10 Haziran 2013 Pazartesi

Türkiye’nin ilk alkol araştırma merkezi açıldı (HaberTURK)...

Türkiye’de alkol üzerine araştırma yapan ilk ve tek merkez olma özelliğini taşıyan "Hacettepe üniversitesi Alkol Araştırma Merkezi" hizmete açıldı.
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’nın yeni binası hizmete açıldı. Adli Tıp Anabilim Dalı’nda poliklinik hizmetlerinin dışında tıbbi uygulama hataları başta olmak üzere adli tıp ve adli bilimler alanlarında resmi bilirkişilik ve uzman mütalaa talepleri de karşılanacak. 

Türkiye’de alkol üzerine araştırma yapan ilk ve tek merkez olma özelliğini taşıyan "Hacettepe üniversitesi Alkol Araştırma Merkezi" hizmete açıldı.

Adli Tıp Anabilim Dalı içerisinde yer alan “Hacettepe Üniversitesi Alkol Araştırma Merkezi” Türkiye’de alkol üzerine araştırma yapan ilk ve tek merkez olma özelliğini taşıyor.

Yeni binanın açılışı için tören gerçekleştirildi. Törene Rektör Murat Tuncer, Rektör Yardımcıları Hasan Bayhan, Yüksel Kavak, Ali Çağlar, Ömer Uğur ve Genel Sekreter Mehtap Tatar’ın yanı sıra üniversitenin üst düzey yöneticileri katıldı. 5 katlı Adli Tıp binasının iki katı Nörolojik Bilimler ve Psikiyatri Enstitüsü’ne tahsis edildi.
Alkol Araştırma Merkezi’nin açılış kurdelasını kesen Rektör Tuncer, öğrencilere seslenerek, “Sizlerden başarılı çalışmalar bekliyoruz. Her başarınız benim için teşekkür olacaktır. Her sene bir teşekkür güzel olur” dedi.
ADLİ OLGULARIN MAHREMİTEYİ AÇISINDAN SON DERECE ÖNEMLİ
Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Rıza Tümer ise, yeni binaya kavuşmanın yanında teknolojik olarak da çağ atladıklarını belirtti. 

Rektör Tuncer’e kısa sürede büyük bir eksiği ortadan kaldırdığı için teşekkür eden Tümer erek şu bilgileri verdi:
“Yeni hizmet binamızın girişinin hastaneler ve polikliniklerden bağımsız olması adli olguların mahremiyeti açısından son derece önemli. Bu durum özellikle çocuk adli olgular, cinsel saldırı olguları ve kadına yönelik şiddet olguları açısından önem taşıyor. Adli Tıp Anabilim Dalı’nın yeni binasında çocuk adli olguların değerlendirildiği çocuk polikliniği mevcut. Fiziksel istismar ve cinsel istismar şüphesi ile getirilen olgular profesyoneller tarafından aynalı odada değerlendirilecek. Mümkün olan en az sayıda görüşmeciyle görüşme tamamlanacak. Görüşmeye katılması gereken diğer kişiler aynalı odadan görüşmeyi izleyerek gerekirse sorularını görüşmeci aracılığıyla çocuğa yöneltebilecek. Görüşmeler kayıt altına alınacak ve görüşmenin kayda alınması kayıtların resmi makamlara ulaştırılması sağlanacak. Böylece çocuğun öyküyü tekrar tekrar anlatmasının önüne geçilecek."
Kadına yönelik şiddet ve cinsel saldırı olgularının değerlendirildiği Adli Tıp Polikliniği’nin güvenlikli olması hastalar için önem taşıyor. Şiddet mağduru olan hastaların ihtiyaçları olan ruhsal destek sağlanacak, sosyal desteğin sağlanması için de ilgili birimlerle iletişime geçilebilecek.
Ayrıca Adli Tıp Polikliniği’nde yaralanma olgularının yanında özellikle yaşlı ve sakat hastalardan istenen vasi tayini ve maluliyet değerlendirilmesi taleplerine yönelik muayeneler yapılabilecek. Adli Tıp Anabilim Dalı’nda poliklinik hizmetlerinin dışında tıbbi uygulama hataları başta olmak üzere adli tıp ve adli bilimler alanlarında resmi bilirkişilik ve uzman mütalaa talepleri de karşılanacak.
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı bünyesinde yer alan adli toksikoloji ve adli hemogenetik laboratuvarları ise Aralık 2013 tarihi itibariyle faaliyete geçecek. Adli toksikoloji laboratuvarı, alkol, uyutucu-uyuşturucu madde, psikotrop madde analizleri ile hem araştırma hem de hizmet alanlarında faaliyet gösterecek, adli hemogenetik laboratuvarın da kimlik tayini, babalık tayini ve popülasyon genetiği araştırmaları yürütülecek. Her iki laboratuvar da resmi bilirkişilik talepleri dışında özel ve tüzel kişilikler tarafından gelecek olan talepleri de karşılayacak.
TÜRKİYE’DE TEK
Adli Tıp Anabilim Dalı içerisinde yer alan ‘Hacettepe Üniversitesi Alkol Araştırma Merkezi’ Türkiye’de alkol üzerine araştırma yapan ilk ve tek merkez olma özelliğini taşıyor. Özellikle alkolü geç dönem kanda ve idrarda tespit edecek olan yöntemlerin çalışılması ile adli toksikoloji laboratuvarı özellikle trafikte alkolle ilgili uyuşmazlıkların çözümünde aktif görev alacak.
Nörolojik Bilimler ve Psikiyatri Enstitüsü’nün eğitim ve bilimsel araştırma etkinliklerini yeni açılan iki katlı binasında sürdüreceğini belirten Prof. Dr. Tuncay Dalkara da şunları söyledi:
“Öncelikle bu binayı bize kazandıran Rektörümüze teşekkür ediyorum. Gerçekten de önemli bir ihtiyacı karşıladı. Mezunlarımızın hemen tümü yurt içi ve yurt dışı üniversitelerde akademisyen olarak kariyerlerini sürdürüyor. Yapılan bilimsel araştırmalar mikronöroşirürji, klinik elektrofizyoloji, beyin araştırmaları ve nörobilim laboratuarlarında sürdürülmektedir. Yapılan bilimsel araştırmalar Sicience ve Nature Medicine gibi etki düzeyi yüksek dünyanın en prestijli dergilerinde yayınlanmaktadır.”
İHA

TEŞEKKÜR...

Olağandışı sağlık hizmetlerinin sunumunda deneyimli meslek örgütümüz Türk Tabipleri Birliği ve İstanbul Tabip Odası’nın çağrısıyla oluşturulan gönüllü sağlıkçı grubu içinde yer alan ve Gezi Parkı gösterileri sırasında yaralanan kişilere acil tıbbi müdahale ve yaşadıklarını belgelendirmeleri ve hukuksal süreci başlatabilmeleri için adli rapor oluşturulması yönündeki çağrımıza adli tıp uzman ve asistanlarının özveriyle destek verdiğini gözlemledik.
İstanbul Tıp Fakültesi ve Dokuz Eylül Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabili Dalı’nın genç adli tıp asistanları başta olmak üzere, destek veren tüm adli tıp uzmanı ve asistan arkadaşlarımız, yalnızca adli tıp alanının değil; insan hakları, demokrasi ve hukuk mücadelesinin de sahipsiz kalmayacağını anlattıkları, bizzat içinde yer aldıkları için bu süreçten onur ve kıvanç duymamıza neden oldular. Kendileriyle onur duyuyoruz.
Süreçte, başvurularla ilgili gerekli bilgilendirmeleri yapan, sağlık kuruluşlarına başvuruda bulunmayan hastaların bireysel başvurularını kabul eden ve belgelendirme yapan, yürekleri ve coşkularıyla gece gündüz gönüllü olarak çalışan tüm sağlık çalışanları, adli tıp uzmanı ve asistan arkadaşlarımızı canı gönülden kutluyor ve derneğimiz adına teşekkür ediyoruz.

ADLİ TIP UZMANLARI DERNEĞİ
YÖNETİM KURULU

5 Haziran 2013 Çarşamba

Prof.Dr. M. Kerem Doksat: İDİ ÂMİN SENDROMU...

Prof.Dr. M. Kerem Doksat: İDİ ÂMİN SENDROMU...

