25 Ocak 2012 Çarşamba

Dünya Tabipleri Birliği'nin TTB'ye destek çağrısı British Medical Journal'de...


large_bmj_logo
British Medical Journal

Dünya Tabipleri Birliği'nin (WMA), 2 Kasım 2011 tarihli "Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK"yi meslek örgütünün özerkliğine saldırı olarak değerlendiren ve üye tabip birliklerini TTB'ye desteğe çağıran mektubu, İngiltere'nin uluslararası alanda da prestijli sağlık dergisi British Medical Journal'a (BMJ) konu oldu. 
Bağımsız gazeteci Ned Stafford'un konuyla ilgili olarak TTB Genel Sekreteri Prof. Dr. Feride Aksu Tanık ve WMA Genel Sekreteri Dr. Otmar Kloiber ile yaptığı söyleşi, 20 Ocak 2012 tarihinde BMJ'de yayımlandı. Haberde, TTB'nin işlevlerini ve rolünü savunmak üzere Dünya Tabipleri Birliği'ni desteğe çağırdığı, Dünya Tabipleri Birliği'nin de tüm üyelerine mektup göndererek bu desteği verdiği ve sürdüreceği belirtiliyor.
Haberde, Kloiber'in “Dünya tıp camiası bir kez daha açıkça belirtmek ister ki, mesleki özerklik, özyönetim ve bunlarla birlikte mahremiyet ilkelerine uyma, doktorların elit bir kesim olarak ayrıcalıkları değil, hasta haklarının türevidir. Bu ilkeler, hasta-hekim ilişkisini korumak [ve] çoğu durumda amaçları hizmetleri rasyona bağlamaktan ibaret olan hükümetlerin veya sigorta kurumlarının yersiz etkilerinden muaf olarak hekimlerin hastaları için ellerinden geleni yapabilmelerini sağlamak için getirilmiştir” ifadelerine yer veriliyor. 
Türk Tabipleri Birliği rolünü savunmak için destek çağrısında bulunuyor

BMJ 2012; 344 doi: 10.1136/bmj.e529 (Yayın tarihi: 20 Ocak 2012)
BMJ 2012;344:e529
Ned Stafford
Türk Tabipleri Birliği, Dünya Tabipleri Birliği’ne yardım çağrısı için başvuruda bulundu. TTB tarafından belirtildiğine göre, Hükümet tarafından çıkartılan bir kararname Sağlık Bakanlığı’nın yetkilerini artırmakta ve TTB’nin özerkliğini tehdit etmektedir.
TTB, Dünya Tabipleri Birliği’ne gönderdiği mektupta, Kasım ayında çıkartılan kararnamenin TTB’yi kimi temel işlevlerinden yoksun bıraktığını, belli başlı görevlerinden kimilerini yerine getirme olanaklarını ortadan kaldırdığını belirtiyor. Bunların arasında  “tabipliğin, kamunun ve kişilerin refahı ve çıkarları doğrultusunda ve hekimlerin haklarını koruyacak şekilde uygulanmasının ve geliştirilmesinin sağlanması” da yer alıyor.
TTB Genel Sekreteri Feride Aksu Tanık BMJ’ye yaptığı açıklamada hükümet tarafından çıkartılan kararnamenin yasalara getirdiği değişikliklerle yalnızca TTB’yi değil tıpla ilgili diğer kuruluşları ve tıp fakültelerini de etkilediğini belirtti. Ankara Üniversitesi Halk Sağlığı Bölümü öğretim üyesi Profesör Tanık şunları söyledi:
“Hekim meslek örgütlerinin kendi kendilerini yöneten ve denetleyen, bağımsız kuruluşlar olması gerektiğine, aynı zamanda hekimlerin mesleki özerkliklerine ve bağımsızlıklarına yürekten inanıyor ve bunları savunuyoruz. Konuya ilişkin uluslararası duyarlılık yaratma ve dayanışma amacıyla meslektaşlarımızı Türkiye’de olup bitenler hakkında bilgilendirmek istedik. Hekim bağımsızlığının, hekimliğin kendi kendisini yöneten ve denetleyen bir meslek olmasının halka verilecek nitelikli sağlık hizmetlerinin temeli olduğunu biliyoruz.”
Tanık, yasa değişikliklerinin “mevcut hükümet politikalarıyla aynı doğrultuda yer almayan meslek kuruluşlarının ve akademisyenlerin sindirilmesine ve baskı grubu işlevlerinin yok edilmesine” yönelik olduğunu ekledi.
Daha somut olarak Türk Tabipleri Birliği, hükümetin yeni oluşturduğu Sağlık Meslekleri Kurulu’nun birliğe ait pek çok işlevi devralacağını belirtmektedir. Bu kurul üyelerinden 14’ü Sağlık Bakanlığı, biri ise TTB tarafından belirlenecektir. TTB’nin Dünya Tabipleri Biriliği’ne gönderdiği yazıda “bu durumda kurulun, mesleki ve bilimsel özerklikleri ve bağımsızlıkları hayli kuşkulu üyelerden oluşacağının” altı çizilmektedir.
Kurula, TTB’nin kullanmakta olduğu birçok yetki devredilmektedir. Bunların arasında, tıp eğitimi müfredatı, hekimlerin eğitimi ve istihdamı ile ilgili konularda görüş bildirme de yer almaktadır. Kurul ayrıca “sağlık mesleklerinde etik kuralları ve ilkeleri belirlemekten” de sorumlu olacak, gündeme gelen ihlalleri araştırıp disiplin yaptırımları uygulayabilecektir. Profesör Tanık ayrıca aynı kararnamenin Sağlık Bakanlığı’na “üniversiteler tarafından yürütülmekte olan bilimsel araştırma ve çalışmaları da denetleme yetkisi verdiğini” eklemiştir.
TTB gönderdiği mektupta şöyle demektedir: “Hükümet tarafından yapılan son düzenleme TTB’ye ve diğer mesleki kuruluşlara yasa gereği verilen görev ve yetkileri fiilen ortadan kaldırmakta ve tüm yetkileri üyeleri Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenecek bir kurula vererek mesleğin özerkliğini ve güvencelerini yok etmektedir. Kısacası, burada demokratik bir toplumla bağdaşmayacak bir durumla karşı karşıyayız.”
TTB hükümetin sağlıkla ilgili kararnamesini, meclisin onayı olmadan, dolayısıyla anayasaya aykırı biçimde kamu yönetimi sistemini değiştirmeye yönelik 35 kararnameden biri olarak göstermekte ve “meclisteki ana muhalefet partisinin durumu Anayasa Mahkemesi’ne götürdüğüne” işaret etmektedir.
Dünya Tabipleri Birliği (WMA) ise üyesi olan tabip meslek örgütlerine TTB’yi destekleyen bir mektup göndermiştir. WMA Genel Sekreteri Otmar Kloiber, bu konuda BMJ’ye şu görüşü iletmiştir: “Mesleki olarak kendi kendini yönetme ve denetleme yetkileri tabip topluluklarına yasa gereği verilmişken bunlar şimdi bir hükümet kararnamesiyle geri alınmaktadır. Bunun gerekçesinin nasıl anlatılabileceğini kestiremiyoruz.”

