4 Mart 2012 Pazar

HIZLA BAĞIMSIZ BİR BİLİM KURULUNUN POZANTI CEZAEVİNDE TRAVMAYA UĞRAMIŞ ÇOCUKLARI DEĞERLENDİRMESİNE VE TEDAVİ ETMESİNE OLANAK SAĞLANMALIDIR!

HIZLA BAĞIMSIZ BİR BİLİM KURULUNUN POZANTI CEZAEVİNDE TRAVMAYA UĞRAMIŞ ÇOCUKLARI DEĞERLENDİRMESİNE VE TEDAVİ ETMESİNE OLANAK SAĞLANMALIDIR!
Son günlerde Pozantı cezaevinde yaşanan olaylar üzerine çocukların maruz kaldıkları duygusal, fiziksel ve cinsel şiddetle ilgili paylaşımların medyada yer alması üzerine 28.02.2012 tarihinde Türk Tabipleri Birliği tarafından aralarında Adli Tıp Uzmanları Derneği, Türkiye Psikiyatri Derneği, Türk Psikologlar Derneği ve Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği’nden temsilcilerden oluşan ve “cezaevlerindeki çocukların fiziksel ve ruhsal sağlık durumlarını ve yaşam koşullarını değerlendirmek üzere  bir uzmanlar  heyetiyle cezaevi ziyareti yapmak ve değerlendirmelerimizi iletmek ve kamuoyu ile paylaşmak”  üzere Adalet Bakanlığı’ndan izin talebinde bulunulmuştur. Ancak şu ana kadar talebimize olumlu veya olumsuz bir yanıt verilmemiştir.
Pozantı Cezaevi’nde gerçekleşen bir çok çocuğun maruz kaldığı bildirilen her türlü  kötü muamele ve şiddet çocukların ruh sağlığında onulmaz yaralara yol açacaktır. Çocukların kaçamayacakları bir durumda tekrar tekrar travmaya maruz kalmaları ve sürekli olarak bu travmaya maruz kalma olasılığının olduğunu bilerek yaşamlarını sürdürmelerinin yetişkin yaşamlarında çok ciddi ruhsal sorunlara ve hastalıklara yol açtığı bilinmektedir. Türkiye genelinde çocukların cezaevlerine yerleştirilmelerinin temel nedeninin cezalandırma değil rehabilitasyon olduğunu kabul eden çağdaş hukuki yaklaşımdan çok uzakta olan cezaevi koşullarının düzeltilmesi için hızla çaba harcanmalıdır. Çocukların evlerinden ailelerinden kilometrelerce uzaktaki ruhsal tedavi ve rehabilitasyon olanaklarının kısıtlı olduğu yeni cezaevlerine taşınması sorunu çözmeyecektir. Travmaya uğramış tüm çocuklar hızla tespit edilmeli, öncelikle güvenlikleri sağlanmalı ve kendilerini güvende hissedecekleri bir ortamda uğradıkları travmanın etkilerini azaltmak için düzenli ve sistemli ruhsal desteğe ulaşmaları sağlanmalıdır.


Çok yakın bir zamanda gerçekleşen Van Depremi’nde ilk andan itibaren Türk Tabipleri Birliği ve ruh sağlığı ile ilgili uzmanlık dernekleri tüm devlet kurum ve kuruluşları ile işbirliği yaparak oluşan ruhsal travmanın etkilerini azaltmak için çalışmışlardır ve halen bölgede gönüllü uzmanlarla ruh sağlığı hizmetleri sunmaya devam etmektedirler. Aynı işbirliğinin bu konuda da sağlanmasını, ilgili derneklerin üyelerinin bu konudaki bilimsel birikimine ve tarafsızlığına itibar edilmesini talep ediyoruz. 
Cezaevi yaşam koşullarının  iyileştirilmesi ve uluslararası standartlara kavuşturulması yolunda  öteden beri uğraş veren Türk Tabipleri Birliği ve alanında bilimsel çalışmalar yürüten uzmanlık dernekleri bir bütün olarak bu sürecin hem çocuklarda hem de toplumumuzda derin hasarlar yaratacağından endişe edilmektedir. Uzmanlık dernekleri olarak konu ile ilgili doğru ve bilimsel değerlendirmelere ihtiyaç olduğundan hareketle bu göreve hazır olduğumuzu ve görev beklediğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.

POZANTI CEZAEVİNDEKİ TÜM ÇOCUKLARIN TAKİPÇİSİYİZ!


Adli Tıp Uzmanları Derneği YK

Türkiye Psikiyatri Derneği YK

Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği YK
Türk Psikologlar Derneği YK

3 Mart 2012 Cumartesi

Adli Tıp'ta Kafalar Karışık...