Tam adı İdi Âmin Dada Oumee olan bir çocuk vardı, muhtemelen 1920’lerde doğmuştu. Uganda’nın Kuzeyindeki Katoliklikten İslâmiyet’e geçen Kakwa kabilesinden gelmekteydi.
Çok genç yaşta babası tarafından terk edildi. 1941’de Bombo’daki İslâmî bir okula kaydoldu ama burayı da sâdece biraz İngilizce öğrendikten sonra orayı da terk etti ve ne olduğunu hâlâ tam olarak bilemediğimiz birçok işe girip çıktı. Yâni ne tahsil hayatı hakkında, ne de çocukluk ve gençlik dönemi hakkında elimizde, 2013 senesinde dahi sağlıklı bilgi var!
Kendisinin hem âkil (yiyici) hem de âkil-ül beşer (yamyam) olduğunu biliyoruz. Sık sık sofrasını insan eti süslemişti.
Kendisine yapılan “seni bu yamyam kibrin öldürecek” ikazlarına hiç aldırış etmedi!
Her türlü ihâlede, devlet işlerinde kendi adamlarını, yandaşlarını kayırdı; sevmediklerine ize azap çektirdi. Bütün ülkesini perişan edecek antlaşmalara, kararlara gözü kara bir şekilde fevrîce, Batı’nın ve emperyalizmin uşaklığını da yaparak imza attı.
1946’da İngiliz sömürge ordusuna bağlı Afrika Kraliyet Tüfekli Birliği’ne (King’s African Rifles – KAR) katıldı.
İngilizlerin Kenya’daki Mau Mau Ayaklanması’na (1952-1956) karşı giriştiği harekâtta görev aldı.

Emperyalistlerle el ele bir Uganda Lideri!
1951-1960 yılları arasında Uganda ağır sıklet boks şampiyonluğunu elinde tuttu. Ayrıca ünlü bir ragbi (Rugby) oyuncusuydu; bunun ne kadar spor sayılabileceğini hâlâ ben bilemiyorum. Bölgedeki düşmanı Tanzanya Devlet Başkanı Julius Nyerere’yi aralarındaki anlaşmazlığı ringde çözmeye davet etti, hem de rakibi avantajlı olsun diye bir kolunu sırtına bağlayarak dövüşeceğini söyledi.
Uganda’nın 1962’de bağımsızlığına kavuşmasından önce subay rütbesi alan birkaç Ugandalı askerden biri olan İdi Âmin, ülkenin yeni devlet başkanı ve başbakanı Apolo Milton Obote ile yakın dostluk kurdu.1965’te Zaire’deki ayaklanmacılarla kurduğu ilişkinin skandala yol açması, 1966’da Ordu ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na getirilmesini engellemedi. Obote ile arasının açılması üzerine 1970’te bu görevinden alındı.
25 Ocak 1971’de Devlet Başkanı Obote’nin bir gezi için Singapur’da bulunduğu sırada, askerî darbe yaparak Devlet Başkanı ve Silâhlı Kuvvetler Başkomutanı oldu.
1972’de Uganda’da yaşayan bütün Asyalıların (özellikle Hintler) 90 gün içinde ülkeyi terk etmelerini sağlayarak, onları sınır dışı etti ve yerlerine ülkedeki Müslüman azınlığı ve akrabalarını, Hintlerden kalan üretim araçlarının başına getirdi.
Ana hobileri arasında balık tutmak, yüzmek vesâirenin yanında “Kur’ân-ı Kerîm’i ezberlemek”de vardı.
O kadar büyük zulüm uyguladı ki, sırf “filleri sevmiyorum” diye bir sürü fili de katlettirdi ve çok para ediyor diye dişlerini sökmek için fillere saldıran yandaş ve paramiliter kuvvetler fil soykırımı yapınca, yeni nesil filler antisosyal özellikler gösterip insanlara saldırdı. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde kaçak avcılıkla savaşan ekipler, Garamba Millî Parkı’nda 30 yıllık mücadelelerinde ilk kez bu derece dehşet verici bir manzara ile karşılaştılar. Karşılarında her biri kafalarından tek bir kurşunla vurulmuş 22 fil duruyordu. Filleri öldürenler arkalarında tek bir iz bırakmamışlardı ama yetkililer fil ölümlerinden, fildişlerinin peşindeki Uganda ordusunu sorumlu tutuyordu. Millî Park yetkilileri, Uganda ordusunun filleri helikopterden ateş ederek vurduğunu ve en az bir milyon Amerikan Doları değerinde fildişini kaçırdıklarını söylediler.
Uganda’yla İsrail arasındaki ilişkilere son vererek Libya ve Filistin’in yanında yer aldı. Bu duruma tepki olarak 1973’te ABD ve 1976’da İngiltere, Uganda’daki temsilciliklerini kapattılar. 1976’da da kendisini “ömür boyu devlet başkanı” ilân etti. Genellikle aşırı milliyetçi, Uganda-İslâm sentezcisi bir tutum takındı. 1976 Temmuz ayında Filistinliler tarafından kaçırılan ve içinde İsrailli ve başka Yahudi yolcuların bulunduğu bir Fransız yolcu uçağının Uganda’ya inmesine izin vererek olaya doğrudan karıştı. İsrailli özel kuvvetlerin düzenlediği operasyonda biri dışında tüm rehinelerin kurtarılması ile itibârı büyük ölçüde zedelendi.
İdi Âmin’in yönetimi sırasında politik baskı, etnik ayrımcılığın yanı sıra insan hakları ihlâlleri yoğun şekilde gündeme geldi. Uluslararası gözlemciler ve insan hakları gruplarının tahminlerine göre, 100.000 ilâ 500.000 insan İdi Âmin’in yönetimde olduğu dönemde öldürüldü.
1978 Ekim ayında Tanzanya tarafından desteklenen Uganda Ulusal Kurtuluş Ordusu adlı gerillaların saldırıları başladı. Sonunda 13 Nisan 1979’da isyancı gerillalar başkent Kampala’ya ulaşmadan önce ülke dışına kaçtı.
Önce Libya’ya geçti, ardından Suudî Arabistan’a yerleşti; kısa bir süre sonra eşlerinden ikisi ve 22 çocuğu da yanına yerleşti. 1989’da gizlice Uganda’ya geçmek üzere geldiği Zaire ile Uganda arasında krize yol açtı. Kongo Hükûmeti, Âmin’i Uganda’ya teslim etmeyi reddetti ve Suudî Arabistan’a dönmesini sağladı. 20 Temmuz 2003 tarihinde, Âmin’in eşlerinden birisi olan Madina, Böbrek yetmezliği sebebiyle Cidde’de Kral Faysal Specialist Hastanesi’nde komada olduğunu ve ölüme yakın olduğunu bildirdi. İdi Âmin, hayatının geri kalanında Uganda’ya dönmesine izin vermesi için Uganda Devlet Başkanı Yoweri Museveni’ye yalvardı ama yüz bulamadı.
İdi Âmin, 16 Ağustos 2003 tarihinde, Cidde’deki bir hastânede öldü ve Cidde Ruwais Mezarlığına gömüldü.
Yâni, ismi Âmin olan bu sosyopatın yaptıkları sâdece bir insanlık suçu olarak tarihe geçti.
Burada anlatılanlar, bir psikiyatri hocası olarak teklif ettiğim yeni bir sendromun önce sizlerle paylaşılmasından ibârettir.
Kaynaklar kısmına gerek duymadım çünkü sözlerime güveneceğinize itimadım var.
Günümüzdeki kişilerle ve olaylarla herhangi bir ilişkisi varsa, tamamen tesadüfidir.

Dünya Tabipleri Birliği’nden Başbakan’a Mektup...

altBarışçıl Protestolara Yönelik Şiddet, Orantısız Güç Kullanımı, Göz Yaşartıcı Gaz, Basınçlı Su Kullanımını ve İnsan Hakları İhlallerini Durdurun
Dünya Tabipleri Birliği Dr. Cecil Wilson TTB’den gelen talep üzerine Başbakan Recep Akdoğan’a bir mektup yazdı. Mektupta Türkiye’deki yetkililerden orantısız güç kullanımının durdurulması istendi. 