Kloiber ayrıca kuruluşunun diğer ülkelerde de hükümetlerin hekim kuruluşlarının özerk yönetilmelerine yönelik “müdahalelerinden” kaygılı olduğunu belirtmiştir. Örnekler arasında Slovakya hükümetinin ülkedeki hekimlerin sendikasının hareket alanını kısıtlamaya yönelmesi ve Polonya’da yeni çıkan ve ülkedeki sağlık sigortası sistemindeki aksaklıklardan doktorları finansal anlamda sorumlu tutan yasa yer almaktadır.
Dr. Kloiber sözlerini şöyle sürdürmüştür: “Dünya tıp camiası bir kez daha açıkça belirtmek ister ki, mesleki özerklik, özyönetim ve bunlarla birlikte mahremiyet ilkelerine uyma, doktorların elit bir kesim olarak ayrıcalıkları değil, hasta haklarının türevidir. Bu ilkeler, hasta-hekim ilişkisini korumak [ve] çoğu durumda amaçları hizmetleri rasyona bağlamaktan ibaret olan hükümetlerin veya sigorta kurumlarının yersiz etkilerinden muaf olarak hekimlerin hastaları için ellerinden geleni yapabilmelerini sağlamak için getirilmiştir.”
Notlar
İktibas için: BMJ 2012;344:e529
Alt notlar
·       Dünya Tabipleri Birliği’nin basın açıklaması için: www.wma.net/en/40news/20archives/2012/2012_01/index.html.
        http://www.ttb.org.tr/index.php/Haberler/bmj-3027.html

24 Ocak 2012 Salı

KLİNİK TOKSİKOLOJİ DERNEĞİ 17.KONGRESİ, 17-20 MAYIS 2012, MARDİN...

Klinik Toksikoloji Derneği'nin 17. Kongresi, Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörlüğü ve Mardin İl Sağlık Müdürlüğü'nün katkılarıyla 17-20 Mayıs 2012 tarihleri arasında, Mardin “Erdoba Elegance Hotel & Convention Center” toplantı salonlarında gerçekleştirilecektir. “Zehirlenmeler Kursu” ile birlikte, “Tıp ve Günlük Yaşamda İlaç ve Ürün Sorunları” ve “Bölgesel Zehirlenme Problemleri” ülkemizdeki saygın bilim insanlarınca, bu kongrede ele alınacak konular arasında yer almaktadır.
Doğal güzellikleri ve tarihi zenginlikleriyle tanınan “Diller ve Dinler Diyarı Mardin”de yapılacak 17. Kongremizi, katılımınız ve katkılarınızla onurlandırmanızı saygılarımızla dileriz.
Prof. Dr. Mustafa GÖNÜLLÜ
Klinik Toksikoloji Derneği Başkanı
Iletisim: Prof.Dr.Lale Karabiyik

22. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Kongresi, 24-27 Nisan 2012, Bolu


22. Ulusal Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Kongresi’ni düzenlemek için yola çıktığımızda, çocuk ve ergen psikiyatrisinin hem üniversitemizde, hem ülkemizde, hem de dünyadaki büyüme ve olgunlaşmasını izlemenin verdiği mutlulukla ana temamızı “BÜYÜMEK” olarak belirledik.