ASELSAN'da çalışan 5 mühendisin ard arda ölmeleri kamuoyunda kuşkuyla karşılaşmıştı. İstanbul Adli Tıp Kurumu, Mühendis Hüseyin Başbilen'in ölümüne ilişkin raporu açıkladı. Raporda ölüm nedeni olarak "intihar" gösterildi. 5 üyenin bu kararına karşı 3 üye ise olayın''cinayet'' olduğu yönünde görüş bildirdi. ASELSAN'daki kuşkulu ölümler Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'a da soruldu...
 
Adli Tıp Kurumu, şüpheli şekilde hayatını kaybeden Askerî Elektronik Sanayii elemanı mühendis Hüseyin Başbilen'le ilgili raporunu tamamladı.8 kişilik kurul raporunda; olay yeri inceleme bilgileri, fotoğraflar ve Adli Tıp Kurumu'ndan gelen labaratuar verilerini değerlendirdi.

Savcılığa gönderilen Raporda, 5 üye "ihtihar" değerlendirmesinde bulunurken, 3 üye ise olay için "cinayet" dedi.


Adli Tıp raporuna itiraz şerhi koyan üç üye gerekçelerinde "Hüseyin Başbilen'in boynunda ve bileğinde bulunan kesiklerin yönleri ve şekli ile kesik sayısının intihar vakalarında görülenin aksine tek kesik olması, ayrıca Başbilen'in parmaklarında kan izine rastlanmamış olmasının" cinayet ihtimalini gündeme getirdiğini belirtti.


Hüseyin Başbilen, 2006 yılı Ağustos ayında park halindeki otomobilinde, boynu ve sol bileği kesilmiş şekilde ölü bulunmuştu.


Aynı kurumda çalışan Mühendisler Evrim Yançeken ve Halim Ünsem Ünal'ın ölümleri kamuoyunda kuşkulara neden olmuştu.


Aselsan'daki ölümler Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'a da soruldu...


http://www.kanalb.com.tr/haber.php?HaberNo=39908

2 Mart 2012 Cuma

DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK HUKUKU UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ KURULDU...