DÜNYA TABİPLERİ BİRLİĞİ
Sayın Recep Tayyip Erdoğan,
Başbakanlık,
06573 Ankara, Türkiye
Faks: +90 (312) 422 1899
4 Haziran 2013
Sayın Başbakan Erdoğan,
Size bu mektubu tüm dünyada milyonlarca hekimi temsil eden ve ülkelerin tabip birliklerinin küresel federasyonu konumundaki Dünya Tabipleri Birliği (WMA) adına yazıyorum.
Hastalar ve hekimler adına hareket eden WMA’nın amacı, tüm insanların mümkün olan en üst düzey tıbbi bakım, etik, eğitim ve sağlıkla ilgili insan hakları standartlarına ulaşmasıdır. Bu çerçevede WMA örnek uygulamaların, tıp etiğinin ve tıpta hesap verebilirliğin uluslararası ölçekte yaygınlaştırılmasında temel rol oynamaktadır. Ayrıca kuruluş, tüm dünyada risk altındaki hekimlere destek vermektedir.
Bu mektubun amacı, 27 Mayıs günü İstanbul Taksim Gezi Parkı’nda barışçı biçimde başlayan gösterilerle ilgilidir. Türk Tabipleri Birliği (TTB) göstericilere karşı uygulanan kaygı verici ölçülerdeki aşırı şiddete dikkatimizi çekmiştir. TTB tarafından verilen bilgilere göre ayrıca Ankara’da, Adana, Eskişehir ve Gaziantep gibi diğer illerde polisin göstericilere müdahalesi sonucunda yüzlerce kişi yaralanmış ve gözaltına alınmıştır. Kaynaklarımıza göre yaralanmaların büyük bölümüne tazyikli su ve gaz bombası yol açmıştır.
WMA, kalabalıkların kontrolünde ya da gösterilerin önlenmesinde kullanılan gaz bombası ve tazyikli su gibi teknolojileri şiddetle kınamaktadır. Bu teknolojiler, insan hakları ihlallerini kalıcılaştırma sonucunu verecek şekillerde kullanılmakta, kullanımda gerekenin çok ötesine geçilmekte ya da özel durumları olan nüfus kesimlerine uygulanmaktadır.
Dolayısıyla size, barışçı gösterilere karşı aşırı güç kullanımına derhal son verme, toplantı ve ifade özgürlüğü hakkını güvence altına alma çağrısında bulunuyoruz. Ayrıca, aşırı güç kullanımı durumlarıyla birlikte, gerek göstericilere gerekse halktan kişilere kötü muamelede bulunduğu tespit edilen görevlilerin yargı önüne çıkarılması için bağımsız ve tarafsız bir araştırma yürütülmesini talep ediyoruz.
İlginiz için teşekkür ederim.
Dr Cecil Wilson, Başkan
Dünya Tabipleri Birliği


DÜNYA TABİPLERİ BİRLİĞİ
Basın Açıklaması
5 Haziran 2013
WMA TÜRKİYE’DEKİ YETKİLİLERİ AŞIRI GÜÇ KULLANIMINA SON VERMEYE ÇAĞIRDI
Dünya Tabipleri Birliği (WMA) Türkiye’deki yetkililere barışçı gösterilere karşı aşırı güç kullanımına derhal son verme, toplantı ve ifade özgürlüğü hakkını güvence altına alma çağrısında bulundu. WMA ayrıca aşırı güç kullanımı durumlarıyla birlikte, gerek göstericilere gerekse halktan kişilere kötü muamelede bulunduğu tespit edilen görevlilerin yargı önüne çıkarılması için bağımsız ve tarafsız bir araştırma yürütülmesini istedi.
WMA’nın, Başkan Dr. Cecil Wilson tarafından Başbakan Erdoğan’a iletilen mektupta ifadesini bulan müdahalesi, Türk Tabipleri Birliği’nin talebi üzerine gerçekleşmiştir.
WMA bu mektubunda şöyle demektedir: ‘Bu mektup, 27 Mayıs günü İstanbul Taksim Gezi Parkı’nda barışçı biçimde başlayan gösterilerle ilgilidir. Türk Tabipleri Birliği (TTB) göstericilere karşı uygulanan kaygı verici ölçülerdeki aşırı şiddete dikkatimizi çekmiştir. TTB tarafından verilen bilgilere göre ayrıca Ankara’da, Adana, Eskişehir ve Gaziantep gibi diğer illerde polisin göstericilere müdahalesi sonucunda yüzlerce kişi yaralanmış ve gözaltına alınmıştır. Kaynaklarımıza göre yaralanmaların büyük bölümüne tazyikli su ve gaz bombası yol açmıştır.
“WMA, kalabalıkların kontrolünde ya da gösterilerin önlenmesinde kullanılan gaz bombası ve tazyikli su gibi teknolojileri şiddetle kınamaktadır. Bu teknolojiler, insan hakları ihlallerini kalıcılaştırma sonucunu verecek şekillerde kullanılmakta, kullanımda gerekenin çok ötesine geçilmekte ya da özel durumları olan nüfus kesimlerine uygulanmaktadır.”
Daha fazla bilgi için:
Dr. Cecil Wilson
WMA Başkanı
1 407 647 1461 (iş)
1 312 543 1173 (cep)
Dr. Otmar Kloiber
WMA Genel Sekreteri
+33 4 50 42 6757 (iş)
+33 6 73 90 7686 (cep)

Adli Tıp Uzmanlarının Çıkmazı (MediMagazin)...

Kutlama; ATK Başkanı Doç.Dr.Yalçın Büyük...

DEĞERLİ MESLEKTAŞLARIMIZ

Hiç bir iktidar kalıcı değil, onu sadece bir baskı aracı ve güce tapınma mabedi olarak kabul edenleri ise iyi olarak hatırlama şansımız yok. Bu kubbede hoş bir seda olarak kalmak, sevgiyle anılmak hepimizin ortak kaygısı olmalı...

Kindarlık, nobranlık ve muhterislik zaman zaman yüzeye çıksa da, bu toprakların kadim değerleri hoşgörü, dayanışma, vefa ve adalettir. Adli tıp uzmanları da her daim bu değerlerin takipçisi oldu ve olmaya devam edecek.

Değerli meslektaşımız Doç.Dr.Yalçın Büyük’ü bugüne kadar algımızda; hoşgörü, ortak çalışma kültürü ve hasletlerimize olan hassasiyeti ile tanıdık... Bu değerleri adli bilimler alanında, her daim koruması ve geliştirmesi dileğiyle; atandığı görev nedeniyle kutluyor, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı görevinde başarılar diliyoruz.

ADLİ TIP UZMANLARI DERNEĞİ


YÖNETİM KURULU

4 Haziran 2013 Salı

Siyasi İktidarı Yaşamı Tehdit Eden Şiddet Uygulamalarına Son Vermeye ve Sağduyulu Davranmaya Davet Ediyoruz...

İstanbul’da bir haftadır toplumun tüm kesimlerinden farklı görüşlerde yüzbinlerce insan bir araya gelerek barışçıl gösterilerle Gezi Parkı’nı yıktırmamak, buranın AVM’ne dönüştürülmesine suskun kalmamak için demokratik tepkilerini dile getirmiştir. Ancak ne yazık ki sesini duyurmaya çalışan halkın üzerine biber gazı, tazyikli ve boyalı su ve coplarla saldırılmış, toplum birbirine hedef gösterilerek bir vatandaşımız hayatını kaybetmiş ve yüzlercesi de yaralanmıştır. 

Bu saldırılar sırasında kimyasal silah olarak kabul edilen ve kronik rahatsızlığı olanların yoğun maruziyet durumunda ölüme yol açtığı bilinen yoğun "biber gazı"nın yanı sıra gaz fişekleri direkt hedef gözetilerek ateşli silah olarak da kullanılmıştır. Siyasi iktidarı acilen bu sorumsuz uygulamaları durdurmaya ve sorumlular hakkında yasal işlemleri başlatmaya davet ediyoruz. 

Adli Tıp Uzmanları Derneği olarak bu süreçte yapılması gerekenleri sıralamak istiyoruz.

1.    Gösterilerde kullanılan kimyasal silahların bu denli yaygın ve yoğun miktarda kullanılması gazın kullanıldığı bölgede yaşayan tüm halkın sağlığını tehdit eder boyuta varmıştır. Siyasi iktidar ve tüm yetkileri acilen bu uygulamaları durdurmaya çağırıyoruz. 

2.    Kimyasal gazların kapalı alanlarda, yoğun ve hedef gözeterek kullanımı uluslararası sözleşmelere göre suç kapsamındadır. Herhangi bir etkinlik içinde olmasına gerek olmaksızın bu gazlara maruz kalan herkesin tetkik ve tedavilerini yaptırmaları, adli raporlarının düzenlenmesi ve yasal haklarını kullanmaları önem taşımaktadır. Kimyasal gazlara maruz kalan ve yakınmaları olan kişilerin sağlık hizmetine başvurmasını öneriyoruz.

3.    Gösteriler sırasında yararlanan kişilerin acil müdahaleleri sonrası yaşadıklarını belgelendirmeleri ve hukuksal süreci başlatabilmeleri için adli rapor düzenlenmesi gerekmektedir. Adli tıp uzmanlarının tamamını bu konuda duyarlı olmaya ve aktif tutum almaya davet ediyoruz.