Zordur büyümek! Girdiği her yaş yeni deneyimler ve bilgiler katar bireye. Sahip olduğu her bilgi ise yeni sorumluluklar yükler üstüne.


Bir bebeğin annesinden ayrılmak üzere attığı ilk adımlardaki mutlulukta, okuma-yazmaya geçen bir çocuğun heyecanında, arkadaşları arasında “ben de varım” diyen bir ergenin gururunda daha fazla katkımız olabilsin diye zorluklarıyla-güzellikleriyle BÜYÜMEYİ ele alalım istedik kongremizde.


Sağlıklı bebeğin büyümesinden, otistik çocuğun büyümesine kadar büyümeyi her yönden incelemek ve tartışmak için eşsiz güzelliğinin değişmesini hiç istemediğimiz Abant’ta buluşmayı planladık. Doyurucu, keyifli ve huzurlu bir kongre geçirmek için çocuklarla ve ergenlerle çalışan herkesi 24-27 Nisan 2012 tarihleri arasında Büyük Abant Otel'e bekliyoruz.


Abant’ta birlikte olmak dileği ile.

Prof. Dr. Belma Ağaoğlu
Kongre Eş Başkanı
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi
Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı
Prof. Dr. Füsun Çuhadaroğlu Çetin
Kongre Eş Başkanı
 Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği Başkanı

Kongre Merkezi 
Büyük Abant Oteli & Kongre Merkezi


Kongre Tarihi 
24 – 27 Nisan 2012 

Kongre Ajandası
 

Kayıt ve Rezervasyon 24 – 27 Nisan 2012
Kongre Bilimsel Programı 24 – 27 Nisan 2012 
Açılış Kokteyli 24 Nisan 2012
Gala Yemeği 26 Nisan 2012 


Kongre Resmi Dili
Kongre resmi dili Türkçe’dir.


Kayıt ve Rezervasyon Hizmetleri 
Kayıt ve rezervasyon masaları Kongre Merkezi’nin girişinde yer alacak, 08:00 ile 19:00 saatleri arasında hizmet verecektir. Kongre kayıt ücretine dahil olan servisler; bilimsel oturumlara katılım, sergi alanına giriş, kongre bilimsel programı ve kitabı, kongre CD’si, yaka kartı ve sertifikadır. Kongre tarihine kadar kayıt yaptıramayan katılımcılarımız kongre merkezinde kurulacak kayıt masalarından kayıt işlemlerini tamamlayabilirler. 


Katılım Belgeleri 
Kayıt işlemlerini tamamlayan katılımcılara kayıt masalarından verilecektir.

Yaka Kartları
 

Yaka kartları kayıt masalarından temin edilecektir. Yaka kartı olmadan kongre merkezine giriş imkanı olmayacaktır. 


Davet Mektubu 
Davet mektubu, katılımcılar tarafından talep edilmesi durumunda interium tarafından yollanacaktır. Bu davet mektubu katılımcının kongre giderlerinin karşılanmasına yönelik değildir.


Kredilendirme
Kongre programı Türk Tabipler Birliği Sürekli Tıp Eğitimi Kredilendirme Komisyonu tarafından kredilendirilecektir. Kredilendirme formları kongre çantalarında olacaktır. Formları doldurup kayıt masasında bulunan kredilendirme kutusuna bırakmanızı rica ederiz.

23 Ocak 2012 Pazartesi

Tıbbi uygulama hatası iddiası olan olgulara yaklaşım sempozyumu, ZONGULDAK



"Tıbbi uygulama hatası iddiası olan olgulara yaklaşım sempozyumu"

25 Ocak 2012, Saat: 14:00-16:00
ZONGULDAK KARAELMAS ÜNİVERSİTESİ
TIP FAKÜLTESİ KONFERANS SALONU

DÜNYA HEKİMLER BİRLİĞİ TIP ETİĞİ EL KİTABI...

DÜNYA HEKİMLER BİRLİĞİ

TIP ETİĞİ EL KİTABI

İNGİLİZCE / TÜRKÇE TAM METİN pdf KİTAP FORMU

http://www.ttb.org.tr/kutuphane/tip_etigi.pdf

WMA Medical Ethics Manual

The following translations of the WMA Medical Ethics Manual have been completed:...