2 Mart 2012 CUMA
Resmî Gazete
Sayı : 28221
YÖNETMELİK
Dokuz Eylül Üniversitesinden:
DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK HUKUKU UYGULAMA
VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç
MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.
Kapsam
MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik, Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.
Dayanak
MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.
Tanımlar
MADDE 4 – (1) Bu Yönetmelikte geçen;
a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,
b) Merkez: Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezini,
c) Müdür: Merkezin Müdürünü,
ç) Rektör: Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörünü,
d) Senato: Dokuz Eylül Üniversitesi Senatosunu,
e) Üniversite: Dokuz Eylül Üniversitesini,
f) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu
ifade eder.
İKİNCİ BÖLÜM
Merkezin Amacı ve Faaliyet Alanları
Merkezin amacı
MADDE 5 – (1) Merkezin amacı; sağlık hukuku alanına giren tıp hukuku, adli tıp, ilaç hukuku, tıbbi uygulama hataları ve benzeri alanlarda ulusal ve uluslararası düzeyde araştırma ve uygulamalar yapmaktır.
Merkezin faaliyet alanları
MADDE 6 – (1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:
a) Ulusal ve uluslararası kongre, konferans, sempozyum, seminer, panel, kurs, sergi ve benzeri bilimsel toplantılar düzenlemek ve bu tür toplantılara katılmak, sertifika programları düzenlemek.
b) Ulusal ve uluslararası düzeylerde bilimsel araştırma projeleri hazırlamak, bu projeleri gerçekleştirmek üzere çalışma grupları oluşturmak.
c) Yurt içi ve yurt dışındaki bilimsel çalışma ve projeleri desteklemek.
ç) Yurt içi ve yurt dışında faaliyet gösteren özel ve resmi kurumlar ile bilimsel işbirliği yapmak, bu kurumlarla ortak projeler yürütmek.
d) Kamu kurum ve kuruluşları ile özel kişi ve kuruluşlara danışmanlık ve uygulamalı çalışmalar yapmak.
e) Süreli ve süresiz yayınlar çıkarmak, konuyla ilgili tarafların bilinçlenmesini sağlamaya yönelik etkinlikler yapmak.
f) Üniversitenin fakülte ve enstitüleri ile işbirliği yaparak, Merkezin ilgi alanına giren konularda lisans ve lisansüstü eğitim ve öğretime katkıda bulunmak ve desteklemek.
g) Öğretim elemanlarının yurtiçi ve yurt dışındaki çalışmalarını teşvik etmek ve desteklemek.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Merkezin Yönetim Organları, Çalışma Grupları ve Görevleri
Merkezin yönetim organları
MADDE 7 – (1) Merkezin yönetim organları şunlardır:
a) Müdür.
b) Yönetim Kurulu.
c) Danışma Kurulu.
Müdür
MADDE 8 – (1) Müdür; Rektör tarafından, Üniversitenin öğretim üyeleri arasından üç yıl için görevlendirilir. Süresi biten Müdür yeniden görevlendirilebilir. Müdür, Rektöre karşı sorumludur. Müdürün önerisi ile Üniversite öğretim üyeleri arasından bir kişi müdür yardımcısı olarak Rektör tarafından görevlendirilir. Müdür yardımcısı Müdürün vereceği işleri yürütür ve Müdürün görevi başında bulunmadığı zamanlarda vekalet eder. Müdürün görevi sona erdiğinde müdür yardımcısının görevi de kendiliğinden sona erer.
Müdürün görevleri
MADDE 9 – (1) Müdürün görevleri şunlardır:
a) Merkezi temsil etmek.
b) Yönetim Kurulu gündemini belirlemek ve Kurula başkanlık etmek.
c) Merkezin çalışmalarının düzenli olarak yürütülmesini ve geliştirilmesini sağlamak.
ç) Merkezin kısa, orta ve uzun dönemli amaç ve politikalarını ve bunlara dayalı eğitim ve araştırma ile ilgili plan ve programlarını hazırlamak ve Yönetim Kurulunun onayına sunmak.
d) Yönetim Kurulunca alınan kararları uygulamak.
e) Merkezin personel ihtiyacını belirleyip Yönetim Kuruluna sunmak.
f) Araştırma ve çalışma gurupları kurmak.
g) Her yılın sonunda Merkezin çalışmaları ile ilgili yıllık faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait çalışma programını hazırlamak, Yönetim Kurulunun görüşlerini aldıktan sonra Rektörün onayına sunmak.
ğ) Danışma Kurulunun gündemini belirlemek ve Kurula başkanlık etmek.
h) İlgili diğer mevzuatla verilen diğer görevleri yapmak.
Yönetim kurulu
MADDE 10 – (1) Yönetim Kurulu; Müdür, müdür yardımcısı ile Müdürün Üniversite öğretim üyeleri arasından önereceği ve Rektör tarafından görevlendirilecek üç öğretim elemanı olmak üzere toplam beş üyeden oluşur. Süresi bitmeden ayrılan veya başka nedenlerle görevi sona eren üyelerin yerine, kalan süreyi tamamlamak üzere, aynı usulle yenileri görevlendirilir. Süresi biten üye yeniden görevlendirilebilir.
(2) Yönetim Kurulu, ayda bir defa toplanır. Müdür gerekli gördüğünde veya Yönetim Kurulu üyelerinin salt çoğunluğunun talebi ile Yönetim Kurulunu olağanüstü toplantıya çağırabilir.
(3) Yönetim Kurulu, üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğu ile alınır.
Yönetim kurulunun görevleri
MADDE 11 – (1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:
a) Merkezin çalışma ve yönetimi ile ilgili konularda kararlar almak.
b) Merkezin çalışmalarıyla ilgili yıllık faaliyet raporunu ve yıllık çalışma programını görüşerek karara bağlamak.
c) Merkezin çalışma programlarının etkin bir şekilde yürütülmesi için gerekli tedbirleri almak.
ç) Danışma Kurulu önerilerini değerlendirmek ve karara bağlamak.
Danışma kurulu
MADDE 12 – (1) Danışma Kurulu; Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllığına görevlendirilen en fazla on kişiden oluşur. Üniversite dışındaki özel ve kamu kuruluşlarındaki uzman kişiler de Danışma Kurulunda görev alabilir. Ancak, Yönetim Kurulu üyeleri aynı anda Danışma Kurulunda görev alamaz. Süresi biten üyeler yeniden görevlendirilebilir. Müdürün gerek görmesi halinde, Danışma Kurulu ve Yönetim Kurulu birlikte toplanabilir.
(2) Danışma Kurulu yılda en az bir kez olağan olarak toplanır. Müdür gerekli gördüğü takdirde Danışma Kurulunu olağanüstü toplantıya çağırabilir. Danışma Kurulunun üye sayısının yarıdan bir fazlası talep ettiği takdirde Müdür, Danışma Kurulunu en geç bir ay içinde olağanüstü toplantıya çağırır.
Danışma kurulunun görevleri
MADDE 13 – (1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:
a) Uzun vadeli bilimsel ve idari planları değerlendirerek, Yönetim Kuruluna önerilerde bulunmak.
b) Merkezin faaliyetleri ile ilgili değerlendirmeler yapmak ve önerilerde bulunmak.
Çalışma grupları ve uygulama birimleri
MADDE 14 – (1) Merkezin amaçlarını gerçekleştirmek için farklı faaliyetleri yürütmek ve verimliliği arttırmaya yönelik olarak çalışma grupları oluşturulabilir. Çalışma grubu başkan ve üyeleri, Müdürün önerisiyle Yönetim Kurulunca belirlenir.
(2) Müdürün önerisi üzerine Yönetim Kurulu kararıyla uygulama birimleri de açılabilir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Personel ihtiyacı
MADDE 15 – (1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, Müdürün önerisi üzerine, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilecek personel tarafından karşılanır.
Yürürlük
MADDE 16 – (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 17 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü yürütür.