4.    Adli tıp anabilim dalları, Adli Tıp Kurumu Grup Başkanlıkları ve Şube Müdürlükleri kendilerine başvuran yaralılarla ilgili olarak sorumluluk almalı, Adli Tıp Kurumu yetkilileri de daha önce Mavi Marmara baskınında uygulandığı gibi adli muayene birimleri oluşturarak yaşananları belgelemelidir.

5.    Meslektaşlarımızın adli muayenede göstermeleri gereken yaklaşım, muayenede ve yaralıların kayıt altına alınması gereken işlemler, İstanbul Protokolü’nde açıklandığı gibi yapılmalıdır. Gerek birinci basamak, gerek ikinci basamak ve gerekse üniversite hastanelerinde gözaltı ve tutukluluk hallerinde nasıl bir adli muayene yapılması ve kayıt altına alınması gerektiği protokolde açıklanmıştır. (http://www.ttb.org.tr/eweb/istanbul_prot/ist_protokolu.html )

6.    Tüm sağlık kurumları kendilerine başvuran hastaları, kayıt altına almak, acil tedavilerini yürütmek ve talep edildiğinde kendilerine yapılan girişimlerle ilgili yazılı bilgi vermek zorundadır. Bu belgeleme İstanbul Tabip Odası ve ATUD web sitelerinde yer alan adli değerlendirme formuna göre yapılmalıdır. (Bu belge ilgili sayfalarda yer almaktadır. )

7.    Bu güne kadar sağlık birimlerinde adli başvurular için belgeleme yapmamış kişiler, TİHV merkezleri ile üniversitelerin adli tıp anabilim dallarına yönlendirilmelidir.
Siyasi iktidarı, bu saldırıları acilen durdurmaya, kamuoyundan özür dilemeye,  kışkırtıcı dil kullanmaktan kaçınmaya ve sağduyulu davranmaya davet ediyoruz.

ADLİ TIP UZMANLARI DERNEĞİ
YÖNETİM KURULU

31 Mayıs 2013 Cuma

Türk Toraks Derneği: Biber Gazı da Sigara Kadar Zararlıdır...

Biber gazı da sigara kadar zararlıdır.
 
31 Mayıs “Tütünsüz Dünya Günü” dür. 
 
Tütünün zararları önlenmeye çalışılırken, halkımızın üzerine akciğer sağlığı için en az tütün kadar zararlı bir gazın sıkılmasını uzlaşmaz bir çelişki olarak değerlendiriyoruz.
 
Akciğer sağlığını geliştirmeyi görev edinen Türk Toraks Derneği kuruluşundan bu yana ülkemizdeki tütün kullanımının azaltılması için, eğitim, bilinçlenme ve yasa destek çalışmalarında öncü olmuştur.  Dumansız hava sahasının ödünsüz savunucusu olmuş ve başkanlığını yürüttüğü dönemde Sigara ve Sağlık Ulusal Komitesi iki uluslararası ödül almıştır.
 
Türk Toraks Derneği bir başka solunum tehdidi olan biber gazının ölüme kadar uzanan ciddi sonuçları konusunda bir proje yürütmüş iki kez basın açıklaması ile kamunun konuya dikkatini çekmiştir.
 
31 Mayıs Tütünsüz Dünya Günü’nde İstanbul Taksim Gezi Parkı’ndaki kalabalığa saatler süren biber gazı sıkılması neticesinde yaralanmaların olması üçüncü bir basın açıklamasını zorunlu kılmıştır.
 
Halk sağlığını korumak, halkı sadece tütün ürünlerinden korumak ile sınırlı olamaz. Solunum sisteminde tahribat yaptığı kesin olarak ispat edilmiş bir gazın bilerek ve zorla solutulması halk sağlığı koruyuculuğu ile asla bağdaşamaz. Biber gazını zorla solutmak, sigara dumanını zorla solutmaktan daha tehlikelidir.
 
Türk Toraks Derneği halk üzerine biber gazı uygulaması durduruluncaya kadar ulusal ve uluslararası duyurularını tekrar etmeye kararlıdır.
 
TÜRK TORAKS DERNEĞİ

İstanbul Valisi'nin ve İstanbul Emniyet Müdürü'nün görevi Taksim Meydanı'na AVM (Alışveriş Merkezi) yapacak müteahhitlerin rantını korumak değil, Gezi Parkı’nı yıktırmamak için seslerini duyurmaya çalışan duyarlı İstanbul halkının can ve mal güvenliğini sağlamaktır.

İstanbul Valisi'nin ve  İstanbul Emniyet Müdürü'nün görevi Taksim Meydanı'na AVM (Alışveriş Merkezi) yapacak müteahhitlerin rantını korumak değil, Gezi Parkı’nı yıktırmamak için seslerini duyurmaya çalışan duyarlı İstanbul halkının can ve mal güvenliğini sağlamaktır.


Gezi Parkı’nı, ağaçlarını korumaya çalışanlarla birlikte İstanbul Tabip Odası’nın ilkyardım çadırına 31 Mayıs 2013 günü sabahın 05.00'inde gaz bombaları ve tazyikli sularla saldırmanın akılla, izanla, vicdanla bir izahını bulamıyoruz. Bu durum, AKP hükümetinin siyasi tutumu olarak görülecekse "siyasetiniz batsın!" demekten kendimizi alamıyoruz.

Görevini kötüye kullanan, Gezi Parkı’nın yıkılmasını, ağaçların sökülmesini sağlamak, müteahhit firmanın çıkarlarını kollamak uğruna insanların üzerine gaz bombaları ve tazyikli sularla polisi saldırtan, "bir kafa travması, bir kol kırığı ve bir bacak kırığı ile yaklaşık yüz kişinin çeşitli yerlerinden sıyrık ve ekimozlar ile gaza bağlı zehirlenme" yaşamasına neden olan yöneticileri istifaya davet ediyoruz. Sergilenen vahşeti siyasi bir tutum olarak sürdüreceklerse hangi partinin görevlisi olduklarını açıklamalarını da bekliyoruz.

Aralarında onlarca hekimin de bulunduğu; Gezi Parkı’nı savunan binlerce İstanbullu, bu ülkedeki rantçı, müteahhit-tüccar zihniyetine karşı, sağlıklı bir çevrede yaşamı, doğayı, paylaşmayı ve dayanışmayı örmek üzere Gezi Parkı’nda seslerini duyurmak için oturmaktaydı. Açılmış davalar daha sonuçlanmamışken, Gezi Parkı’nın betonlaştırılmasını uygun görmeyen bilirkişi raporları dosyalarda mevcutken, "biz karar verdik yıkacağız" diyen, tartışmayan, konuşturmayan, biat edilmesini bekleyen, konuşmak yerine gaz bombası atmayı yöntem olarak benimsemiş bir iktidarla karşı karşıyayız.

Kendi argümanını dahi savunamayan bu totaliter hükümeti, kimyasal silah olarak kabul edilen ve kronik rahatsızlığı olanların yoğun maruziyet durumunda ölümüne yol açabilecek "biber gazı" konusunda bir kez daha uyarmak istiyoruz. İçeriği itibariyle ölümcül sonuçlar doğurabilecek olan "biber gazı bombalarının" ayrıca özen gösterilmeden, hedef alınarak kişilerin üzerine ateşlenmesinin insanlara doğrudan mermi ile ateş edilmesinden bir farkı bulunmuyor. Her an bu gaz fişekleriyle yaralanan bir yurttaşımızın ölüm haberini alma endişeliyle yaşıyoruz.  Ülkeyi yönetenleri bu sorumsuz tutumlarından bir an önce vazgeçmeye çağırıyoruz.

Başta hekimler olmak üzere herkesi Gezi Parkı’nda simgeleşen bu doğa, çevre, insanlık ve var olma mücadelesinde taraf olmaya, bugünden itibaren meslek odaları, sendikalar ve "Taksim Dayanışması" platformunun çağrılarına katılmaya, destek olmaya davet ediyoruz.