Adli Psikiyatri Hastaneleri kuruluyor...

Dünyada ilk olarak 1815 yılında İngiltere’de kurulan "yüksek korumalı adli psikiyatri hastane sistemi" yakında Türkiye’de de uygulanmaya başlanacak.

Suç işlemiş psikiyatri hastalarının, normal psikiyatri kliniklerinde tedavi edilmeleri sürecinde diğer hastaların tedirginlik yaşamaması için Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan "Toplum Temelli Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı" kapsamında "Adli Psikiyatri Hastaneleri" kurulacak. Plan kapsamında, akıl hastası olduğu belirlenen ve suç işlediği kanıtlanan kişiler, adli psikiyatri kliniklerinde yatırılarak hem tedavi altına alınacak hem de çevresine zarar verme ihtimali azaltılacak.

Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü İrfan Şencan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’de halen adli psikiyatri yataklarının sadece İstanbul, Manisa, Adana, Samsun ve Elazığ’daki Ruh Sağlığı ve Hastalıkları hastanelerinde bulunduğunu; bu hastanelerdeki 668 adli psikiyatri yatağının 551’nin de yüksek güvenlikli olmadığı halde kanunda bahsedilen müşahede, muhafaza ve tedavi amacıyla kullanıldığını söyledi.

Bakanlık tarafından yapılan "Sağlık Hizmet Bölgesi Tabanlı Planlama Çalışmaları" kapsamında, Türkiye’deki bu ihtiyacın göz önünde bulundurularak 5 ildeki 5 hastanede verilen hizmetlerin 16 ilde 18 hastanede verilebilir hale gelmesinin planlandığı ifade eden Şencan, "Bu iller Ankara ve İstanbul’da ikişer hastane olmak üzere Adana, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Elazığ, Erzurum, Gaziantep, İzmir, Kayseri, Kocaeli, Konya, Manisa, Samsun, Trabzon’dur. Bu planlamanın gerçekleşmesi sağlandığında halen 668 olan adli psikiyatri yatak sayısı 2 bine ulaşmış olacaktır" diye konuştu.

-"2016 yılında yapımı tamamlanmış olacak"-
Adli psikiyatri yataklarının artırılması için yapılan planlamada ilk olarak Temmuz 2011’de Bakanlığın Kamu-Özel Ortaklığı Daire Başkanlığınca "Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Psikiyatri ve Yüksek Güvenlikli Adli Psikiyatri Hastaneleri Yapım İşleri ile Ürün ve Hizmetlerin Temin Edilmesi İşinin Ön Yeterlik İhalesi" yapıldığını anlatan Şencan, "İhale süreci başladı. 2012 yılında ihale kapsamındaki adli psikiyatri hastanelerinin yapımına başlanacak" dedi.

Şencan, yapımı planlanan tüm hastane yatırımları gibi Yüksek Güvenlikli Adli Psikiyatri Hastanelerinin 2015 yılında tamamlanmış olacağını belirterek, "2016 yılına yeni hastanelerle girmeyi planlıyoruz" diye konuştu.

-Yurt dışında adli psikiyatri hastanelerinin durumu-
İngiltere’de Ruh Sağlığı Yasası ile ciddi derecede tehlikeli hastalar yüksek güvenlikli, riskli olabilecek hastalar orta güvenlikli, en düşük risk grubundaki hastalar ise genel psikiyatri hastanelerinde tedavi altına alınıyor.

ABD’de ve İngiltere’de bazı bölgelerde cezaevlerindeki akıl sağlığı birimleri hastaneleri yapılarak, tutuklu ve hükümlü tedavileri ve gözlemleri yapılıyor. Bu kurumlarda kapatmadan ziyade tedaviye odaklanılıyor. ABD’de 150 yataklı "Kirby Adli Psikiyatri Merkezi"nde her 25 yataklı üniteye 1 full-time psikiyatrist, 1 psikolog, 1 sosyal çalışmacı, 1 hemşire, 3 güvenlik görevlisi düşüyor. Ayrıca 2 iç hastalıkları uzmanı da görev yapıyor. ABD’de hastane, 3 metre yükseklikte ve 2 çitle çevrili. Mikrodalgalı elektromanyetik güvenlik sistemi mevcut, elektronik kapılar ve alarm sistemi bulunuyor. Dış güvenlik kameraları, yangın alarmı ve acil telefon hattı dikkat çekiyor. Tüm ünitelerde merkezi olarak izlenen manyetik kart sistemi mevcut, iç kısımda tedavi programı yapılan alanlarda kamera bulunmuyor. 15 yataklı yatakhanelerde 2-3 yataklı odalar bulunuyor ve kütüphane, farklı spor mekanları, müzik alanı, oyun masaları ile sosyal mekanlar yer alıyor.