http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/03/20120302-1.htm

Sağlık Hukukuna 663 Sayılı KHK, 6100 Sayılı HMK ve 6098 Sayılı Borçlar Kanunun Getirdiği Değişiklikler...

Sağlık Hukukuna 663 Sayılı KHK, 6100 Sayılı HMK ve 6098 Sayılı Borçlar Kanunun Getirdiği Değişiklikler


Prof. Dr. Muammer Aksoy Salonu, Adakale Sk. No:28 Yenişehir-Ankara
Tarih/Saat
02.03.2012/16.00

III. Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kongresi, 18-20 Mayıs 2012, İstanbul

Kongrenin Amacı: Günümüzde yürütülen aile ve sağlık politikaları, aileyi güçlendirmek adına birey olarak kadınları gözden çıkarabilmektedir. Kadınların bedenleri, emekleri ve kimlikleri üzerindeki eril tahakkümü göz önüne sererken, soyut değil somut eşitlik talepleri geliştirilmelidir. Tıp ve sosyal bilimlerin eleştiri imkanlarını kadınların dilinden dinleyerek paylaşmak, birleştirmek bir kadın dayanışması örneği olarak da önemlidir.
Aile, işleyişi ancak başka toplumsal alanlarla, özellikle de mesleki çalışma alanıyla eklemlenme biçimlerine bakılarak kavranabilecek bir alan, bir toplumsal mekandır. İşlevi yeniden üretim ve sosyalizasyon olan bir kurumdur. Bu işlev, eril ve dişil doğalara dayandığı ileri sürülen bir rol paylaşımı dolayımıyla gerçekleşir.
Toplumsal cinsiyet rollerinin öğretildiği ve yeniden üretildiği birim olarak aile, kapitalizmin ataerki ile oluşturduğu işbirliğinin de en küçük birimidir. Evliliğe dayalı, çiftin ve çocukların oluşturduğu aile tek “gerçek” aileymiş gibi görünür; diğer aile biçimlenmeleri de işlev bozukluğu ya da sapmaya işaret etmiş olur.
Kadın sağlığı alanında mücadele eden kadınlar olarak görmekteyiz ki kadınların gerçek toplumsal konumlarını geleneksel çerçeveler içinde yapılan aile tahlillerinden hareketle açıklamak günümüzde olanaksız hale gelmiştir. Kadınların faaliyetlerinin ailevi ve mesleki boyutlarını hem günlük hayatlarında, hem yaşam güzergahları içinde eş zamanlı olarak göz önüne alan araştırma çerçeveleri kurmak gereklidir. Toplumsal değişimin dinamiğini kavramak için, erkeklerle kadınlar arasında karşılaştırmalar yapılırken pratiklerle temsiller bir arada incelenmelidir.

Kadın bedeni üzerindeki eril tahakkümün en ileri düzeyi olan kadın cinayetlerinin ülkemizin gündemine yerleşmesi, ailenin bir dayanışma ağı olduğunun sorgulanmasını da beraberinde getirmiştir. Aile hukukunun feminist eleştirisi de cinsiyetler arasındaki güç ilişkilerinde içkin olan çelişkileri yavaş yavaş ortaya çıkarmaktadır: Evlilik içi tecavüzün pozitif hukukta (Türk Ceza Kanunu) tanınması bunun bir örneğidir. Diğer yandan aile, tıpkı onu oluşturan bireyler gibi, istihdamın esnekleşmesinin etkilerine maruz kalmaktadır. Kadınlar ücretli ve ücretsiz emek kıskacında esnek ve güvencesiz çalışmaya mahkum edilmektedir. Aile ve iş yaşamını uyumlulaştırmayı hedefleyen sosyal politikalar bu kıskacı kıracak sahici politikalar olmaktan uzaktır.
Bugün yürütülen aile ve sağlık politikalarının kadınların bedenlerini, emeklerini ve kimliklerini nasıl görünmez kıldığını açığa çıkarma sorumluluğuyla, 18-20 Mayıs 2012 tarihlerinde düzenleyeceğimiz III. Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kongresinde sosyal bilimlerle tıp biliminin eleştiri imkanlarının paylaşılması, birleştirilmesi amaçlanmaktadır. Ortak kongre örneğiyle bir kadın dayanışması örmenin, bütün kadınların sağlığına faydalı olacağına inanıyoruz.

