastanelerden rapor alınarak,danışman raporları ile yapılabileceği açıklandı. Sağlık Alanındaki Sorunların hekim raporlarına yansıdığı, bunun engellenmesi alanında çalışmalara ihtiyaç duyulduğu vurgulandı. Mahkemelerin raporun geçerlik ve güvenilirlik açısından gerekçeyi titizlikle inceledikleri raporun içeriğinin önemli olduğunu vurgulandı. Kanser hastalarında tanı ve tedavi protokollerine uyma gereğini vurguladı.
Disiplinler arası çalışma gerekleri becerileri bir araya getirmek, bilgi paylaşımını artırmak, sürekliliği sağlamak, hesap vermeyi ve sorumluluğu sağlamak, planlamayı ve kaynakları koordine etmektir. Bunun için ortak
amaca yönelmek, işbirliği taahhüdünde bulunmak, farklı kurumların amaç ve değerlerinin farkındalığını sağlamak, sorumluluk ve rolleri açıklamak, desteklemek, destekleyici yönetim, esnek finans mekanizması, veri paylaşım
analizi, akredite eğitim, anahtar kişilerin rolü, doğru ve etkileyici iletişimi temin etmek gerekir. Hizmetin kalitesi güvenilirlik, uygulanabilirlik, ulaşılabilirlik, yeterlilik, karşılık verebilirlik, inanırlık, iletişime uygun, fiziksel varlığı koruyucu ve geliştirici özellikleriyle ölçülür. Hastanın ayarlanmış yaşam
süresi, kaliteye göre yaşam süresi değerlendirilir. Prognoz işareti verinin kanıt değeri ve önem değeri ile değerlendirilir. Bu açıdan otopsinin yeri tartışmasız öncelikli üst sıradadır. Özen durumu ihtiyat, risk yönetimi, kritik tehlike sınırlarının belirlenmesi, ortadan kaldırılması, önlenmesi, kontrol ve denetimi ile ölçülebilir. Konsültasyonun akademik seviyede yapılması, diğer bilim dalına olan güvenin gerekliği, ortak raporla bilirkişilik yapılması ile bu süreç geliştirilebilir. Tıpta uygulama hatasını belirten, düzeltme yapan
kişinin kusuru, hasta şikayeti veya amir tarafından tespit edilen kişiye göre daha hafiftir. Çatışma alanının tanımlanması halinde yatay ilişkiler yanı sıra dikey ilişkilere ve disiplinlerarası çalışmalar ile değerlendirilebilir. Eş değerli sistemler kanıta dayalı tıp kurallarına göre yararlılık, hukuki gereklilik
esasına dayanılarak usul geliştirilebilir.
Hasta insan kaygılıdır. Tıpta ve aşkta ne asla ne daima kuralı olmasına rağmen hasta ve yakınları özellikle nadir hastalıklar, yetim ilaçlar, kanser ve travma sonrası inkâr, öfke, pazarlık, kabullenme, depresyonu diğer olaylara göre daha uzun ve şiddetli yaşamaktadır. Kabul edilir risk ile hizmet veren sağlık çalışanının farklı önerileri kaotik sürecin anlaşılmasını güçleştirmektedir. Bu endişe iletişimi bozduğundan sağlık çalışanını anlamamaya, taraf olmaya, gruplaşmaya ve şiddet uygulanmasına yol açar. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet sıklıkla güvenlik tedbirlerinin arttırılmasıyla sonlanmaktadır. Bunun özellikle % 85 gibi çoğunun acil servislerde olması insanların sağlıkla ilgili beklentilerinin yüksekliğini göstermektedir. Özellikle muayene,
bekleme durumları ile ilgili iddialar öfkeyle birleşince şiddete yönelim kolaylaşmaktadır. Diğer taraftan defansif tıp kuralları çerçevesinde hastalık tanıları geç konulmakta ve tedavi gecikmektedir. İdarenin performans ölçütü gereği yüz elli kadar hastanın muayene ve raporunun beklenilmesi de tıpta uygulama hataları riskini yükseltmektedir. Bunu yanı sıra ekipte hiyeraşik düzenlemenin iş akış şemasını bozarak iş yerinde şiddete ve sonuçta tükenmişliğe yol açılması da sorunlardandır. Çalışma süresinin haftada 40 saati aşmaması ve tatil, dinlenme sürelerinin bulunması, çalışanın eğitim ve öğretimine de zaman ayrılması çalışanların ihtiyaçlarındandır.