İSTANBUL TABİP ODASI
YÖNETİM KURULU

TPD ve TTB'den Reyhanlı Gereksinim ve Kaynak Belirleme Raporu-30 Mayıs 2013

Reyhanlı Gereksinim ve Kaynak Belirleme Raporu-30 Mayıs 2013

APHB PROTOKOLÜ ÇERÇEVESİNDE TÜRK TABİPLER BİRLİĞİ VE TÜRKİYE PSİKİYATRİ DERNEĞİ RUHSAL TRAVMA VE AFET PSİKİYATRİSİ ÇALIŞMA BİRİMİ REYHANLI PATLAMASI DEĞERLENDİRMESİ:GEREKSİNİM VE KAYNAK BELİRLEME RAPORU

Dr. MehmetHamid Boztaş,Dr. Şahika Yüksel

SÜREÇ
21‐22 Mayıs 2013 tarihlerinde Reyhanlı’da meydana gelen patlamalar sonrasında bir dizi görüşme
gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmelerde Mustafa Kemal Üniversitesi (MKÜ) Psikiyatri Anabilim Dalı
Başkanı Doç. Dr. Mustafa Arı, araştırma görevlisi Dr. Musa Şahpolat, psikolog Billur Çelik, Hatay Tabip Odası (HTO) Başkanı Dr. Selim Matkap ve HTO yönetim kurulu üyeleri, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından (ASPB) Dr. Gazi Alataş, ASPB İl Müdürü Mahmut Aldanmaz, Sağlık Müdürü Sebahattin Yılmaz, Halk Sağlığı Müdürü Mutlu Tiryaki, Hatay Devlet Hastanesi Psikiyatri Uzmanları Işık Öztürk ve Nedim Turan, Akademi Özel Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Meryem Ay Yaman, MKÜ Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Doç Dr. Tacettin İnandı ve öğretimüyesi Doç. Dr.Nazan Savaş, ve aile hekimleri ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir.İki patlama alanına çok yakın ve ortalarında olan Cumhuriyet Okulu öğretmenleri ve patlamada hayatını kaybeden Oğulcan Tuna'nın babası Ahmet Tuna, abisi Utku Tuna ve ablasıyla görüşülmüştür. Aynı zamanda ikinci patlama sonrası etkilenmiş  insanların bir kısmı mahalle ziyareti sırasında görülmüştür.
DURUMA İLİŞKİN GENEL BİLGİ
1. Hatay ilinin Reyhanlı ilçesi Türkiye'nin Güney sınırında, Suriye ile Cilvegözü sınır kapısıyla bağlı bir ilçedir. Tamamı sünni olan Arap Türkmen ve Çerkezlerin yoğun olarak yaşadığı, 2012 verilerine göre kent nüfusunun 89.093 olduğu, iki yıldır  şehirle bütünleşik halde yaşayan ve yaklaşık olarak kent nüfusuna eşit sayıda Suriyeli göçmen barındıran bir kenttir. Geçim ticaret, sınır ticareti ve tarım ile sağlanmaktadır. İlçede MKÜ’ye ait bir meslek yüksekokulu bulunmaktadır. Halk Osmanlı döneminde zorunlu yerleşime tabi tutulan Türkmen aşiretleri ve Sünni Arap aşiretlerinden oluşmaktadır. Osmanlı döneminde Maraş ile beraber Halep eyaletine bağlı olan Reyhanlı’da geniş aile ve aşiret yapısının geçmişe göre etkinliği azalmakla beraber halen hissedildiği ifade edilmiştir.
Suriye’de kuzey bölgelerde iç savaş nedeniyle çatışmaların artmasıyla beraber Reyhanlı’da yaşam
büyük değişikliklere uğramıştır. Cilvegözü sınır kapısının Özgür Suriye Ordusu tarafından kontrol
edilmeye başlandığı ilerisürülmektedir. Çatışmalardan kaçan sivil halk ve kimi unsurlarsınırı geçerek
Reyhanlı’ya ve Antakya'dan Urfa'ya kadar bir hat üzerinde akrabalarının yanına veya sığınmacı
kamplarına yerleşmişlerdir. Barınma sağlık gibi gereksinimlerini sağlamanın yanısıra ticari
faaliyetlerde de başlangıçta artış  olduğu ifade edilmektedir. Mart 2011’den itibaren başlayan
sığınmacı girişi çatışmaların derinleşmesiyle beraber artmıştır. Gelen sığınmacılar zamanla
Reyhanlı’da küçük işyeri açarak tablacılık, çakmakçılık gibi işlerle uğraşmaya başlamışlardır. Bu durum benzerişlerle yaşamını kazanan yerel halk ile ekonomik çelişkilere de yol açmıştır. Antakya’nın Suriye sınırındaki iki sınır kapısı iç savaşın iki karşıt gücü tarafından kontrol edilmeye başlanmıştır. Kent Suriye’deki çatışmaların ağır kaygısını ve ruhsal yükünü de çok yakından hisseden bir kente dönmüştür.

11 Mayıs 2013’de belediye binası önüne ve takiben iki dakika sonra postane ve dershanenin yan yana olduğu iş  hanına bırakılan bomba yüklü araçların patlatılması sonucu ilk anda 40 daha sonra
hastaneye kaldırılan yaralılardan 12’inin daha vefatıyla 52 insanımızın vefat etmiş, 250’den fazla
insanımızın orta ve ağır  şekilde yaralanmıştır. Türkiye'nin bir anda en çok kayba neden olan, yaşlı,
kadın ve çocuk ayrımı göz etmeyen sivillere yönelik terör saldırısı gerçekleştirilmiştir. Patlamadan
sonra mültecilere, mültecistatüsünü almamış can güvenliği için zorunlu göçmüş statüsü netleşmemiş
kişilere ve Suriye plakalı arabalara yönelik kısa sureli bir gerilim oluşmuş, ancak bu gerilim kısa sürede yatışmıştır. Refleks olarak patlama vahşetinin hemen ardından ilk anda bu türtepkiler gösteren kişiler olduğu ama uyarılarla kısa zamanda durdurulduğu belirtilmiştir.
Patlama tüm Reyhanlı’da hissedilmekle beraber patlama merkezine en yakın iki km çapında bir
alanda evlerin camlarının kırıldığı ve sarsıntının hissedildiği ifade edilmektedir. Yaralılar 112 Ambulans Servisi tarafından Antakya ve dış merkezlere hızla sevk edilmiştir. Sarsıntının ise çok daha geniş bir alanda hissedildiği ifade edilmektedir. Çok sayıda kişi ani ve kontrol dışı  şiddetli bir sesli uyarana, patlamaya maruz kalmış  ve etkilenmiştir. Neredeyse Reyhanlı’da görüşülen kişilerin tümü bu deneyimi aktarmıştır. Yine, görüştüğümüz kişilerin bir bölümü patlamanın ardından bir yakınlarını aramak ve kurtarmak amacıyla koşarak sıcağı sıcağına (birkaç dakika içinde) olay yerine gittiklerini, beden bütünlüğü bozulmuş  cesetleri ve yaralıları gördüklerini ve onların hastaneye taşınmasına katıldıklarını, yani vahşi olaylara görsel olarak maruz kaldıklarını belirtmiştir. Sağlık Müdürü ile yapılan görüşmede sağlık ekiplerinin Hatay Merkez’den 45‐46 dakikada olay yerine vardığını aktarmıştır.

Dolayısıyla, en azından olaydan sonra ilk 45 dakika içinde olay yerine gidenler yetersiz ve uygun
olmayan koşullarda bulunmuş, dehşet ve çaresizlik yaşamış, kurtarma çalışmalarına katılmıştır.Ardından, yaralılar 112 ambulansları tarafından Antakya ve diğer merkezlere hızla sevk edilmiştir. Bu arada cesetlerin bir torbada naklini gördüğünü belirten kişiler olmuştur. Daha sonra belediye binası, postane, çevredeki bazı dükkanlar ve ikinci bombanın patladığı yerdeki çukur, yani görsel uyaranlar devam ediyor, tüm Reyhanlı’lılar ve gelenler tarafından görülmüştür. Dolayısıyla, patlama sırasında orada olmayanlar bile patlamanın şiddetini hissedebilmektedir.
Daha geniş  bir alanda, Hatay ölçeğinde görüşülen kişiler kendilerini güvende hissetmediklerini
belirtmekte ve yeni bir saldırı olabileceği endişesini taşımaktadır. Olaydan sonra Hatay ilinde
vatandaşların sokağa çıkmaktan kaçındığı, çocuklarını okula yollamadıkları, pazar kurulmadığı
şeklinde yüksek kaygı ve kaçınma davranışları bildirilmiştir. Ayrıca, görüşülen ruh sağlığı uzmanları 8. günden sonra Hatay’da yüksek kaygı ile Akut Stres Bozukluğu (ASB) başvurularının olduğunu
belirtmiştir. Patlamadan sonra kentte cenazeler defnedilmiş ve taziye çadırları kurulmuştur. Türkiye'nin değişik kentlerinden Reyhanlı ile dayanışma duygularını ifade etmek amacıyla heyetler gelmiş incelemelerde bulunmuşlardır. Taziye çadırlarının kaldırılmasıyla beraber taziyeler evlerde kabul edilmeye başlanmıştır.