Yeri: İstanbul, İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Oditoryum
Tarihi: 18-20 Mayıs 2012
İşbirliği yapılan kurum: İstanbul Üniv. Kadın Sorunları Araş. ve Uyg. Merkezi (KSAUM)
Kongre Sekreteryası: Lale Tırtıl, Suzan Saner - TTB / Berrin Oktay, İÜ KSAUM
Bilimsel Sekreterya: Ayşegül Bilen - TTB / Aynur Soydan - İÜ KSAUM

Oturum konuları:
Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri
Şiddetin meşrulaştırılmasında medyanın rolü
Güvenli sığınmaevi modelleri
Toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden üretildiği birim olarak aile
Toplumsal cinsiyet ve sosyal politika
Lezbiyenlik ve geleneksel olmayan aile modelleri
Meta olarak annelik
Erken yaşta evlilikler
Ebelik mesleği ve kadının sağlığa ulaşmasındaki rolü
Atölyeler:
Kadın hekim öyküleri
Tıp öğrencileri atölyesi
Hemşirelik atölyesi
Kadın cerrahlar

Kurslar:
Kadın araştırmalarında yöntem
Cinsel saldırıların tıbbi değerlendirmesi
Sözlü ve poster bildiri kabul edilecektir.

Bildiri özetleri için son başvuru tarihi: 01.04.2012
Kongre kayıt ücreti 30 TL .
Hesap No:Garanti Bankası Ankara Ulus Şb. (012) 
IBAN:TR10 0006 2000 0120 0006 2973 33

1 Mart 2012 Perşembe

ÇOCUK HAKLARINA DAİR SÖZLEŞME’YE EK BİREYSEL BAŞVURU PROTOKOLÜNÜ İMZALAYIP ONAYLAMAYA TÜRKİYE’Yİ DAVET EDİYORUZ!..

Çocuk Hakları İzleme ve Raporlama
http://www.cocukhaklariizleme.org/






BUGÜN İMZAYA AÇILAN ÇOCUK HAKLARINA DAİR SÖZLEŞME’YE EK BİREYSEL 
BAŞVURU PROTOKOLÜNÜ İMZALAYIP ONAYLAMAYA 
TÜRKİYE’Yİ DAVET EDİYORUZ! 

Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına dair Sözleşmeye ek Bireysel Başvuru Hakkı İhtiyari 
Protokolü 19 Kasım 2011’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edildi. Protokol 
28 Şubat 2012’de Cenevre’de ve daha sonra New York’ta Birleşmiş Milletler 
üye ülkelerinin imzasına açıldı. 

Protokolü ilk imzalayan ülkeler arasında Avusturya, Belçika, Costa Rika, Şili, Finlandiya, 
Almanya, Honduras, Lüksemburg, İtalya, Maldivler, Mali, Karadağ, Fas, Peru, Portekiz, Sırbistan,
Slovakya, Slovenya, İspanya ve Uruguay bulunmakta. 

Türkiye’yi Birleşmiş Milletler Karar Tasarısına ortak olduğu bu önemli protokolü 
ivedilikle  imzalamaya ve onaylamaya davet ediyoruz! 

İhtiyari Protokol, benzeri tüm uluslararası insan hakları mekanizmalarına bireysel başvuru hakkı
 tanıyan sözleşmelerde olduğu gibi aşağıdaki hususları içermektedir: 

§ Sadece ÇHS’ye, protokollerine ve Bireysel Başvuru Hakkı İhtiyari Protokolü’ne
 taraf devletler’den gelen bireysel başvurular BM Çocuk Hakları Komitesi tarafından incelenebilir; 

§ Sadece ÇHS’de garanti altına alınmış yasal hakların ihlali incelenebilir; 

§ Ulusal hak arama yollarının tümü tüketildiğinde ve başka bir uluslararası yasal hak arama yoluna 
başvurulmadı durumlarda BM Çocuk Hakları Komitesi’ne bireysel başvuru yapılabilir; 

§ Bir ya da daha fazla çocuk hakkın ihlali ile ilgili başvuru yapabilir; 

§ Üçüncü şahıslar ya da tüzel kişiler çocukların bilgilendirilmiş onayı bulunmadan çocuklar 
adında başvuru yapamazlar; 

§ Üçüncü şahıslar ya da tüzel kişiler çocuğun ya da çocukların yüksek yararına hareket 
ettiklerini kanıtlayabilirlerse çocuklar adına başvuru yapabilirler. 