Hemen hemen tüm ülkelerde psikiyatrist, iç hastalıkları uzmanı, klinik psikolog, sosyal hizmet uzmanı, hemşire, iş terapisti, eğitimci, tıbbi sekreter, yardımcı personel ve güvenlik görevlileri bulunuyor.
Hollanda’da her bölgeye ait Adli Psikiyatri Servisi bulunuyor. Toplam 19 serviste 54 psikiyatrist çalışıyor. Ayrıca, 9 Yüksek Güvenlikli Hastane bulunuyor. Bunlardan 2’sinde adli psikiyatri hastaları, 1’inde zeka geriliği olanlar ve psikiyatri hastaları kalıyor.

Almanya’da Yüksek Güvenlikli Hastanelerde psikiyatrist dışında, nörolog, iç hastalıkları uzmanı, minör cerrahi girişim yapacak cerrahi ekip, diş hekimi, göz hastalıkları uzmanı, röntgen laboratuvarı, EEG-EMG laboratuvarı bulunuyor.

200 kişiye 3 psikiyatrist, 1 dahiliyeci, 3 psikolog, 109 hemşire, 14 iş eğitimcisi, 1 tıbbi sekreter, 21 güvenlik görevlisi ile hizmet veriliyor. 250-300 yataklı yüksek güvenlikli hastanelerde 300 çalışan bulunuyor. Almanya’daki hastanelerde 5 metreden yüksek erken uyarı sistemi olan elektronik aygıtlı duvarlar bulunuyor. Birbiriyle ilişkili 3 binadan oluşan 10 koğuşta hastalar, tek yataklı odalarda kalıyor. İki koğuş nörozlar ve kişilik bozuklukları, 2 koğuş zeka geriliği olanlar, 2 koğuş bağımlılara, 1 koğuş psikotiklere, 1 koğuş cinsel suçlular, 1 koğuş krize müdahale edilenler, 1 koğuş gözlem ve değerlendirme yapılanlara ve 1 koğuş psikotik olmayan hastalara ayrılıyor.

İngiltere’de Yüksek Güvenlikli Hastaneler 500-1300 yataklı olarak hizmet veriyor.

20 Ocak 2012 Cuma

Otopsi raporu, acılı aileyi bir kez daha yıktı (Milliyet)...

 
http://gundem.milliyet.com.tr/otopsi-raporu-acili-aileyi-bir-kez-daha-yikti/gundem/gundemdetay/18.01.2012/1490691/default.htm


Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Hastanesinde erken doğumla dünyaya gelen ve kuvözdeki 4. gününde yaşam mücadelesini kaybeden bebeğin otopsi raporunda "hiç yaşamamış" olduğunun belirtilmesi üzerine aile, ihmal iddiasıyla suç duyurusunda bulundu.

DENİZLİ (A.A)
Alınan bilgiye göre, Denizli’de Hürriyet İlköğretim Okulu’nda sınıf öğretmenliği yapan Sinem Sultan Savaş, hamileliğinin 8 ayında 23 Haziran 2011 tarihinde PAÜ Tıp Fakültesi Hastanesinde Kadın ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Babür Kaleli’nin yaptığı operasyonla bir erkek bebek dünyaya getirdi.
Savaş’ın bebeği doğumdan sonra yenidoğan ünitesinde kuvöze konuldu. Halk eğitim merkezinde öğretmen olan baba Nevzat Savaş (38), cep telefonuyla bebeğin kuvözde fotoğraflarını çekti. Doğum raporunu alan baba, bebeklerine Mustafa ismini vererek, 24 Haziran 2011 tarihindenüfus cüzdanı çıkarttı.
Doğumdan 4 gün sonra Savaş çiftine, hastane tarafından bebeklerinin akciğer yetmezliğinden öldüğü bilgisi verildi. Aile, olayda ihmalin söz konusu olabileceği gerekçesiyle cumhuriyet savcılığına suç duyurunda bulundu.

Başlatılan soruşturma kapsamında, PAÜ 
Adli Tıp Kurumu ve İzmir Adli Tıp Kurumunda yapılan iki ayrı otopside bebeğin doğumdan sonra "hiç yaşamadığı" şeklinde ifadelerin yer alması sonucu, Savaş çifti, hastane yönetimine dava açtı.

Sinem Sultan Savaş, otopsi raporlarının kendilerini şaşkına çevirdiğini, doğumdan sonra kendisine bebeğin sağlıklı olduğunun söylendiğini, karışma ihtimaline karşı yapılan 
DNA testisonucunda bebeğin kendilerine ait olduğunun ortaya çıktığını ifade etti.
Doğumu yaptıran Kadın ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Babür Kaleli ise "Gerekli ifademi cumhuriyet savcılığına verdim. Bizim bir ihmalimiz yok. Bebeğin değişmesi veya karışması diye bir şey asla olamaz" diye konuştu.