Sağlık Ekibinden Kayıplar: Doktor arkadaşımız Adil Sünger ve bir hemşire arkadaşımız yaralanmış,
Acil Tıp Teknisyeni Nihal Şimşek vefat etmiştir. Okullar açık olmasına rağmen patlamadan sonraki ilk hafta (13‐20 Mayıs) aileleri öğrencileri okullara yollamamış, yanlarından ayırmamayı ve sokağa çıkmalarını engellemeyi tercih etmişlerdir.  İkinci haftada, dokuzuncu günden sonra okullara giden öğrenci sayısı artmıştır. Öğretmenlerin, kısa zamanda gelen Rehberlik Araştırma Merkezi görevlileri tarafından verilen bilgilendirme ve danışmalık seminerlerine katılmış olduğu bilgisi alınmıştır.Öğretmenlerle grup olarak yapılan konuşmada önce kendilerinden değil, kaygılı veliler ve öğrencilerden söz etmişlerdir. Daha sonra ikili ve/veya küçük gruplarla konuşulduğunda kendilerinin de kaygılı olduğu, ama açıklamak için rahat hissetmedikleri (kısık bir sesle, kaygılı bir ifade ile açıklamıştır)izlenimi alınmıştır. Daha çok patlama alanlarında olan kişiler ölmüştür. Yiyecek kaynakları ve beslenme gereksinimi değerlendirildiğinde doğrudan yiyecek ve beslenme kaynağı kaybı tespit edilmemiştir. Ancak patlama bölgesinde hasar gören ve çalışamayan işyerleri bulunmaktadır. Burada zarar gören kişiler madden etkilenmiştir. Örneğin gelinini kaybettiğini öğrenen, o  sırada telaşla düşüp kolunu kıran bir kadın patlamanın mağduru sayılmadığından tıbbi destek de alamamıştır. Ayrıca, kırık kolu ile çalışamayınca pazarcılık yapamaz olduğundan geliri de azalmıştır. Su kaynakları etkilenmemiştir. Patlama alanındaki konutlar bazılarında meydana gelen cam kırıkları dışında etkilenmemiştir.

RUH SAĞLIĞI GEREKSİNİMLERİ
1. Travma sonrası stres tepkileri: Reyhanlı’da daha belirgin olmak üzere Hatay kenti genelinde Travma Sonrası Akut Stres Bozukluğu belirtileri, kalabalık yerlerden uzak durma, kaçınma, sürekli olarak saldırı olayını konuşma ve yeniden bir saldırı/patlama olacağı kaygısı gözlenmiştir. Yakınlarını
yitirenler de yas devresindedir. Ancak bu tür bir yasın uzamış–travmatik yasa dönüşme olasılığı
yüksektir.
2. Afet sonrası süreçten kaynaklı travmalar: Patlamanın ardından Reyhanlı Sulh Ceza Mahkemesinin CMK153. Maddesi gereğince RTÜK’ün koyduğu yayın yasağı bilgi kirlenmesini artırıcı bir rol oynamıştır. Yaşanan kayıpların boyutlarıyla ilgili aktarılan bilgilere güvensizliği kışkırtıcı olmuştur(Yeni bombalamaların olacağı veya ölü ve yaralısayısının çok daha fazla olduğu gibisöylentiler halen yaygın olarak ifade edilmektedir). Star gazetesinde H. Albayrak tarafından Reyhanlı’larısuçlayan yazıya öfke sık sık ifade edilmiştir.
3. Geleneksel rollerin değişmesinden kaynaklı çatışmalar: Bu aslında patlamadan önce başlamıştır.
Zira Suriye’den gelen ve kentte yaşayan, mültecistatüsünde de olmayan çok sayıda kişinin gelmesi ile bölgede dinamiklerin farklılaşmasıyla başlamış  olan yarı örtülü/üstü kapalı bir çatışma olarak
değerlendirilmelidir. Aslında, Reyhanlı’da Suriye’den gelen kişiler ortada görülememiştir. Suriye’den
gelenler psikososyal destek çalışmalarına katılan ekiplerle ve talebimize karşın bizimle de
görüştürülmemiştir. Mültecilerin gereksinimlerinin neler olduğu ve ne kadar ciddi olduğu konusunda
gözlem ve değerlendirme imkânı olmamıştır. Bütüncül hizmet verebilmek için bölgede yaşayan tüm
grupların değerlendirilmesi uygun olacaktır.

Halk uykusuzluk, gerginlik ve kaçınma seklinde ruhsal tepkiler göstermektedir. Haber yasağının
konulmasıyla beraber fısıltı gazetesinin etkinliği artmıştır. Yeni bombalamalar olacağı veya ölü‐yaralı
sayısının çok daha fazla olduğu  şeklinde söylentiler ortaya çıkmıştır. Bu durum halkta kaçınma ve
stres tepkilerinin artmasına neden olmuştur. Bahsi geçen gazeteciye yönelik Reyhanlı’da ailelerde,
doktorlarda ve kent genelinde büyük bir tepki oluştuğu gözlenmiştir.

REYHANLI İLE İLİŞKİLİ DİNİ, POLİTİK VE SOSYOEKONOMİK KONULAR
1. Afet öncesi ve sonrası toplumsal özellikler; Reyhanlı’da son iki yılda geleneksel yaşam kalıplarının farklılaşması ortaya çıkmıştır. Başlangıçta akrabalık ve dayanışma ağları ile yeni oluşan duruma uyum sağlamaya çalışılmış, ancak yük bir ilçenin taşıyamayacağı boyutlara ulaşınca sorunlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Örneğin; daha Şubat 2013 tarihli İHD raporunda belirtilen Suriye’li kadınların kuma, ikinci eş olarak alınması, kadınlara yönelik cinselsaldırılar gibi konuların incelenmesi gerekir.
2. Sosyal yapı; Reyhanlı sünni ağırlıklı daha çok Arap, Türkmen ve azmiktarda Çerkez ailenin yaşadığı bir kenttir.Geleneksel değerlere bağlılık ön plandadır ve aile bağları kuvvetlidir.
3. Psikolojik destek ağı; Reyhanlı’da son 6 ayda ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı bulunmamaktadır.
Aile hekimleri ve kent merkezinde yaşayan ruh sağlığı uzmanları hastalara yardımcı olmaktadır.
Devlet hastanesinde nöroloji ile beraber kullanılan 12 yataklı bir servis bulunmaktadır. Hatay ve
ilçelerinde MKÜ’de bulunan bir doçent, bir yardımcı doçent ve beş asistan dahil olmak üzere toplam 28 psikiyatri çalışanı hekim bulunmaktadır.