Bir kişinin yasal hakları ancak hak arama yolları ve adalete erişim mekanizmaları varsa anlamlıdır. 
Bu nedenle uluslararası düzeyde Çocuk Haklarına dair Sözleşme (ÇHS) hariç
 tüm insan hakları sözleşmelerinin bireysel hak arama ve adalete erişim mekanizması bulunmaktadır. 
Çocukların, ÇHS çerçevesinde, yasal olarak sahip oldukları haklara dair uluslararası bir 
mekanizmanın olmaması ve Türkiye gibi ÇHS’ye taraf 193 devletin kendi ülkelerinde 
çocuklar için hak arama yolları ve adalete erişim mekanizmaları oluşturmalarında 
asgari standartların belirlenmesi için ÇHS’ye ek Bireysel Başvuru Hakkı İhtiyari Protokolü oluşmuştur. 

Çocukların hakları hayata geçmesine katkıda bulunması amacıyla ÇHS çerçevesinde bir
 bireysel başvuru sistemi oluşturmak için ihtiyari protokol oluşturulması 2009 yılında 
Birleşmiş Milletlere üye tüm devletler tarafından kabul edildi. Türkiye’nin de 
aralarında bulunduğu bir çok ülke bu İhtiyari Protokol’ün yazılmasına doğrudan katkı 
vermiş ve İhtiyari Protokol’ün Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na sunmuşlardır. 
Yani, Türkiye bu İhtiyari Protokol’e başından itibaren destek vermiş ve böylece
 çocukların yasal haklarının diğer insan hakları sözleşmelerinde olduğu gibi bir uluslararası 
adalet makanizmasına kavuşmasını sağlamıştır. 

Daha Fazla Bilgi için: Uluslararası Çocuk Merkezi, Adem Arkadaş-Thibert, arkadas@icc.org.tr
0312-290-2714. 

Birleşmiş Milletler İnsan Haklari Komitesi’nde İmza Törenini Aşağıdaki Webcast’tan izleyebilirsiniz:



Working Within the Forensic Paradigm, 12-14 September, Tuscany, ITALY...

Monash University

Prato Conference 2011

Working within the forensic paradigm:

Developing effective responses across the health, helping and legal professions

Forthcoming International Conference
Monash University Prato Centre, Tuscany, Italy
12-14 September 2011

The Centre for Forensic Behavioural Science at Monash University Australia invites you to attend this international conference at the Monash University Centre, Prato, Italy. This conference follows from the highly successful "Working with Women Offenders" Conferences in 2005 and 2007, and the "Children and the Law" Conference in 2009, all held in Prato, and convened by Dr Rosemary Sheehan, Department of Social Work, Monash University. This forthcoming conference will give particular attention to forensic work across law, health and helping professions. The focus is on this intersection with work in a range of individual and family matters: in child protection, family welfare, mental health offending, disability and addictions, family violence programmes, juvenile justice, sexual assault centres and related areas.
This international conference will bring together practitioners, policy contributors, advocates and researchers from mental health, welfare, law, criminology, policing and health . This conference will offer considerable opportunity for cross-national dialogue. Keynote speakers, presented papers and roundtable forums, will address the conference aims. The conference will give particular attention to the following themes:
  • Contemporary understandings of forensic policy and practice
  • Care, control and cure: balancing individual and community interests
  • Risk and offending behaviours: effective responses to rehabilitation and recovery.
  • The intersection between mental health, welfare and justice systems
  • The role of law in the forensic paradigm
  • Responding to vulnerable people within the forensic domain
We extend an invitation to you to join us in Prato for what promises to be a great conference. We very much look forward to seeing you there.
For a copy of the Provisional Program click here
Important dates
  • Late submission of abstracts are now being considered, if you have not yet submitted an abstract but wish to present at the confrence please follow these instructions.
  • Authors will be notified of their acceptance within four weeks of their Abstract submission
  • Early bird registration before 14th July 2011
  • Late registration after 15 July 2011
  • 12 September 2011, 6:30 - 8:00pm
    Welcome Cocktail Party (Palazzo Vaj Terrace) with wonderful Tuscan food presented by the Hotel Datini, Prato
  • 13 September 2011 at 7:30pm
    The Conference Dinner is optional. It is held at Villa Artimino, the elegant Medici Villa in the hills outside Prato

Call for Papers and Abstract Submission

Late Abstract Submission
If you have not submitted an abstract but wish to present at the conference, please submit an abstract following the instructions below. The conference committee will consider late submissions and allocate slots where available and appropriate. The earlier you submit the abstract, the better the chance of it getting a slot on the program.
Submission Instructions
Please email the completed template as an MS Word attachment to info@conorg.com.au with “Prato abstract” in the subject line.  Receipt of abstracts will be acknowledged within 48 hours. Authors will be notified of their acceptance within four weeks of their Abstract submission

The conference is organised around a number of themes (as per the list below), and we invite abstracts for oral papers which address any one of these issues:
  • Contemporary understandings of forensic policy and practice
  • Care, control and cure: balancing individual and community interests
  • Risk and offending behaviours: effective responses to rehabilitation and recovery
  • The intersection between mental health, welfare and justice systems
  • The role of law in the forensic paradigm
  • Effective responses for vulnerable people within the forensic domain
Abstracts should not exceed 250 words.