-PAÜ Başhekimi Koltuksuz: "Otopsi raporu bilimsel değerlendirilmemiş"

- PAÜ Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Uğur Koltuksuz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, olayda herhangi bir ihmal ya da karışıklığın söz konusu olmadığını, sorunun, otopsi raporunun bilimsel olarak değerlendirilmemesinden kaynaklandığını kaydetti.

Bebeğin doğduktan hemen sonra ağlaması olduğunu ancak bebekte hemen ardından morarmaların görüldüğünü ve bebeğin solunum ile ilgili bir probleminin olduğunun anlaşıldığını belirten Prof. Koltuksuz, şöyle konuştu: "Bu da bize hastanın akciğerlerinin çok iyi olmadığını gösteriyor. Zaten bundan dolayı hastamız yeni doğan kliniğine transfer edilmiş. Resimde de görüyor ki, hastanın burnunda iki tane hortum var. Bu hortumlar vasıtasıyla solunumu destekleniyormuş. Ancak bir süre sonra hastanın solunumunu bu şekilde desteklemek de yetmemiş raporlarda anladığımız kadarıyla. Daha sonra, yine takip sırasında hastanın göğüs boşluğuna hava kaçması hadisesi meydana gelmiş, çocuk cerrahisi tarafından hastaya müdahale edilmiş ve tüp takılmak zorunda kalınmış. Bundan sonra da problem devam etmiş. Bu hastamızda verilen oksijen desteğine rağmen bir türlü yeterli oksijen doygunluğa ulaşamamış. Yaklaşık 48 saat sonra hastanın durumu iyice bozulmuş ve ölüm gerçekleşmiş." Koltuksuz, otopsi raporunun bilimsel açıdan değerlendirilmediğini belirterek, "Otopsi raporu bilimsel açıdan değerlendirilseydi, bunun doğru olmadığı kolayca görülürdü. Çünkü bu tür hastalarda zaten akciğerler söndüğü için, hiç hava almamış, hiç solunum yapılmamış olarak görülebilir. Otopsi raporunu okuduğumuz zaman hiç havalanmamış demiyor. O anda içinde hava olmadığını söylüyor. Bu hiç havalanmadığı anlamına gelmiyor" dedi.

Yapılan testte bebeğin aileye ait olduğunun kesin olarak ortaya çıktığını, bebeklerin karıştırılması gibi bir durumun söz konusu olmadığını ifade eden Prof. koltuksuz, "Ailenin kafasını karıştıran şey, başlangıçta bebeğinin ağladığının söylenmiş olması, sağlıklı olduğunun söylenmiş olmasıdır. Fakat erken doğan bebeklerde bu tür rahatsızlıklar, hastalıklar çok sık olarak görülebilmektedir. Akciğerdeki solunum bozukluğuna bağlı hastanın durumu gittikçe kötüleşiyor ve ölüm gerçekleşiyor" diye konuştu.
Başhekim Koltuksuz, yapılan işlemlerde tıbba, tekniğe veya etiğe aykırı bir şey görmedikleri için kurum içi soruşturma açmaya da gerek görmediklerini sözlerine ekledi.

SİBER GÜVENLİK HUKUKU ÇALIŞTAYI 26-27 Ocak 2012, ANKARA

Malumları olduğu üzere bilgi güvenliği, günümüzde stratejik önemi haiz bir konudur.  Bilgi toplumu çağında bilgiye güvenli olarak erişmek ve erişilecek bilgileri de güvenli olarak korumak en önemli faaliyetlerin başında gelmektedir. Bu bilinç ve inançla çeşitli alanlarda etkinlikler düzenleyerek, tüm yurt satında bilgi güvenliği konularında gerek bireylerin, gerek kurumların bilgi güvenliği bilincini geliştirmeyi ulusal bir görev sayıyoruz.

Her yıl düzenlemeye çalıştığımız “Siber Güvenlik Çalıştayı”; bu yıl 29 Eylül 2011 tarihinde, kamu kurum ve kuruluşlarımız, üniversitelerimiz, sektörde faaliyet gösteren gerçek ve tüzel kişilikler ile sivil toplum kuruluşlarımızın katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Çalıştay sonucunda Ülkemizde Bilgi Güvenliği konusunda yasal boşlukların bulunduğu ve acilen bu alanda çalışmalar yapılması kararı alınmıştır.

Bu amaçla 26-27 Ocak 2012 tarihinde Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı himayelerinde, Barolar Birliği ile birlikte Bilgi Teknolojileri Kurumu ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin destekleriyle  “Siber Güvenlik Hukuku Çalıştayı”  gerçekleştirilecektir.

“Siber Güvenlik Hukuku Çalıştayı” etkinliği, Türkiye Barolar Birliği Konferans Merkezinde yapılacaktır. Detaylı bilgiye Çalıştay resmi internet sitesi www.bilgiguvenligi.org.tr adresinden erişilebilmektedir. Etkinliğe katılım ücretsiz olup online kayıt yaptırılması gerekmektedir.