MKÜ’de 22 yataklı bir servis bulunmaktadır. Yatak ihtiyacı olduğunda ve yer bulunamadığında
hastalar Adana Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne yönlendirilmektedir. Aile hekimisayısı 22’dir.
Hem devlet hastanesinde hem de MKÜ hastanesinde zaman zaman Suriye’den göç etmiş hastalar
görülmektedir. Ağırlıklı olarak hastalar psikotik ve manik eksitasyon hallerinde başvurmaktadır.
Patlamadan sonra daha önce ruhsal bozuklukları nedeniyle izlenmekte olan hastaların bir kısmıhastaneye başvurmuştur. Patlama sonrası nöbetçi olan araştırma görevlisinden alınan bilgilerden fizikselsorunları olan hastalara sıklıkla psikiyatri konsültasyonu istenildiği ve bu hastalara danışmanlık verildiği öğrenildi (Öneri: Planlanan eğitim çalışmalarına sadece yaralı hastalara değil onlara bakım veren doktorlara, hemşirelere ve sağlık ekibinin diğer üyelerine de danışmanlık verilmesi eklenmelidir). Hatay İli Vali Yardımcısı, İl Sağlık Müdürü, Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürü, İl Milli Eğitim Müdürü, MKÜ Rektörü, MKÜ Araştırma Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı, MKÜ Baş Hemşirelik, MKÜ Psikolojik Danışma ve Rehberlik Birimi, MKÜ Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu’ndan uzmanların katılımı ile “Kurumlararası  İşbirliği ile Reyhanlı  İlçesi Sosyal Destek Eylem Planı” yapılmıştır. Bu çerçevede, MKÜ Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi ve Psikolojik Danışma ve Rehberlik Birimi üyeleri üniversite, Aile ve Sosyal Politikalar  İl Müdürlüğü,  İl Sağlık Müdürlüğü ve  İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde görevli psikiyatrist, psikolog, sosyal çalışmacı ve PDR uzmanlarına konu ile ilgili eğitimvermiş ve sosyal destek çalışmalarına başlamışlardır.
4.Aile yapısı: Aileler nispeten kalabalık geniş aile yapısındadır.
5. Ekonomik yapı (üretim bicimi kaynakların yönetimi): Üretim tarım, ticaret ve sınır ticaretine
dayanmaktadır.
6. Dini inanç ve gelenekler: Sünni  İslam inanç sistemine sahiptirler. Komşu ilçelerde ve Hatay
kentinde ağırlıklı olarak Aleviler yaşamaktadır.
7. Yeni yaşam düzeninde ortaya çıkan sosyal yapı: Ticari faaliyet önce artmış sonra azalmıştır. Önce maddi imkânları olan aileler geldiği için yaşam koşulları kısmen değişmiş, ancak zamanla üretimden kopmuş bu ailelerin imkânlarının azalması ve var olan kısıtlı iş  imkanları için yarışmacı bir durum ortaya çıkmaya başlayınca küçük gerilimler oluşmaya başlamıştır. Maddi imkânı olmayan ailelerin katılımıyla çeşitlisorunlar oluşmaya başlamıştır.
8. Afet sonrası ortaya çıkan sosyal yapı: Afet sonrası dayanışma bir yandan da artmıştır. Tüm
Antakya’da çok kültürlü özgün bir kent ruhunu korumayı ve dayanışmanın artırılmasını amaçlayan
etkinlikler yapılmaya başlanmıştır.

Kentin değişik bölgelerinde Reyhanlı halkıyla dayanışmak amacıyla mevlit okutulmuş ve dayanışma
ziyaretleri gerçekleştirilmiştir. Bu ziyaretlerden birinde, 22 Mayıs’ta, Türkiye’nin farklı kentlerinden
584 Alevi dernek ve federasyonunu temsilen 40 kişi gelmiştir. Taziye evine gittiğimizde bu ziyaretin
çok anlamlı olduğu içten duygularla anlatılmıştır.

ÖNEMLİ KÜLTÜREL ÖZELLİKLERİN TANIMI
Geleneksel değerlerin hâkimiyeti, otoriteyle az sorun yaşayan, tarım, küçük esnaf ve sınır ticareti
yapan bir kent görünümü belirgindir.

RUHSAĞLIĞI POLİTİKASI VE KAYNAKLAR
1. Afet öncesi ruh sağlığı politikasının olup olmadığının belirlenmesi: Ruhsal duruma özgü bir plan
olmamakla berabersağlık müdüründen alınan bilgilere göre acil müdahale planı hazırlığı aşamasında
üst üste gerçekleşen iki patlama alana hızlımüdahale deneyiminde etkili olmuştur.2. Bu yaklaşımın afet durumlarına uygulanabilir yanlarının belirlenmesi: Ruhsal durum ile ilgili bir çalışma yeni oluşturulmaya başlanmaktadır. Yukarıda da ifade edildiği gibi Hatay İli Vali Yardımcısı, İl
Sağlık Müdürü, Aile ve Sosyal Politikalar  İl Müdürü,  İl Milli Eğitim Müdürü, MKÜ Rektörü, MKÜ Araştırma Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı ve Baş Hemşirelik, MKÜ Psikolojik Danışma ve Rehberlik Birimi, MKÜ Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu’ndan uzmanların katılımı ile “Kurumlararası İşbirliği ile Reyhanlı İlçesi Sosyal Destek Eylem Planı” yapılmıştır. Bu çerçevede MKÜ Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi, Psikolojik Danışma ve Rehberlik Birimi üyeleri, Aile ve Sosyal Politikalar  İl Müdürlüğü, İl Sağlık Müdürlüğü ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde görevli psikiyatrist, psikolog, sosyal çalışmacı ve psikolojik danışma ve rehberlik uzmanlarına konu ile ilgili eğitim vermiş ve sosyal destek çalışmalarına başlamışlardır.

AFETTEN ETKİLENEN TOPLULUK İÇİN ELVERİŞLİ RUH SAĞLIĞI KAYNAKLARININ BELİRLENMESİ
1. Afetten etkilenen topluluğun ruh sağlığına ilişkin bir veri toplama, bilgi yayma ve güncelleme
sistemi henüz bulunmamakta ancak yeni oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bu planlamada koruyucu
sağlık hizmetleri ihmal edilmemeli, öncelik kazanmalıdır. MKÜ Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı ile beraber planlamalar yapılması faydalı olacaktır. Konuya ilgi duyan MKÜ Halk Sağlığı Anabilim Dalı’ndan iki öğretimüyesi ile görüşülmüştür.
2. MKÜ’nün bir psikososyal destek planlaması (Kurumlararası İşbirliği ile Reyhanlı İlçesi Sosyal Destek Eylem Planı) bulunmaktadır, ancak öncesinde bir değerlendirme çalışması yapılmamıştır. ASPB bir değerIendirme hazırlığındadır.
3. Acil durumlara uyarlanabilir birruh sağlığı yaklaşımı izleri görülmüştür.
4. Afetten etkilenen Reyhanlı’da ruh sağlığı uzmanı bulunmamaktadır. Ancak, Sağlık Bakanlığı (SB)
kurum içi atamasında bir kadro açılmıştır. Tüm Antakya'da sadece doğumevi hastanesinde bir çocuk ruh sağlığı uzmanı vardır.
5. Psikososyal eğitim etkinlikleri; Türkiye Psikiyatri Derneği, Türk Psikologlar Derneği Travma Birimi ve diğer APHB bileşenleri afetmerkezine yakın yerlere çalışmalar yapabilirler. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği okul etkinliklerine katılabilir. TTB ve HTO olağandışı durumlara müdahale ve travma eğitimlerinde birincil yerel çalışma adresi olarak düşünülmelidir.

BİREYSEL VE TOPLUMSAL DÜZEYDE GÜÇLENDİRİCİ KAYNAKLAR VE BAŞAÇIKMA YOLLARI
Afet sonrası genel dayanıklılık ve toplumun işlevselliği değerlendirildiğinde “her afettektir” anlayışına
uygun olarak bu patlamanın ardından Reyhanlı’ya özgü bir kimlik oluştuğu gözlenmektedir. İnsanlar
birbiriyle dayanışmaya, mahalle içerisinde tutum belirlemeye çalışmaktadır. Evlerine çekilen
Suriyeliler taziye evlerine çağrılmalı, yemek ve sosyal destek sunularak kaygıları azaltılmaya
çalışılmalıdır.

Burada sadece bireysel değiltoplumsal birtravmanın olduğu gözden kaçırılmadan planlama yapılması
vazgeçilmez bir zorunluluktur. Bu, hem savaştan kaçarak bölgeye sığınan Suriye’liler hem tüm
Reyhanlı ve farklı derecede Hatay’lılar için geçerlidir. Toplumsal düzeyde dayanışma Reyhanlı içinde ve Antakya içinde oldukça yoğun gözlenmektedir. Dış  kurum, dernek ve devlet kurumlarının
ziyaretleri sürmektedir. Okullar açık olmakla beraber ilk hafta öğrenciler aileler tarafından okula
yollanmamıştır. Ancak yapılan okulziyaretlerinde eğitimin devamettiği gözlenmiştir.SONUÇ