The official language of the conference is English. All abstracts should be submitted, and presentations delivered, in English.

Accepted abstracts will be published in the Conference Book of Abstracts.

All presenters must register and pay the full conference registration fee before the early registration deadline (14 July 2011), to ensure inclusion in the final program.

NB: Presenters are responsible for the transport and storage of their presentation materials. The Conference staff cannot receive or store material.

Kemik Analizi Yeterli Değil (Bianet)...

Toprak analizi ve diğer incelemeler yapılmadan kazılarda bulunan kemiklerin 100 yıllık olduğu sonucuna varılamayacağını söyleyen Biçer, Adli Tıp raporunun yetersiz olduğunu söyledi ve bağımsız inceleme için başvuru yapılabileceğini açıkladı.
Diyarbakır'da restorasyon çalışmaları sırasında bulunan kafataslarının en az 100 yıllık olduğunu açıklandı ancak cinsiyet veya yaş konusunda bir bulgu elde edilemediği ifade edildi.
Adli Tıp Uzmanları Derneği Başkanı Prof. Dr. Ümit Biçer ise "Kafatasları bütünlüğünü korumuşsa, kişinin cinsiyeti ve yaşı konusunda belli aralıklarla da olsa bir yorum yapılabileceğini biliyoruz. Ama bunların bile yapılamadığı açıklandı" dedi.
Diyarbakır tarihi ile ilgili çalışmaları olan Yazar Mıgırdiç Margosyan da kentte 100 yıl önce İçkale denen bölgede Ermenilerin yaşadığını söyledi.
Margosyan, "1940'larda İçkale'de adliye gibi devlet binaları vardı" dedi.

Dişlerden DNA testi daha kolay

Diyarbakır'da 90'lı yıllarda Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Merkezi'nin (JİTEM) kullandığı bina ile Diyarbakır Kapalı Cezaevi ve Adliye Sarayı'nın bulunduğu Saraykapı'da 11 Ocak'ta başlayan kazılarda 34 kafatasına ve kemiklere rastlanmıştı.
Adli Tıp Kurumu'nun dünkü açıklamasıyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Biçer, bu kazılar sonucunda elde edilen kemiklerin bütünlüğünün korunup korunmadığını bilmediklerini ama kemiğe bakınca o kişinin yaşını, cinsiyetini, boyunu, sağ elini mi sol elini mi kullandığı gibi özellikleri yorumlama şansının olduğunu söyledi.
Biçer, "Bu değerlendirmeler yapıldıktan sonra DNA incelemesine başvuruluyor. Ancak kemikler bütünlüğünü kaybetmişse DNA çalışmasından sağlıklı bir sonuç elde etmek zorlaşıyor" dedi.
DNA incelemesinin dişlerden daha kolay yapıldığını ve kemikler un ufak olsa bile dişlerden DNA elde edilebileceğini de sözlerine ekledi.
"Raporu görmediğimden, yalnızca çıkan haberler üzerinden yorumlama şansına sahibim. Açıklanan bilgiler ise yetersiz. Adli Tıp Kurumu, kamuoyuna açıklamasa bile konunun uzmanlarının olduğu bir toplantıda bilgileri paylaşabilir."
Biçer, yakınlarını kaybedenlerin avukatları aracılığıyla bu bulguları bağımsız bir heyetin incelemesi talebinde bulunabileceklerini söyledi ve bu talebin, soruşturmanın gizliliğine aykırı olmayacağını ifade etti.

Toprağın nem ve tuz oranı ve mineraller etkiler

"Sürecin başında Adli Tıp Uzmanları Derneği'nin ya da başka uzmanların bağımsız görüş bildirebileceğini, adli tıp süreci konusunda değerlendirme sunabileceğimizi belirtmiştik."
Tek başına kemiklere bakılarak değerlendirme yapılamayacağını söyleyen Biçer, şöyle devam etti:
"Toprağın özellikleri, nem oranı, tuzu, içerdiği mineraller, kemiklerdeki bozulmayı hızlandırabilir veya yavaşlatabilir. Bunlarla ilgili bir değerlendirme yapmadan 'kemiklerin yaşının 100 yıl olduğunu' söyleyemezsiniz."
"Ancak kamuoyuna açıklanan bilgilere bakıldığına incelemenin sadece kemik analiziyle sınırlı tutulduğu anlaşılıyor. Tabii inceleme yöntemlerini toprak analizini ve hazırlanan raporu görmeden kesin bir yorum yapmak mümkün değil." (AS)

Diyarbakır'da bulunan kemikler en az 100 yıllık çıktı (Milliyet gazetesi)...