Hastanın mümkünse hekimini seçmesi, saygı, eşitlik bilgilendirmeye dayalı iletişimi beklenen durumdur. Dökümanlara ve raporlara ulaşıp yanlışlık varsa düzeltmeyi ister. Sağlıkta eksik olanı yerine koyma önceliklidir. Koruma ve tedavi etme esaslı yaklaşımda karşılıklı saygı, zarar vermeme, yarar sağlama, özerklik, adalet, hakkaniyet, dürüstlük, güven, gizliliğe saygı söz konusudur. Tıpta uygulama hataları açısından sağlık çalışanının sır saklama yükümlülüğü makul gizlilikte gerçekleşmesi ve tıbbi değerlendirmenin gizlilikle
yürütülmesi gerekir. Sakınca olmayan durumlarda bir yakının durması izin verilir. İlgisizlerin müdahalede bulunmaması gerekir. Hastanın kişilik ve aile hayatına karışılmamalıdır. Kamu sağlığını tehlikeye düşürme hallerinde ve 3. şahısların üstün çıkarı olduğu durumlarda sır saklanmayabilir. Sağlık harcama kayıtları gizli tutulmalıdır. Kayıtlar mutlaka denetlenmelidir. Konsültasyonların mümkünse öğretim üyesi düzeyinde ve sorumluluk alarak yapılması yönünde çaba harcamalıyız. İyi klinik uygulamalar için standardize vaka bulma yöntemleri ve veri geçerlilik kontrolleri desteklenmeli. Yeterli destek ve kaynak sağlanması için uğraşılmalıdır. Sağlık Çalışanının sık yaptığı hatalar iletişim hataları, uygun kişiye aydınlatma yapmama, teşhis hatası, tedavi
hataları, yetki sınırlarının aşılması, girişim ve teknik hataları, terk etme, özen eksikliği bulunmaktadır.
Hizmet kusurları hastanede uygun araç ve gereçlerin olmaması, kişinin hizmeti almasını engelleyen koşulların varlığıdır. Düzenleyici ve önleyici etkinlikler eksik veya yoktur. Uygun işlem ve ölçüt geliştirmek, standardize
vaka bulma yöntemleri geliştirmek, kritik tehlike durumlarını belirlenmek, önlem almak ve risk gerçekleştiğinde tedavi süreci belirlemek önemlidir. Michael Jacksona üç farklı yerde ve zamanda yapılan otopsi ile gerçeğe
nasıl ulaşıldı ise ülkemizde de otopsi yapmada istekliliğimiz fazla olmasında fayda bulunmaktadır. Bunun yanı sıra danışman, bilirkişi raporları ile çapraz sorguda gerçeğin bulunmasına destek verebiliriz. Rektörlüğümüze, Dekanlığımıza, Sunum yapan Öğretim Üyelerimize ve Yargı Mensuplarına, İbni Sina Hastanesi ve Cebeci Hastanesi Başhekimliğine ve Müdürlüğüne, Başhemşireliğimize, hizmet veren personelimize, izleyicilere,
ilgilenen meslektaşlarımıza teşekkür ederiz.
Prof. Dr. Yaşar Bilge
Ankara Üniversitesi
Tıp Fakültesi
Adli Tıp Anabilim Dalı Cebeci-Ankara
Kaynak: atud@yahoogroups.com
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