Etkinliğin birinci gününde; panel oturumları gerçekleşecek, ikinci gününde ise sertifikalı “Siber Bilgi Güvenliği Eğitimi”  verilecektir. Çalıştay programında eğitimlerle ilgili detaylar verilmiştir. Bu eğitim için her kuruma iki kişilik kontenjan ayrılmıştır.

Katılım için www.bilgiguvenligi.org.tr adresinde bulunan çalıştay sayfasından “online kayıt” yapılması veya
sghckayit@gmail.com adresine e-posta gönderilmesi ve onay alınması gerekmektedir.

Bu etkinliğe katılımınızı bekleriz.


Doç.Dr.Mustafa Alkan

Tarih: 26 - 27 Ocak 2012
Yer: TBB Litai Konuk Evi, Balgat/ANKARA
Program: 
http://www.iscturkey.org/calistay

Siber Güvenlik Hukuku Çalıştayı Düzenleme Kurulu

Dünya Tabipler Birliği: 663 sayılı KHK meslek örgütünün özerkliğine saldırıdır...

http://www.wma.net/en/10home/index.html
TTB Yasası’nın birinci maddesinden “hekimliğin kamu ve kişi yararına yapılması” ibaresini çıkaran Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK, Dünya Tabipler Birliği’nin (DTB) de gündemine girdi. 

TTB’nin Türkiye’de sağlık alanındaki gelişmeler ve söz konusu kararname ile ilgili olarak bilgilendirdiği DTB, 150’yi aşkın üyesine mektup göndererek, Türkiye’deki meslektaşlarına destek vermeye çağırdı. DTB; kurucu üyelerine, konsey üyelerine, konsey danışmanlarına ve DTB görevlilerine gönderdiği mektubunda “Yasama organının yetkilerini yok sayarak anayasaya aykırı kanun gücünde kararname çıkarılması ülkedeki yönetimin demokratik değil, totaliter bir yönelimi olduğunu ortaya koymaktadır. Dünya Tabipler Birliği, meslektaşlarımızın mesleki bağımsızlıklarının ve mesleğin kendini denetleme yetkisinin korunması konularında nasıl destek sunabileceğimizi Türk Tabipleri Birliği ile birlikte değerlendirmektedir. Sizi bilgilendirmeyi sürdüreceğiz” denildi.

Dünyadaki tabip birliklerinin büyük bölümünün üye olduğu DTB, hekim meslek örgütlerinin bağımsızlığına yönelik olarak hükümetler tarafından yürütülen ve yasal düzenlemeleri de yakından izliyor. Son olarak Slovakya Hükümeti’nin hekim sendikasını güçsüzleştirme müdahalesini ve Polonya’da çıkarılan bir yasa ile sağlık hizmetlerinin yönetsel boşlukları sonucunda ortaya çıkan mali sorunlardan hekimlerin sorumlu tutulmasına ilişkin gelişmeleri gündemine alan DTB, 663 sayılı KHK ile TTB Yasası’na yapılan müdahaleyi “en ciddi olanı” ve “Türkiye’de hükümetin Türk Tabipleri Birliği’nin temel işlevlerini ve rollerini ortadan kaldırma girişimi” olarak değerlendirdi.

DTB Genel Sekreteri Dr. Otmar Kloiber, 11 Ocak 2012 tarihinde tüm üyelere gönderdiği mektupta, 663 sayılı KHK ile ilgili olarak çeşitli bilgiler aktardıktan sonra şu değerlendirmeye yer verdi:
- Ne yazık ki, yasama organın yetkilerini yok sayarak anayasaya aykırı kanun gücünde kararname çıkarılması, ülkedeki yönetimin demokratik değil totaliter bir yönelimi olduğunu ortaya koymaktadır.
- Türk Tabipleri Birliği ile diğer meslek örgütlerinin kanunlarında ve sağlık alanı ile ilgili yükseköğretim alanında yapılan değişikliklerle, hükümet politikalarıyla uyumlu tavır almayan meslek kuruluşlarının ve öğretim üyelerinin baskı grubu olma özellikleri sindirilmeye, işlevleri boşaltılmaya çalışılmaktadır.
- Dünya Tabipler Birliği, meslektaşlarımızın mesleki bağımsızlıklarının ve mesleğin kendini denetleme yetkisinin korunması konularında nasıl destek sunabileceğimizi Türk Tabipleri Birliği ile birlikte değerlendirmektedir. Sizleri bundan sonra hazırlayacağımız etkinlikler konusunda bilgilendirmeye devam edeceğiz.

Kaynak: http://www.hekimedya.org/oku.php?yazi_id=2940

16 Ocak 2012 Pazartesi

Adli Tıp Doktoru, Conolar İçin İlk Kez Emniyete Geldi...