DİYARBAKIR İçkale’de sürdürülen kazı çalışmalarında bulunan kafatası ve kemiklerin Adli Tıp Kurumu’nda yapılan incelemelerde en az 100 yıllık olduğu açıklandı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, kemik parçaları içinde farklı hayvanlara ait çok sayıda kemik ve diş örneği de bulunduğunu söyledi.
Diyarbakır’ın merkez Sur İlçesi İçkale Mevkii’nde bulunan, 1990’lı yıllarda Jandarma Merkez Komutanlığı, Diyarbakır Cezaevi ve Adliye binasının bulunduğu alanda başlatılan restorasyon çalışması sırasında 12 Ocak günü insanlara ait kafatası ve kemikler çıktı. Birinci derecede SİT alanı olan bölgede Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği tarafından sürdürülen çalışmalarda, bugüne kadar 38 kişiye ait olduğu söylenen kafatası ve kemikler bulundu. Kemikler incelenmek üzere İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderildi.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 17- 24 ocak tarihlerinde elde edilen kemiklerin DNA’larının tespit edilmesi için Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’na gönderildiğini belirtti. Başsavcılık, bugün Adli Tıp Kurumu’ndan gelen sonuçlarla ilgili yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, Adli Tıp Kurumu’nun raporunu yer verildi. Ad Tıp Kurulu raporunda şu görüşlere yer verildi:
"Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 17.01.2012 ve 24.01.2012 tarihli yazılarıyla iki ayrı grup halinde 6 mühürlü bez torbada gönderilmiş olan ve kazı bölgesi ve kazı günlerine göre kodlanmış delil poşetlerindeki kemikler ayrı ayrı gruplar halinde temizlenerek incelemeye alınmış olup; öncelikle hayvanlara ait olan kemikler ayrılmıştır. İnsana ait olduğu saptanan tüm kemiklerde ortak olarak toprak altında en az 100 yıl gömülü kalmaya bağlı olarak; medulaları boşalmış ve toprakla dolmuş olduğu, ileri derecede yoğunluk ve dolayısıyla da ağırlık kaybına uğramış oldukları, korteksleri aşınarak spongioz dokularının açığa çıkmış olduğu, kırılganlaşmış ve elle kolaylıkla ufalanabilir nitelikte oldukları, renklerinin ileri derecede açılmış olduğu, uzun kemiklerin uç kısımlarında yoğun aşınmalar ve yassı kemiklerde incelmeler meydana gelmiş olduğu belirlenmiştir."
Adli Tıp Kurumu’ndan gelen raporda, örneklerin inceleme ve değerlendirmelerinin yapıldığı belirterek, şöyle denildi:
- Minerolojik incelemede; kazı yapılan bölgeden alınan toprak örneklerinde mineral parajenez belirlenmiş olup, örneklerde kil oranlarının az olduğu, bölge litolojisi incelendiğinde temelde bulunan ofiolit kayaç kütlelerinin ayrışması ile toprak malzemesinin oluştuğunun belirlendiği,
- Kemiklerde ölüm sebebini açıklayabilecek herhangi bir bulgu saptanmadığı, bütünlüğü bozulmamış kemik dokuları üzerinde herhangi bir ateşli silah, kesici delici/kesici ezici alet veya herhangi bir patlayıcı ile oluşması muhtemel lezyon görülmediği,
- Mevcut kemiklerde en az 100 yıl toprak altında gömülü kalmaya bağlı morfolojik değişimler tespit edildiği,
- Kemikler çok uzun süre gömülü kalmaya bağlı olarak bütünlüğünü kaybetmiş, küçük kemik parçaları halinde olduklarından, kaç kişiye ait oldukları ve ölenlerin cinsiyeti, yaşı vb. kimlik özelliklerinin morfolojik olarak tespit edilemediği,
- Gönderilen kemik parçaları içinde farklı hayvanlara ait çok sayıda kemik ve diş örneği de bulunduğu,
Alınan diş örnekleri üzerinde moleküler genetik incelemenin devam ettiği, yapılan incelemenin tamamlanmasının ardından ek rapor şeklinde gönderileceği, kanaati raporlanarak Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir."
Felat BOZARSLAN/DİYARBAKIR, (DHA)