VE ÖNERİLER
Değerlendirme çalışması temelinde kısa ve uzun dönemli toplum temelli bir psikososyal yaklaşım için öneriler:
1. İncinebilirliği en yüksek gruplariçin öneriler: Bu gruptan uzun süre izlenmesi beklenen riskli kişiler
(ruhsal hastalık geliştirme açısından) çıkacağı beklenebilir. Yas ve kendilerinin travma yaşamış
oldukları dikkate alınarak planlama yapılmalıdır.
Belediye çalışanları, ticaret lisesi ve ikinci patlamanın olduğu binadaki dershane öğrencileri, ölenlerin
yakınları, yardım çalışmasına katılanlar ve 112 acil çalışmasında bulunanlar ruhsal hastalıkları olanlar
incinebilir grup olarak değerlendirilebilir.
Bu grupta uzun süre izlenmesi beklenen riskli kişilerin (ruhsal hastalık gelişmesi açısından) yer alması beklenebilir. Hizmetlerin uzun soluklu olması gereği düşünülerek hem çok hızlı hem planlı davranmak gerekmektedir. Bu gruptaki kişilerin hemyas açısından riskli olduğu hemde kendilerinin de travmaya maruz kalmış olduğu dikkate alınarak sorunların çoğul olacağının bilincinde olarak hareket etmek gerekmektedir.
2. Belirlenen en ciddi sorunlara yönelik öneriler
Antakya’da MKÜ mevcut  şartları dikkate alındığında psikososyal destek planında önemli yeri
bulunduğu ve travma konusunda üniversitenin deneyim ve kapasitesinin geliştirilmesi gerektiği
düşünülmektedir. Alanda çalışacak grupların eğitimi için travma konusunda eğitimli meslektaşlarımız
tarafından destek sağlanmalıdır. Planlanan destek projesinin “Sosyal Destek Planı” olduğu psikolojik
kısmının başlığında/tanımında olmadığına dikkat çekmek isteriz.
Travmaya ilişkili konular; bilginin sansürünün fısıltı gazetesinin etkinliğini oldukça artırdığı
görülmüştür. Halkın bilgiyi sağlıklı alabilmesi için kimi tedbirler alınmalıdır. Sansür yerine düzenli ve
güvenilir bilgi ile halkın desteklenmesi, vücut bütünlüğü bozulmuş insan görüntülerinin ekranlardan
uzak tutulması, korku ve panik oluşturacak veya artıracak yayın politikalarından kaçınılması gereklidir.
3. Kapasite oluşturmaya yönelik öneriler
Ruh sağlığı hizmeti sunanlara tedavi ve taramaya yönelik eğitimler sağlanmalıdır. Eğitimlerin
elektronik kaynakların da kullanılması yoluyla sürekliliğinin sağlanması gereklidir. Eğitimlerin hedef
kitlesi psikiyatrist, psikolog, sosyal çalışmacı, öğretmenler ile Reyhanlı’da görev yapan aile hekimleri
olmalıdır. Aile hekimleri ve öğretmenleriçin farklı birmodülle eğitimgereklidir.
4. Ruh sağlığı programının kısa ve uzun dönemde uygulanmasına yönelik öneriler
Kısa dönemde travmaya doğrudan karşılaşmış  kişilere, belediye çalışanlarına ve öğretmenlere
psikolojik ilk yardım gerekmektedir. Uzun vadede travmayı tanıma, uygun merkeze sevk etme ve
etkin tedavisi konusunda bilgi ve beceri artırımı amacı ile Türkiye Psikiyatri Derneği bünyesinde
eğitimlerin düzenlenmesi gerekmektedir.Hatay ve Samandağ’da görev yapan ruh sağlığı uzmanlarının önemli bir kısmızaten Hatay’lıdır. Bir çoğu uzun süre orada çalışmayı ve yaşamayı planlamış ve kendikentlerinin/memleketlilerinin iyiliğini istiyor durumdadır. Kısaca, geçici ve mecburen orada bulunmadıklarından yapılacak eğitimlerinHatay’da net bir kapasite artışına yol açacağı açıktır.
Planlanan eğitim ve yaralılarla yapılan çalışmalara sadece yaralı hastalara değil onların doktorlarına,
hemşirelerine ve tümsağlık ekibine de danışmanlık verilmesi de eklenmelidir.
Henüz ilk devrede gözlem yaptık. Uzun süre için dikkat edilecek konulardan biri ikincil
travmatizasyondur. Bu açıdan sağlık çalışanlarının 6 ay sonra değerlendirilmesi uygun olacaktır.
5. Elverişli kaynakların tanımlanması gerekli kaynakların tanımlanması
MKÜ, TTB, HTO, APHB, AFAD, ruh sağlığı uzmanları, Sağlık Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı yerelteşkilatlarımevcut kaynaklar olarak belirlenmiştir.
6. İşbirliği yapılacak kuruluşların listesi
TTB, HTO, TPD, APHB, Hatay’daki demokratik kitle örgütleri, yerel toplum önderlerinin örgütlendiği dernek ve kuruluşlar
7. En önemli sorunların tanımlanması (psikososyal programın uygulanmasını güçleştirebilecek
engeller) Bölgedeki mülteciler, statüsü bile belli olmayan grup
Bölgede politik gelişmeler
8. Elverişli yerel kaynakların kullanılmasına ilişkin öneriler
Uygun koordinasyon
Tamve yeterli bir programuygulanması
Barışın bir yüce değer olarak ortaya konması
MKÜ, HTO, kentteki ruh sağlığı uzmanları, aile hekimleri, sosyal hizmet uzmanları ve psikologlar ile uygun bir program sürdürülmelidir. Kentin kaynakları ayrımsız değerlendirilmeli, kapasite gelişimi
sağlanmaya çalışılmalıdır.
Elektronik ortamda iletişim için mail grubu kurulması, eğitim ve etkinliklerde çevrimiçi sistemlerden
yararlanılması uygun olacaktır. Yakın bölgelerden, TPD Ruhsal Travma ve Afet Psikiyatrisi biriminden eğitim desteği sağlanmalıdır.
Medya ve iletişim konularında uygun bir çalışma yapılarak topluma olumlu mesajlar verilmeye,
sansür, çarpıtma ve fısıltı gazetesinin yarattığı güvensizlik ortamı telafi edilmeye çalışılmalıdır. Bir
danışma kurulu oluşturularak eğitim ve uygulamaların uygun bir  şekilde planlanması sağlanmaya
çalışılmalıdır. Yerel gazetelere bilgi veren yazılar yazılabilir. Güngören patlamasındaki halka yönelik ve ruh sağlığı dışı doktorlara yönelik APHB tarafından hazırlanan yazılara benzer  şekilde yazılar
hazırlanabilir. Yerel gazeteler etkin olarak kullanılabilir.
Çalışmaların hızlı başlamasına yönelik gereksinim ve talepler halktan ve kimi bürokratlar, üniversite
çalışanları tarafından ifade edilmiştir. Kamu çalışanlarına yönelik çalışmaların hızla başlaması talepedilmektedir. Kamu çalışanları içerisinde ifade edilen belediye çalışanları ciddi derecede travmatize olmuş  bir gruptur. Kamu çalışanlarına hızlı bir çalışma ve eğitim yapılarak, onların hızla halkla iş  ilişkilerinde zorlukları anlayabilir ve uygun davranabilir olmalarının sağlanması istenmektedir. Belediye çalışanları ve afetten etkilenmiş kamu çalışanlarına yönelik çalışma hızlı yapılmalıdır. Ancak bu çalışmanın adının eğitim değil “psikolojik ilk yardım” olması gereklidir. Yapılan görüşmelerde kavramsal çerçeve bu şekilde ifade edilmiştir. Bu kimselere “önce siz ağır bir olay yaşadınız (tabii ki hasta değil)”  şeklinde yaklaşılması ve ağır zorluk yaşayanların ikincil travmatizasyonunun engellenmesi için bu görevlerden uzak tutulması uygun olabilir.
Tüm çalışmaların hızlı, etkin ve tümtoplumu kapsayan uygulamalar olmasına dikkat edilmelidir.
Mültecilerin yaşam koşullarından, savaş  travmalarından kaynaklı veya bu büyüklükte bir insan
grubunda görülebilecek ciddi ruhsal bozuklukları tanıma ve tedavisinde ilgili çalışmaları yapabilmek
için gerekli izinlerin alınması sağlanmalıdır.
Son söz olarak, yaşananın toplumsal bir travma olduğu ve alınacak önlemlerin toplum temelli olması
ve içinde yer alan her gruba ayrımsız uygulanması ve dahil edilmesi gereklidir.

KAYNAKLAR
1.http://ihd.kardaizler.org/index.php/raporlar‐mainmenu‐86/el‐raporlar‐mainmenu‐90/2640‐sur
yede‐yaanan‐catimali‐suerec‐le‐bunun‐netcesnde‐yaanan‐goecuen‐hatayda‐halk‐uezerndek‐
yansimalari‐le‐lgl‐aratirma‐nceleme‐raporu.html
2.http://www.mazlumder.org/faaliyetler/detay/basin‐aciklamalari/1/‐‐mazlumder‐hatay‐reyhanli‐
on‐inceleme‐raporu/9964
3. http://birdirbir.org/reyhanli‐islah‐sitma‐ve‐bomba/
4. Anahtar kişi görüşmeleri
5. http://tr.wikipedia.org/wiki/Reyhanl%C4%B1
6. http://www.reyhanli.gov.tr/

http://psikiyatri.org.tr/news.aspx?notice=1134