Adana'da mensupları sık sık adliyelik olan Cono Aşireti'ne mensup kişilerin yaşadığı mahallede geçen cumartesi günü 550 polisle gerçekleştirilen uyuşturucu operasyonunda, gözaltına alınan 66 kişiden 20'si Adliyeye sevk edildi.

Adana'da mensupları sık sık adliyelik olan Cono Aşireti'ne mensup kişilerin yaşadığı mahallede geçen cumartesi günü 550 polisle gerçekleştirilen uyuşturucu operasyonunda, gözaltına alınan 66 kişiden 20'si Adliyeye sevk edildi. Şüphelilerin taşkınlık çıkarma ihtimali üzerine Adana Emniyet Müdürlüğü'nde ilk kez farklı bir uygulama yapıldı ve Adli Tıp Kurumu doktoru çağrıldı. Cumhuriyet Savcısının izniyle Emniyet Müdürlüğü'ne gelen Adli Tıp doktoru, özel hazırlanan odaya tek tek alınan şüphelileri sağlık kontrolünden geçirdi.

Adana Emniyet Müdürlüğü geçen cumartesi günü, 550 polisin katılımı ve bir helikopterin havadan desteğiyle, 'torbacı' diye tabir edilen sokak satıcılarına yönelik Ulubatlı Hasan Mahallesi'nde yaşayan Cono Aşireti mensuplarına yönelik operasyon düzenledi. 60 evde eş zamanlı yapılan aramalarda 2 bin 586 paket eroin ve 463 gram esrar maddesi ele geçirildi, 63 kişi gözaltına alındı. Kaçakçılık- Organize ve MaliSuçlarla Mücadele Şubesi'ne bağlı Narkotik Büro Amirliği'nde sorgulanan şüphelilerden 20'si, bugün Adliyeye sevk edildi. Narkotik timlerinin teknik takibi sırasında uyuşturucu satışı yaparken görüntülendiklerini bilmeyen şüphelilerden bazıları, ifadelerinde suçlamaları kabul etmeyip, "Ben oğluma uçurtma yapıyordum, elimdeki kağıt parçasında uyuşturucu yoktu" diye savunma yaptı. Sorgulamada teknik çalışma sırasında çekilen görüntüleri izleyen bazı şüpheliler ise baygınlık geçirdi.

Uyuşturucu satıcılığı yaptıkları delillendirilen ve sorgusu tamamlanan şüpheliler Adliyeye sevk edilmeden önce sağlık kontrolünden geçirildi. Gözaltındaki şüphelilerle yakınlarının taşkınlık çıkarma ihtimali üzerineAdana Emniyet Müdürlüğü'nde ilk kez farklı bir uygulama yapıldı ve Adli Tıp Kurumu doktoru çağrıldı. Soruşturmayı sürdüren Cumhiriyet Savcısının izniyle Emniyet Müdürlüğü'ne gelen Adli Tıp doktoru, özel hazırlanan odaya tek tek alınan şüphelileri sağlık kontrolünden geçirdi.

Emniyet Müdürlüğü'nden çıkartılışları sırasında kameraları karşılarında gören şüpheliler, alışılan şovlarını yapmaya çalıştı. Kundağa sarılı bebeklerini havaya kaldırıp, "İki günden beri bebeğim aç, polis bize süt vermedi. Eroini evlerimize polis yerleştirdi" diye bağıran şüpheliler, geniş güvenlik önlemi altında Adliyeye götürüldü.

Polis yetkilileri, operasyonda toplam 66 kişinin gözaltına alındığını açıkladı. 32'si kadın 53 kişinin uyuşturucu satmak, 13 kişinin ise uyuşturucu kullanmaktan yakalandığı, bildirildi. Operasyonda birer kullanımlık olarak belirlenen 2 bin 586 paket eroin ve 463 gram esrar ele geçirildiği belirtildi.
(Doğan Haber Ajansı) 10.01.2012 13:27 [3254607]
Kaynak: http://www.haberler.com/adli-tip-doktoru-conolar-icin-ilk-kez-emniyete-3254607-haberi/

DÜZELTME

Merhabalar,
Haberde geçen bir bilginin düzeltilmesi amacıyla yazıyorum.

Adana'da gözaltı muayeneleri "tam tarihini hatırlamamakla birlikte son 6-7 yıldır" , Sağlık Müdürlüğünce pratisyen hekimlerden oluşan, Adli Tıp Birimi olarak anılan bir yapı tarafından düzenlenmektedir. Haber üzerine, Sağlık Bakanlığı bünyesinde görev yapan Adli Tıp Uzmanı arkadaşlarla görüşülmüş, pratisyen hekim arkadaşların, çok sıkıntı olması üzerine gitmek zorunda kaldıkları öğrenilmiştir. Bu muayenelere katılan Adli Tıp Uzmanı yoktur. Bu tür muayenenin de ilk kez olduğu ve tekrarının olmayacağı söylenmiştir.

Selamlar
Prof.Dr. Necmi Çekin
ATK Adana Grup Başkanı